Motosiklet günlüğü- 5

‘Hayat bir kitaptır. Seyahat etmeyenler hep aynı sayfayı okur.’ (St. Agustıle)

İnce, dar, sebze ve meyve bahçelerini ikiye ayıran  yolun üzerinden kıvrıla, düzele uzun ve tatlı bir yolculuk daha yaptım. Havası gerçekten o kadar temiz ki oksijenin burnumu yakmasından anladım. Yolum uzun ve tatlı. Kazdağlaırı o kadar büyük ki, saatlerce  yol almama rağmen hala eteklerindeyim. Mavi gökyüzünün altında yeşil mi yeşil yeryüzünün ortasında bir yolculuğun ardında hapishane arkadaşım Muhittin ve sevgili güzel arkadaşım Arife karşıladı beni. Onlarda, Kazdağları’na yerleşmişler. Zeytin ağaçlarının yanar döner su yeşili kadife görüntüsü dallarının salladıkça rüzgar flüt çalıyor sanırsınız. Soğuk su, sıcak çay ve demli sohbetin ardından yola koyuluyorum tekrar.

‘Gittiğin yerde sadece yeni  hatıralar al ve sadece ayak izlerini bırak.’ (Cheief Seattie)

Akşam olup karanlığın ardına varmadan Nihat Fatma Turan ailesine konuk oluyoruz. Burası öyle bir yer ki bütün dostlar buraya uğramadan, bir tas isotlu ayran içmeden göndermiyorlar misafirlerini. Hatta adına E 11 koğuşu dedikleri odalarını hazırlıyorlar. Kimi dostlar parmağının ucuyla zile basıyor, kimi dostlar dirseğinin ucuyla kapıyı açıyor. Eli dolu geleni de gelmeyeni de kül altında kalmış korlar gibi, hani için için yanan ve gerektiğinde bütün vücudu ısıtan korlar vardır, onlar gibi bu dostlar. Sohbetle karıştırıp aşkla üflediğin zaman ısıtıveriyorlar insanı. Akşam mangal, sabah, bahçeden kabartılmış domates, biber. Bir de maydanoz  çeşit çeşit köy peynirleri. Ev yapımı reçel, tereyağı  ve bal. Kahvaltıda sadece yok, yok.

Şimdiki rotam İzmir.  Ama İzmir’e giderken Ayvalığa, geçerken Cunda’ya uğramamak olur mu? Sahilde bir balıkçı meyhanesini gözüme kestiriyorum. Hava nasıl sıcak, nasıl mavi bir öğlen vaktidir? Hemen soğuk bira söylüyorum. Hep “Şeytan Sofrası” ndan mı  bakacağız Ayvalığa, Cunda”ya? Birazda Cunda’dan bakalım  “Şeytan Sofrası” na. Sarmısaklıya… Bakarak selam yolluyorum benim şeker abim Arif Acar’ a. Soğuk bira, kızarmış kalamar…

Tadı yüreğimde, ayrılıyorum.

Yollar, yeni şeylere açılan kapılardır.

‘Yolculuk, önce seni sözsüz bırakır, sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür.’ (Ibn Battuta)

Tekrar düştüm yollara. Keyifsiz bir şehir içi yolculuğun ardından bir süre önce ameliyat olan dostum Necdet Ayma’yı ziyaret ettim.

Harikulade ev yemekleri yapan Mahinur ‘n Girit Sofrası’nın mezelerini tattım. Ve ” Yolu Metris’ ten geçenlerin İzmir’deki mutlak durağı, Gülşen ve Celal Şelte ailesine uğradım. Burası otogar gibi, nereye giderseniz gidin bu bu otogarda iniyorsunuz. Sıcak duş, havlu, sofra… her şey hazırlanmış bir saat önceden. Rakı buzlanmış, sohbet, demli… Sabah kalk borusunun ardından keyifli bir kahvaltı sofrasında buluyorum kendimi. Çok teşekkür ediyorum onlara o kadar sıcaklardı ki, yüreğimde hissettim.

Ertuğrul Dinleten, yoldaşım ile bir türlü görüşemedik, telefonlaştık.  Buluşacaktık ertesi gün Zeytin Kafe’de, olmadı. Sağlık olsun.

Aydın otobanı düz ama rüzgarlı. Rüzgar motosikletçinin kabusudur. Zakkum çiçeklerin arkasına saklanarak yol aldım.  Çok şirin bir köydeyim şimdi, Şirince. Eski bir dost karşıladı beni. Öyle bir sarıldı, sıktı ki vücudu göğsüme yapıştı.

Şirince deyince akla hemen şarap gelmesin. Burası “kutsal” bir yer. Kıyamet koptuğunda birtek burası sular altında kalmayacak(mış) . Dallamanın biri kıyamet günü ve saatini bile verdi. Aklıeveller, ünlüler buraya hucum etti. Kıyamet kopmadı tabi.

Burası neden güzeldir biliyor musunuz? Elbette ki çeşit çeşit aromatik meyve şarapları, doğasının yanında, çarpık yapılaşmasına izin verilmediğinden tarihsel yapısını korunmuş. Ama genede yapan yapmış ve “ben yaptım oldu” denilmiş, çarpıklıklar var. Genede sokakları dar, eğri büğrü bir dere yatağı gibi.  Evlerinden tarih fışkırıyor. Bunlar kadar buraya değer katan Aziz Nesin’in Matematik Köyü olmasıdır. O kadar güzel ki, anlatamam. Fotoğraf mı? Gelmelisiniz, görmelisiniz.

Bugün bitti.

Memet SÖNMEZ

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x