Erdoğan ekonomide ateşle oyun hazırlığında

Mustafa Sönmez
Erdoğan’ın, yükselen enflasyona ve onu körükleyen döviz fiyatı artışlarına rağmen, ekonomik büyüme yönündeki ısrarcı eğilimi, yakın zamanda örnekleri görülen türbülanslara açık bir davet.

Yüzde 19’a dayanan enflasyonun artık düşüşe geçeceğini iddia eden ve faiz indirimlerine gidileceğini belirten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir anda piyasanın çalkalanmasına neden oldu ve dövizde yükselişler başladı. Küresel piyasaların etkisiyle Türk Lirası’nda (TL) yeniden başlayan erime, önceki gün Erdoğan’ın faiz ve enflasyonla ilgili yaptığı açıklamaların ardından iyice belirginleşti.

Altı Ağustos Cuma sabahı 8.56 ile güne başlayan dolar/TL, yönünü yukarı çevirdi ve 8.64’e kadar yükseldi, orada basamak yaptı. Dövizdeki yukarı yönlü hareketin önümüzdeki günlerde de sürmesi ve yeni bir dolarlaşma sürecinin başlaması bekleniyor.

Uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch , yıllık tüketici enflasyonunun (TÜFE) yüzde 19’a yaklaşması ve Merkez Bankası’nın yüzde 19’luk politika faizini yakalaması üzerine reel getirinin negatif bölgeye geçmesinin Türkiye’de halen yüksek olan dolarizasyonu daha da artıracağını savundu. Yatırım bankası Morgan Stanley de Erdoğan’ın faizlerin indirilmesi niyetine dikkat çekerken bunun ağustos ayı para kurulu toplantısında gerçekleşmesine pek ihtimal vermediğini belirtti.

Ağustos ayında Erdoğan’ın iddiasının aksine yine önemli bir enflasyon artışı beklenirken tarımda kuraklık ve yangınlardan dolayı gıda arzı eksikliğinin gıda enflasyonunu körüklemesi, yıllık yüzde 45 artış gösteren sanayici fiyatlarının ağustosta da tüketici fiyatlarını yükseltmesi bekleniyor. Bu ürkütücü eğilime rağmen Erdoğan’ın faiz indirimi niyeti, enflasyonu yeterince önemsemediği ve talimatla faiz indirteceği endişesine yol açıyor. Enflasyonla mücadelenin gerektirdiği durgunluktan, kemer sıkmadan hoşlanmayan Erdoğan, enflasyon içinde büyüme kumarına kendisini mecbur hissediyor ve ateşle oyundan kaçamıyor.

Erdoğan’ın ateşle oyununa verilen döviz limanına sığınma tepkisi, yeni bir dolarlaşma süreci ile birlikte Erdoğan’ın çemberini iyice daraltabilir.

AKP rejimi açısından “doğru” ekonomik politika seçmen desteğini azaltmayan politikadır. İktidara geldiği Kasım 2002’den 2013’e kadar iç ve dış rüzgarlar ile yelkenini şişiren AKP rejimi, düşük enflasyon-yüksek büyüme ikilisinin seçmende yarattığı memnuniyetin de etkisiyle iktidarda kalmayı başardı. Bu, özellikle dış kaynak girişinin sürekliliği ile mümkün oldu. Ancak 2013 sonrası şemsiyenin ters dönmesi, dış kaynak girişinin azalması ile enflasyonu görece yüksek, büyümesi görece düşük bir dönemde iktidarda kalmak zorlaştı. Bugün de Erdoğan, tırmanan enflasyon karşısındaki hoşnutsuzluğu, ağır bedellerine rağmen büyümeyi yüksek tutarak telafi etme tercihinde. Enflasyonla mücadelenin hiç sözünü etmezken, pandemi sonrası canlanan ekonomiyi, büyümeyi vurgulayan bir söylem geçerli. Yılın ilk yarısında baz etkisiyle de yüzde 12’yi bulduğu tahmin edilen milli gelir artışının yılın ikinci yarısında da olabildiği kadar sürmesini, bunun için enflasyonun seyrine pek aldırmadan faizlerin indirilmesini de içeren bir politikayı savunuyor Erdoğan. Ama evdeki hesaplar bu ateşle oyunun çarşısına pek uyacağa benzemiyor.

Türkiye Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) 2021’in ilk çeyreğinde yüzde 7 büyümüştü. İkinci çeyrek büyümesinin ise yüzde 18 gibi gösterişli bir boyutta olduğu tahmin ediliyor. Böylece 2020’nin yani pandemi yılının yüzde 3,3’lük ilk yarı küçülmesinin ardından 2021’in ilk altı ayında yüzde 12 büyüme gerçekleşmiş olacak. Bu flaş büyüme oranında, geçen yılın küçülme performansının baz etkisi önemli ama yanı sıra ekonomide pandemi sonrası “normalleşmenin” getirdiği canlı talebin de etkisi var. En azından nüfusun bir kesimi açısından geçerli olan “enflasyon ateşinde barbekü partisi” olarak nitelediğimiz bu canlılıkta, enflasyona karşı mala sığınmanın, harcamaları öne çekmenin de rolü var.

