ÖLÜ EVİNDE KOMİKLİK YAPMAK

HomeManşet Haberler

ÖLÜ EVİNDE KOMİKLİK YAPMAK

Neval Sultan

Aman ne güzel, yeni bir yıla giriyoruz. Bu pahalılık ve pandemide (olmasa da dışarıda yılbaşı eğlencesi bizim alışkanlıklarımızdan olmadığı için belki) mekanlara akamayacağımıza göre, ne yapsak, TV mi izlesek? Dansöz bile neredeyse çarşaf giyecekmiş de iz ucundan dönmüş! Şarkı, türkü desen spotify ve youtube Premium üyeliğim var, bir ses bombası ile evi her an discoya çeviriyorum zaten… I-ıh… TV kesmez…
Aa, Cem Yılmaz’ın yeni gösterisi Netflix’e yüklenmiş. E bari bir yenilikle girelim, stand-up izleyelim. Güleriz biraz… Cem Yılmaz sonuçta o…
Neydi adı?
Buldum: Diamond Elite Platinum Plus…
Yine bulmuş abuk subuk bir isim işte… Buna bile gülerim ben.
Başlıyor…
Sahne aynı… Alkışlar…
Ama yaa çok yaşlanmış!.. Saçlarını boyasa mıymış ki acaba? Benimki de laf! Zaman ona geçmiş de bana geçmemiş sanki… Ekrandan fırlayıp “sen önce kendine bak” dese haklı…
Ya gösteriyi izleyip bitirmişlerin söyledikleri? Onlar da haklı mı?
“Hiç beğenmedim/Gülemedim maalesef/ Eski tadı yoktu/ Cem Yılmaz yine döktürmüş, çok eğlendim/ Küfürden başka bir şey yoktu, bu mudur yani?/ İş, meslektaşına hem de dört kere laf çakmaya kadar geldiyse Cem Yılmaz çoktan bitmiş demektir/ Ay bunu para verip izleyenler var bir de, acıdım paraya valla/ Beğenmezsen beğenme, saygı duy azıcık beğenene/ Arkadaş fikrimizi de mi söyleyemeyeceğiz, komik değildi, beğenmedim işte/ Dindar olmuş bu yaa/ Osuruktan medet ummuş arkadaş…” diye başlayıp “çık lan dışarı, kozumuzu orada paylaşalım” kavgasına gitmesi an meselesi yorumlar bunlar…
Buram buram öfke, ötekileştirme, ayrıştırma, nefret, çok bilmişlik, ukalalık, kendini beğenmişlik, bilmezlik, anlamazlık kokan yorumlar…
Yoksa biz soytarılık ile mizahı (özellikle hiciv sanatını) birbirinden hiç mi ayıramamıştık?
Cem Yılmaz’ı Cem Yılmaz yapan şey gözlem yeteneğinin ürünlerini hiciv sanatının kelimeleriyle ve davranışlarıyla sahnede izleyiciye ayna gibi yansıtması değil miydi? O zaten hiçbir zaman komiklik yapan bir soytarı olmamıştı ki…
Önceki yıllarda aldığı en büyük eleştiri cinselliği ön plana çıkaran espriler yapmasıydı ki “bir başladı zenci pipisi, bitirdi zenci pipisi…” diyenlere “Abi konu uzun ben napiyim” cevabıyla “sizin aklınızdakileri anlatıyorum işte, bu konu sizde olmasa bende de olmazdı” diyebilmiş bir ustaydı.
O zamanlar dünyamızda saçma sapan bir Türkilizce ile “little litte ortaya karışık” istemek vardı. Kendimizin o halini Cem Yılmaz’ın gözüyle görmek güldürüyordu bizi… Çünkü komiktik… Art niyetlerimiz yoktu, kibrimiz yoktu. Birbirimizi aşağılamak için bakmıyorduk, garsona “ortaya karışık” hareketi ile sipariş verirken… “Ay Cem Yılmaz görmesin ‘hala mı?’ der” deyip gülüyorduk…
Peki şimdi ‘gösteri’ adlı aynada ne izledim ben diye sordum kendime…
Toplumun getirildiği yaşam standartları içinde payına düşen üretim ve yaşam mücadelesini iliklerine kadar hissetmiş, bir şeylerden acı duyan olgun bir sanatçı vardı öncelikle sahnede.
