Kronos bir kehanetten korkuyordu. Bu kehanete göre kendi çocuklarından birisi onu öldürecekti. Büyük titan bu kehanetten sakınmak için kendi çocuklarını öldürdü fakat kader peşinden geldi ve Kronos, oğlu Zeus tarafından mağlup edildi. İnsanlık mitolojilerde hayal ettiği karakterlere kendi ruhundan üfler ve onlara kendine has özellikler verir. Burada hikayeye belki de istemeden, insanlığın kaderi yansıtılmış. Bizim de kardeşlerimizi yutan cani bir babamız var ve onu öldürmek zorundayız. Kim peki babamız? Babamız Polemos, o Herakleitos’un onu anlattığı şekliyle “her şeyin atası ve kralıdır, bazılarını Tanrı bazılarını insan kılmıştır, bazılarını köle bazılarını özgür.”
Günümüze gelirsek; Kronos’u bugünkü ucube başkanlık sistemiyle ve bu sistemi inşa etmeye çalışırken bütün kötülükleri yanında toplayarak ve de ilk yol arkadaşlarını bazen birer birer bazen de toplu tasfiye var olmaya çalışan Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu başkanlık yönetimiyle karşılaştırabiliriz.
Bugünkü devlet/ hükümet sisteminin kendini yaşatmaya çalışırken bir yandan kendiyle beraber Türkiye toplumunu da yok oluşa götürdüğü aşikâr.
Çünkü devletin ayağındaki şisler birden fazladır ve yürüyememektedir.
Hareket edemeyen sistem ise çökmeye mahkumdur…
İçte kendisine muhalif olan kesimleri (baş ta Kürtler, solcular, Aleviler, azınlıklar ve modern laikler, az da olsa dindarlar) bastırmak için gerek devlet aygıtıyla ve gerekse kendisine çalışan yargı sistemiyle kontrol altında tutmaya devam etmekte çok zorlanmaktadır.
Ekonomik ve siyasal krizin Elâzığ depremiyle ortaya çıkardığı olmayan devlet gerçeği, tüm toplumca Kızılay olayıyla da görülmüştür. Yani içte sürdürmeye çalıştığı diktatörlüğünü sistem içi kesimleri dahi daha fazla yanında tutamayacaktır.
Buna karşılık manipülasyon, şişirtilmiş milliyetçilik ve Neo-Osmanlı hayalleriyle kendisine dışarıda savaş aramaktadır. Gerek Suriye ve gerekse de Libya, ekonomik ve siyasal krize çare olarak düşünülmüştür. Aradığı zaferler ise sonuçta ya hayali (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gelişmelerle ilgili, “İdlib’deki saldırı sonrası Türkiye, bu saldırının cevabını misliyle vermiş durumda, vermeye devam ediyor” açıklamasına Rusya`dan yalanlama gelmişti) ya da Pirus Zaferi olabilir..
Suriye özelinde başta son tangosunu yaptığı İdlip olmak üzere ve Libya’da göze alabilirse karşısındaki ittifak güçlerine karşı bir cephe açmaya çalışmaktadır ki bu savaşı kazanmaları tam bir hayal.
Buna Türkiye`nin su anki ne siyasal öngörüsü ne de ekonomik Mali gücü yeterli.
Dolayısıyla devlet içi muhalif kesim başta olmak üzere toplumun sistemin değişmesi gerektiği yönündeki baskılarına karşı direnmek için sözde seçimleri bile ertelemeyi göze alabilecektir. Ki seçim tam yenilgi olacağından seçim sonuçlarını dahi meşru görmeyip iptal veya olağanüstü hal gibi gerekçelerle iktidarının ömrünü uzatmaya çalışacaktır.
Bölgede ve dünyada yalnızlaşmış olan ve öngörülemez devlet görünümünde olan Türkiye’de bir erken seçim sorunlara geçici de olsa çözüm olabilir mi?
Kanımca geçici de olsa kısmi yeniliklerle ülkeyi uçurumun ağzından almak için olabilir. Tabii bu da ülkenin tüm toplum kesimlerince de kabul gören yeni bir Anayasa önerisini ete kemiğe büründürmek ve bununla beraber de geniş bir muhalif blok oluşturmakla mümkündür.
Bu da en başta 12 Eylül darbesinden beri kendine gelememiş sol blok olmak üzere Kürt muhalefetin de daha geniş bir perspektifle hareket etmesiyle mümkündür. Son seçimlerde de görüldüğü gibi Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorununa kemikleşmiş inkar teziyle çözüm bulmak imkansızdır. Bu sorun çözülmedikçe de ülkede ne demokrasiden ne ekonomik düzelmeden ne de bölgede ve dünyada yalnızlaşmış ülke durumundan kurtulmak imkansızdır.
Eğer erken seçime yukarıda değinildiği gibi geçici bir çözüm de olsa şimdiden hazırlanmak ve ittifak bloğunu baş çelişki anlamında şimdiki devlet ittifakına (Cumhur ittifakı adı altında sistemin en acımasız, yoz, hukuksuz, ahlaksız, siyasetsiz bloğundan bahsediyorum) en geniş ittifakı şimdiden oluşturmak gerekiyor.
O zaman -ister erken seçim, ister 2023 seçimleri diyelim- nasıl hazırlanmalıyız? Yarınki makalede bu konuda devam edeceğim…
Veysel Tekin