Erdoğan, bu ilk yarı büyüme rüzgârının ikinci yarıya da olabildiğince taşınmasına öncelik veriyor ve bunu şöyle ifade etti: “Ekonomideki öncü göstergelere baktığımızda büyüme eğiliminin sürdüğünü görüyoruz. Yüzde 7’nin üzerinde bir büyümeyi yakalayacağız. Şu an bu kendini gösteriyor. Beklenenin üzerinde büyüme öngörüyoruz.”

Başta enflasyon ve döviz tırmanışı gibi yan etkiler yaratsa da büyüme şu sıralar Erdoğan’ın sarıldığı ana halka. Büyüme önceliği, yüksek işsizliği biraz olsun yumuşatıyor. Bu da önemli. Son gelen işgücü verileri haziranda dar tanımlı işsizliğin yüzde 10.6’ya, geniş tanımlı işsizliğin de yüzde 22’ye düştüğünü gösterdi. 2021’in başında bu oranlar sırasıyla yüzde 13.4 ve yüzde 30 dolayındaydı.

Ne var ki madalyonun parlak yüzündeki büyümeyi ve istihdamı önemseyen Erdoğan, karanlık yüzdeki yüksek enflasyon ateşi ve yaratacağı dolarlaşma riski konusunda karanlıkta ıslık çalar gibi. Şöyle diyordu Erdoğan son konuşmasında: “Enflasyona gelince, ben özellikle şu anda ağustos ayını geride bıraktığımızda enflasyonda düşüşü göreceğiz. Bundan böyle enflasyonunun daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz. Yüksek faiz yok. Yüksek faiz bize yüksek enflasyonu getirecektir. Düşük faiz düşük enflasyonu getirecektir. Ağustos ayı kırılma noktasıdır. Ağustosta düşük enflasyona geçeceğiz.”

Erdoğan’ın enflasyondaki “canım öyle istiyor” yaklaşımı, hayatın gerçekleri ile pek uyuşmuyor. Enflasyonun önümüzdeki aylarda daha da tırmanma ihtimali güçlü. Temmuz ayında döviz fiyatlarındaki görece inişe rağmen, üretici (sanayici) fiyatlarında (ÜFE) yüzde 2,5’e yakın aylık artış yaşanması, maliyet enflasyonu baskısının emtia fiyatlarından, özellikle enerji fiyatlarından gelmeye devam ettiğini gösteriyor. Baz etkisiyle önümüzdeki aylarda ÜFE’deki yıllık artış devam etmese bile 2022’nin ilk çeyreğine kadar yıllığının yüzde 35-40 seviyelerinin altına inmeyeceği yaygın bir kanı.

TÜFE ayağında ise gıda enflasyonu dirençli. Gıdada temmuzda aylık yüzde 2,8 enflasyon yaşandı, yıllığı ise yüzde 25’e yaklaştı. Kuraklık ve ardından gelen orman yangınlarının ekonomik maliyeti, tarımsal ürün fiyatlarında tırmanış biçiminde yaşanacak.

ÜFE-TÜFE makasındaki fark 25 puana kadar çıkmış durumda. Bu fark, enflasyon algısını tüketici açısından yükseltici bir etki de yaratıyor. Tüketici, yüzde 20’ye yakın resmi enflasyondan ziyade ikisinin ortalaması olan yüzde 30 dolayında bir enflasyonu yaşadığına inanıyor. Bütün beklentiler, bu ortalama beklentiye göre şekillendiriliyor. Mevduat faizleri bu enflasyon karşısında anlamsız kalınca ya tüketim tercihi öne çıkıyor ya da daha güvenli bulunan dövize yöneliş hızlanıyor.

Erdoğan’ın, yükselen enflasyona ve onu körükleyen döviz fiyatı artışlarına rağmen, ekonomik büyüme yönündeki ısrarcı eğilimi, yakın zamanda örnekleri görülen türbülanslara açık bir davet. Büyümenin devamı için Merkez Bankası’na faiz indirimini dayatmak ve kör bir “Faiz indirimi enflasyonu düşürür” imanında ısrar, ateşle oynamaktan farklı değil. Erdoğan, sıkıştığı çember içinde başka oyun planına razı gelmiyor.

Bu riskli oyunu son yıllarda birkaç kez oynayan ve ihmal edilmeyecek büyüklükte kayıplara yol açan Erdoğan, bu ısrarlı tutumuyla kendi iktidarının altını oyarken, Türkiye’de özellikle alt-orta gelir gruplarına, sonraki kuşaklara da ağır faturalar yüklüyor.

 

Al-Monitor

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x