Kendini Diamondlar, pluslar, platinler, elitler sanarak, yaşadığı ezikliği ve tükenmişliği aşmaya, bir başkasının hatası üzerine basarak “Kalite” sıfatını yakalamaya çalışan çarpık ağızlı ukalalıklarımızı seyrettim. Evet anlatım komikti ama anlatılan değil… O yüzden kahkahalarla gülemedim, sadece içli bir gülümseme geçti yüzümden… ‘Kakabüs’ün öz saygısı, insana saygısı ve işine saygısı yerinde güvenli abisinin yerine, yıllar içinde, spor salonunda ego tatmini yapan züppeler geçmişti işte ve hiç komik değillerse suç anlatanda olmuyordu…
Herkesin birbirini din/dinsizlik ile ayrıştırdığını, ‘Allah ile kul arasına girebilme cüretini gösteren pervasızlardan’ yaka silkildiğini, dinin siyasete ve ranta alet edildiği son yılların çaresizlik handikabının cendere gibi elimizi kolumuzu sıkıştırdığını seyrettim…
Gülecek osuruktan başka bir şey kalmadığını, osuruk esprisi yaparak avaz avaz bağıran bir hiciv ustası seyrettim…
Herkesin en az 10 dakikalığına ünlü olduğu sosyal medya çılgınlığı içinde değerlerimizi değirmen taşında öğüttüğümüzü fark etmediğimizi seyrettim…
15 yıl önce kahkahalarla güleceğimiz ‘arama kurtarma ekipleriyle beraber kendini arayan adam’ haberine artık acı bir tebessümle güldüğümüzü gördüm…
Hepimizin birer Recep İvedik olduğu yerde, bari Ata Demirer’in taklitlerindeki saflıkta kalsaydık diyen bir serzeniş gördüm.
Dilinin döndüğünce bize bizi anlatanın bile kelimelerinin, beynen ve duygusal olarak çöküşümüzü anlatmaya yetmediğini ve küfürden başka çare kalmadığını da gördüm…
“Malzemesi yurdum insanı olan Cem Yılmaz gibi birinin, politik eleştiri için sadece sokak röportajlarını bile kullanması yeterli olur halbuki gözleme dayalı sağlam espriler için” diye düşünürken, Silivri’nin soğuk olduğu aklıma geliyorsa, onun da aklına geldi elbet ki bu endişeye dayalı yokluğu(!) izledim…
Kullandığımız dilin geldiği ‘anlam yitimi’ seviyesinde her birimizin karşımızdakini öteki ve düşman yapmak için dini, homofobikliği, parayı, helal kazancı, üretimi parça pinçik ettiğini, her bireyin ve hatta özellikle göz önünde olan sanatçıların da bu düşmanlıklara karşı sürekli kendini savunmak zorunda kaldığını izledim…
Ahlakın ne olduğunun sorgulandığı espri gibi duran gelenek eleştirisi izledim…
Ben bu gösteride son 10 yıldaki kendimi/kendimizi izledim…
Gülmedim… Gülemedim… Anlatan da gülememiş çünkü… Kimsenin tuzu kuru değilmiş, kimse gelecekten umutlu değilmiş çünkü…
Cem Yılmaz bitmemiş, biz bitmişiz meğer… Onu gördüm…
Bu gösteri, toplum gözlemi yapan ve gözlemlerini önümüze ayna olarak sunan bir hiciv ustasının başyapıtı olabilir… Ama gülmek isteyenler için bir soytarının komiklikleri olmadığı kesin…
Kendimizi izlerken kahkahayla gülebileceğimiz, çizilip kırılmamış, sırı bozulmamış aynaların olacağı yeni bir yıla gireriz umarım…
Mutlu seneler…

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments