Atiye Kalkan
En basit ifadesiyle “halkın kendi kendini yönetmesi” demek olan demokrasi, eski Yunanca’daki “oturulan, ikamet edilen yer”i ifade eden “deme”den türeyen ve “halk” anlamına gelen “demos” ve “güç, iktidar” anlamına gelen “kratos” sözcüklerinin birleşiminden oluşur. Demo-kratos halkın iktidarı, halkın yönetmesi… Her ne kadar teoride tüm “Polis” sakinleri mecliste oy verme hakkına sahip olsa da pratikte Polis sakinlerinin hepsi yurttaş sayılmadığı için siyasal haklardan yoksundur. Köleler, meteikos denen yabancılar -ki Aristoteles de bir meteikosdur- ve kadınlar yurttaş değildir. Yani her zaman çok övgüye değer görülen Atina demokrasisi kadınsız bir demokrasidir. Peki şimdi değişen bir şey var mı? Bunca çabaya bunca değişime, gelişime, elde edilen haklara rağmen kadınlar siyasette ne kadar var? Demokrasinin ne kadar özneleri?
Tüm dünyada kadınlar siyasette hala erkeklere göre daha az yer alıyor. Hala demokrasiler tam anlamıyla kadınlı bir demokrasi sayılmaz. Yarın yerel seçimlere gideceğiz. Peki bizim demokrasimizde kadınlar ne kadar var? Ne kadar kendi özgür iradeleriyle hareket ediyorlar? Yarınki yerel seçimlerde neye göre, hangi ideallerle ya da hangi itkilerle oylarını kullanacaklar?
TÜİK’in 2023 verilerine göre, Türkiye nüfusunun %49,9’unu kadınlar oluşturuyor. YSK, 14 Mayıs’taki genel seçimlerde yurt içi ve yurt dışı toplam seçmenin yüzde 50,4’ünün kadın seçmenlerden oluştuğunu yayınladı. Seçime en fazla katılım sağlanan yaş aralığı ise kadın seçmenlerde 35-49, erkek seçmenlerde 65-75+ iken, en düşük katılım kadın seçmenlerde 65-75+, erkek seçmenlerde ise 18-34 yaş aralığı.
Bu verilere göre aslında kadın seçmenler genel ya da yerel seçimlerde belirleyici olması gereken çok önemli bir güç; ancak araştırmalar gösteriyor ki belirleyici güç olması gereken kadının siyasete katılımı erkeğe göre çok düşük. Bunu derinlemesine incelediğimizde birçok neden sıralayabiliriz tabii ki ama kısaca kategorize ettiğimizde üç temel neden dikiliyor karşımıza. Birincisi, kadına biçilen geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri ve bu rollerin özellikle aile ve ev kavramları üzerine kurgulanması; ikincisi, kadınların sosyo-ekonomik açıdan erkeklere göre daha düşük bir statüde yer almaları ve üçüncüsü, ekonomiyle bağlantılı olarak siyasal ilgi, bilgi ve etkinlik açısından daha sınırlı kaynaklara sahip olmaları.
Geleneksel Toplumsal Yapı Kadınların Siyasal Yaşama Etkin Katılımını Engelliyor
Kadınların siyasal yaşama etkin bir biçimde katılamamasının en temel nedeni, geleneksel toplumsal yapı ve bununla bağlantılı geleneksel toplumsal cinsiyet rol kalıpları. “Kadının yeri önce anasının dizinin dibi, sonrasında kocasının dizinin dibidir” anlayışıyla ana-baba sultasından koca sultasına geçen kadın çocukken toplumsallaşma sürecinde oğlan çocukların aksine itaatkar olarak yetiştiriliyor. Oğlan çocuk nasıl dışa dönük, kamusala açık yetiştiriliyorsa kız çocuk da tam tersine özel alana açık, kamusal alana kapalı bir birey olarak kodlanıyor.
Oğlan çocuk çevresindeki erkekleri model alarak kendini ilgilendiren süreçlere daha rahat katılıyor, politik toplumsallaşma anlamında politik ortama adaptasyonu çok daha kolay oluyor; kızlardan daha hızlı politik tavırlar edinme ve politik meselelere daha fazla ilgi gösterme eğilimi gösteriyor; buna karşın kız çocuk kamusalla bağları daha gevşek ve özel alana değgin yetiştirildiği için politik ortama adaptasyon sürecinde daha sınırlı kalıyor ve kamusalın, dolayısıyla siyasetin erkek işi olduğu inancıyla büyüyor.
İlerleyen zamanda da toplumun ona biçtiği rol çerçevesinde kadın kamusaldan uzaklaştırılıp ev içi alanla sınırlandırıldığı, bir anne ve eş olarak bakım işleriyle görevlendirildiği içindir ki tüm enerjisini buraya harcıyor. Hele de aynı zamanda ev dışında çalışan bir kadınsa zaten siyasetle ilgilenecek ne zamanı ne de enerjisi kalıyor.
