Geçen sene Ekim ayında yapılan genel ve hemen sonrasındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana Gürcistan’da sular durulmuyor. Politik gerilim ve tartışmalar dinmek bilmiyor. Seçimlere hile karıştırıldığını iddia eden Batı yanlısı muhalefet 5 Ekim 2025 tarihinde yapılan mahalli seçimler öncesi ve sonrasında da sokaklarda. Ülke adeta iki kampa bölünmüş durumda. Bir tarafta, mevcut iktidarın AB ile müzakereleri 2028’e erteleyerek ülkeyi AB ve Batı hayalinden koparıp Rusya’nın kucağına attığını, insan haklarını ihlal ettiğini iddia eden muhalefet, diğer tarafta Rusya ile dengeli ilişkileri savunan, Batı’nın muhalefeti maddi olarak desteklediğini ve ülkeyi riskli bir şekilde Batı’ya yanaştırdığını, ülkenin Ukrayna benzeri bir kaderle karşı karşıya kalacağını iddia eden siyasal iktidar.
Gürcistan, geçtiğimiz yıl kabul edilen ve Batı destekli, sivil toplum kuruluşu görüntüsündeki örgütlenmeleri yasaklayan “Yabancı Ajan Yasası” nedeniyle de, hem ülke içindeki muhalefet hem de Batı’nın sert tepkileriyle karşı karşıya kalmıştı, ancak sorunun kaynağının iki emperyalist güç ABD ve Rusya arasındaki jeopolitik mücadele olduğu izahtan varestedir. Gelişmeler Gürcistan’ın hem yeni bir küresel mücadele alanına dönüştüğünü hem de bölgenin gittikçe kutuplaşmaya başladığına işaret ediyor.
Güney Kafkasya’da çatışan ulusal çıkarların (Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan) yanı sıra, güçlü olmayan devlet gelenekleri de iç ve dış sorunların çözümünde bölge ülkelerini bölge dışı güçlerle işbirliğine yönlendiriyor. Bölgenin, ekonomik ve politik ilişkilerinin Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya’nın oluşturduğu makro bölgesel gelişmeler açısından son derece stratejik bir önemi vardır. Bölge ABD, AB, Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Türkiye gibi devletlerin ilgi odağındadır. ABD bölgeyi Büyük Ortadoğu projesi, Rusya Yakın Çevre Doktrini, İran Arka Bahçe Politikası, Hindistan Asya Enerji Birliği ve Türkiye Jeopolitik Yaşam Alanı çerçevesinden değerlendirir.
Enerji 21. yüzyılda Kafkasya için yapılacak projeksiyonda dikkate alınması gereken en önemli faktör. Hazar havzası yeni bir Ortadoğu olmamakla birlikte yakında tükenecek olan Batı’nın elindeki en önemli petrol sahası Kuzey Denizi’nin yerini almaya aday rezerv kaynaktır. Bu nedenle bölge talan peşinde koşan emperyalizmin iştahını kabartıyor. Keza Gürcistan, Karadeniz ile Kafkas devletleri arasında köprü ve Kafkasları kontrolde stratejik önemdedir. Kafkasya tablosunda gerek ABD elebaşılığındaki emperyalizm ve gerekse SSCB’nin varisi Rus emperyalizmi için asla ihmal edilmemesi gereken önemli bir aktör. Brezinski’nin tanımıyla Orta Asya’ya açılan şişenin mantarıdır.
11 Eylül sonrası Orta Asya jeopolitiğinde yaşanan gelişmelerden sonra Güney Kafkasya ABD’nin projeksiyonuna girdi. 2003 senesinde “Gül Devrimi” adı verilen kitlesel gösteriler ile siyasal iktidarı deviren ABD-AB, o tarihten bu güne sivil toplum kuruluşu adlı ajan örgütlenmeleri ile Gürcistan’ı karıştırarak hegemonyalarını kurmak istiyor. ABD için Gürcistan, Hazar ve Orta Asya’dan gelen/gelecek enerji boru hatlarının geçeceği ülke olmasının yanı sıra Orta Asya’ya atlama tahtasıdır. İlaveten Baltık’tan başlayıp Polonya, Romanya, Bulgaristan, Türkiye’ye kadar devam eden güney kuşatmasında İran ile birlikte eksik kalan halkadır. ABD son olarak bu sene, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki barış antlaşması sırasında Güney Kafkasya’yı Orta Asya’ya bağlayan jeopolitik olarak önemli Zengezur koridorunu 99 yıllığına kiralayarak önemli kazanımlar elde etti.
SSCB’nin dağılmasından sonra Kafkasya’daki etkinliğini kaybeden Rusya açısından ise Kafkasya, Primatov’un “Yakın Çevre Doktrini” ne göre Rusya’nın yumuşak karnıdır. Güneye doğru sıcak denizlerin önünü açmak, yakın çevresinin güvenliğini sağlayabilmek ve daha da önemlisi enerji zengini Hazar ve Orta Asya’nın ABD’ye kaptırılmaması için Gürcistan mutlaka stratejik olarak kontrol altına alınmak zorundadır. Güneyden kuşatıldığını hisseden Rusya, Ukrayna savaşından başını kaldırıp toparlandıktan sonra Kafkasya’yı stratejik denklemine alarak Çarlık Rusya’sından beri süregelen jeopolitik geleneklerini sürdürmekte ısrarlı olacaktır. Nitekim Rusya bu kararlılığını geçmişte Abhazya ve G. Osetya sorununda askeri güç kullanarak göstermişti.
Mevcut konjonktürde Gürcistan’a yakın zamanda barışın geleceğini, muhalefetin sönümleneceğini söyleyebilmek bugün için pek muhtemel görünmüyor. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında ve özellikle Ortadoğu’da son iki senedeki sıcak gelişmeleri peş peşe sıraladığımızda yeni bir paylaşım savaşının kapıda olduğunu söyleyebiliriz. Hegemonyası gerileyen ABD elebaşılığındaki emperyalizm, Çin ile olası kapışmaya karşı Pasifik ve Ortadoğu’da olduğu gibi Güney Kafkasya’da da tahkimatını güçlendiriyor. Dolayısıyla önümüzdeki süreçlerde ABD-AB’nin Gürcistan’da muhalefeti manipüle etmesi yok olmayacak aksine daha da artacaktır.