Diyelim ki bunları aştı, bu kez de karşısına daha ciddi bir sorun çıkıyor: Ekonomi. Kadın büyük ölçüde ekonomik açıdan erkeğin gerisinde kaldığı, hatta erkeğe bağımlı olduğu içindir ki siyasi roller üstlenemiyor, siyasal katılımın dışında kalıyor. Kadın, çalıştığında da kendine ait bir bütçesi olamıyor çünkü kazancı aileye destek olarak harcanıyor. Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle ekonomik bağımsızlığını elde edememesi ve erkeğe bağımlı kalması siyasi katılımının önünde büyük bir engel olarak duruyor. Bir şekilde siyasette yer almayı başardı diyelim bu kez başka bir sorun ortaya çıkıyor: Erkekleşmiş siyasetçi profili. Maalesef kadınlar siyasette yer alabilmek için kadın bakış açısını kaybediyor. Çünkü çok yıkıcı bir rekabetin yer aldığı siyaset sahnesinde ancak erkekleşerek kalabileceğini düşünüyor.
Kadınların Korumacı Özellikleri Onların Parti Tercihlerine Yansıyor
Kadınların oy verme davranışına gelecek olursak… Maalesef kadınların oy verme davranışları ve seçim tercihleriyle ilgili çalışmalar çok sınırlı ama yine de yapılan çalışmalar ışığında bazı sonuçlar elde edebiliyoruz. Eğitim, istihdam, güvenlik, ataerkil normlar gibi unsurlar kadınların oy kullanma davranışını etkiliyor. Oy verme davranışını yaş, eğitim, ekonomik özgürlük, etnisite gibi değişkenlerle birlikte ele aldığımızda toplumsal cinsiyet açısından erkeklerle aralarında çarpıcı farklılıkların olduğunu gözlemliyoruz.
Kadınların siyasal parti ve aday tercihleri, siyasal ilgi alanları ve katılma oranları erkeklerin tercihinden önemli farklılıklar gösteriyor. Literatürdeki çalışmalara göre kadınların ilgileri daha çok yerel sorunlarda, erkeklerin ilgileri ise daha çok ulusal sorunlarda yoğunlaşıyor; bu nedenle yerel seçimlere göre genel seçimlerde kadın seçmenin katılım ve ilgi düzeyi çoğunlukla daha düşük kalıyor.
Erkeklere göre siyasal tercihlerini daha kolay değiştirebilmelerine rağmen siyasal tutumlarında kadınların daha statükocu bir eğilim gösterdiğini, değişimden yana olmadıklarını söylemek mümkün. Mevcut yapının korunmasında daha ısrarcılar. Erkeklere göre siyasi gerginliklerden daha fazla kaçınma ve otoriter sistemleri daha fazla benimseme eğilimindeler. İstikrar ve riskten kaçınma burada önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor ki bu da kadının annelik rolü nedeniyle korumacı doğasıyla bağlantılandırılıyor. Son tahlilde erkeklere göre daha muhafazakar ve tutucu bir eğilim içinde oldukları görülüyor.
Kadınların korumacı özellikleri onların parti tercihlerine yansıyor. Daha çok sağ partileri destekledikleri buna karşın erkeklere göre sol değerlere daha uzak durdukları görülüyor. Türkiye özelinde bu noktaya odaklandığımızda aslında çok şaşmamak gerekiyor. Çünkü 1950’lerden itibaren hızla gelişen kırdan kente göçle birlikte daha önce tarım emekçisi olan kadın kentlerde istihdam edilemedi. Bunun da ötesinde geleneksel köylü kadın tipinden kentte tamamen ev içi alana hapsedilen kadına dönüşerek görece serbestliğini kaybetti. Aynı yörelerden gelenler aynı yerlere yerleşerek kent çevresinde terk ettikleri yörelerin küçük bir modelini oluşturarak kendi içinde kapalı kültürlerini oluşturdular. İş gücüne katılamayarak ev içi alana hapsolan, aynı zamanda yoksullukla boğuşan kadınsa kendine benzeyen diğer kadınlarla birlikte çoğunlukla bazı muhafazakar gruplarla etkileşim içine girdi. Türkiye ortalamasında kadın seçmenler arasında en büyük kategoriyi %32 ile bu ev kadınları oluşturuyor. Sağ partiler farklı toplumsal kesimler arasında en çok ev kadınları arasında oy alıyor.
Yapılan araştırmalar, iş gücüne katılan kadınların siyasete daha çok katıldıklarını, seçim tercihlerinin çeşitlendiğini ve sol kökenli partilere de oy verdiklerini gösteriyor. Kadınların eğitimleri, sosyo-ekonomik düzeyleri yükseldikçe siyasete olan ilgileri, siyasal bilgileri artıyor; daha fazla siyasal katılım içinde yer alıyorlar. Çalışan bir kadınla ev kadını arasında farklar olduğu gibi 25 yaşındaki genç bir kadınla 45 yaşındaki orta yaşlı bir kadının oy verme davranışı da birbirinden farklı.
Kadınların oy verme davranışlarına ilişkin bir başka veri ise erkeklere oranla daha fazla uyarılmış oy kullanmaları. Her ne kadar seçimlerde kendi oyunu tek başına, bağımsız kullanıyormuş gibi görünse de aslında kocasına, babasına, oğluna, amcasına, dayısına bağımlı olarak oy kullanıyor. Kadınların bağımlı oy kullanması -oran değişse de- modern ya da az gelişmiş fark etmeden tüm toplumlarda görülüyor.
Bu yerel seçimlerde uyarılmış oyların en az olduğu, herkesin özgür iradesiyle sandığı gittiği bir seçim olması dileğiyle.












