Rönesans şehir hastanelerini niçin Danimarkalılara sattı?

Mustafa Sönmez

Rönesans’ın şehir hastaneleri gibi kârlı bir yatırımı devretmesinde şirketin döviz borcunun etkili olduğu düşünülürken bazı gözlemcilere göre Erdoğan’ın zayıflamaya başlaması Saray’a yakın firmaları yeni pozisyon almaya zorluyor.

Saray’ın müteahhidi olarak bilinen ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a en yakın sermaye gruplarından Rönesans, Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle 25 yıllığına üstlendiği beş şehir hastanesini işletme işini Danimarka kökenli ISS firmasına devretti. Rönesans, KÖİ modeliyle son 10 yılda inşa edilen şehir hastanelerinin yarısından çoğunun (yaklaşık 10 bin yatak kapasiteli) üstlenicisi. Rönesans’ın ISS Grubu’na işletme hakkını ne kadara sattığı ise açıklanmadı.

Hastane işletmeciliği dâhil birçok hizmet sektöründe faaliyet gösteren ISS, 1901 yılından bu yana 30’dan fazla ülkede faal. Türkiye’de de özel güvenlik hizmeti dâhil çeşitli hizmet alanlarında 40 bin dolayında çalışanı olan ISS’in, Rönesans ile Adana Devlet Hastanesi’nde başlattığı işbirliğinin ardından gruba ait tüm hastane hizmetlerini üstlenmeye karar verdiği anlaşılıyor.

Şehir hastanelerini üstlenici firmalardan kiralayan ve hizmet tedarik eden Sağlık Bakanlığı, her ay bütçesinden avroya endeksli ödeme yapıyor. Döviz yükseldikçe fahiş tutarlara varan bu ödemeler, muhalefet partilerince sık sık eleştiriliyor.

Rusya’da yatırımları olan ve Türkiye’de enerji sektörüne de yatırım yapmış bulunan Rönesans’ın bu kârlı yatırımı neden devrettiği merak ediliyor. Üzerinde en çok durulan ihtimal, şirketin enerji sektöründeki yatırımlardan sıkışmış olması ve döviz borcunun, TL’nin hızlı değer kaybı ile şirketi satışa zorlaması.

Öte yandan, Erdoğan’ın zayıflamaya başlaması üzerine Saray’a yakın firmaların hedef küçültmek amacıyla da varlık satışlarına yöneldiklerinden söz ediliyor. Özellikle ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kamu çıkarı gözetmeyen KÖİ projelerini devletleştirme söyleminin, bu projeleri üstlenmiş firmaları hisse satışı dâhil yeni pozisyon almaya zorladığı konuşuluyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında İngiltere’den örnek alınarak yapımına başlanan şehir hastaneleri, üstlenici firmalarla yap-işlet-kirala yöntemiyle hayata geçirildi ve 2021 ortasına kadar yatak kapasiteleri yaklaşık 20 bini buldu.

İlk örnekleri Adana, Mersin, Isparta gibi güney illerinde faaliyete geçen bu hastaneler ortalama bin yataklı iken İstanbul, Ankara gibi metropollere 3 bin yataklılara varan daha büyükleri yapıldı. Üstleniciler, başta Rönesans, CCN, YDA, Türkerler, Astaldi olmak üzere AKP’nin KÖİ projelerinde tercih ettiği “gözde” firmalardan oluştu. Bunlardan Rönesans, beş büyük şehir hastanesi ve yatak kapasitesinin neredeyse yarısına hâkimiyeti ile sektörün en büyüğü olarak dikkat çekti.

KÖİ modeliyle yapılan şehir hastanelerinin kamuya yükleri netleştikçe bunların kamu çıkarına uygun olmayan ama üstlenici şirketlere tatlı kârları çeyrek yüzyıl boyunca sağlayacak işler olduğu artık saklanamaz oldu.

2019 yılından itibaren yeni şehir hastanesi ihalesi açılmamakla birlikte, üstlenilenin kamuya getirdiği yük bütçelerde karartılmaya, 2021 başından itibaren hiç açıklanmamaya başlandı. Sadece son üç yılda şirketlere ödenen 16 milyar TL’yi bulan şehir hastanesi kira ve hizmet giderleri için, 2021 bütçesinde de 16 milyar TL (yaklaşık 2 milyar USD) ödenek ayrıldı. Bu ödemeler muhalefet partileri ve diğer kuruluş ve yorumcularca sık sık eleştirildi. Avro üstünden yapılan sözleşmeler, avrodaki her artış karşısında kamuya daha ağır TL üstünden yükler bindiriyor. 25 yıl boyunca şehir hastanelerinden alınacak hizmet ve kira bedelinin tutarı 81 milyar doları aşıyor. Bunun TL karşılığının nereye vuracağını, TL’nin değer kaybı belirleyecek.

Birçok KÖİ projesinde olduğu gibi dövizle yapılan anlaşmalar, verilen ciro garantileri, kamunun merkezi bütçesine ağır yükler getirdi. Üstlenicilerle imzalanan 25 yıllık sözleşmelerde uluslararası mahkemelerin yetkili kılınması, üstlenici için güvenli, konforlu bir madde. Ama yine de muhalefet partileri, özellikle CHP her fırsatta şehir hastaneleri dâhil olmak üzere KÖİ sözleşmelerinin gözden geçirileceğini ve kamu çıkarı gerektiren yerlerde düzenlemelere gitmekten geri durmayacaklarını açıkladılar. Mesela CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 25 Temmuz 2020’de açıkladığı “İkinci Yüzyıl Manifestosu”nda şöyle dedi: “Halkın iktidarında hastanenin kaça yapıldığını vatandaş bilecek. Kamu-özel yatırımları ile vatandaşın parasını alan bütün yatırımları inceleyeceğiz, düzenleyeceğiz.”

Rönesans’ın hastane hizmetleri yatırımlarını bir paket hâlinde Danimarkalı ISS şirketine satmasında iktidar değişimi ihtimali ve arkasından yapılması muhtemel düzenlemeler etkili olmuş muydu? Kimi yorumcular, sadece şirketler dünyasında değil, yargıda, bürokraside son zamanlarda iktidardan görece bağımsız kararların artıyor olmasına dikkat çekiyorlar. Yaklaşan yeni döneme dönük bir tür “yeni pozisyon alma hazırlığı” olarak görülen bu adımların, önümüzdeki zaman diliminde daha çok örneklerinin görüleceği ifade ediliyor.

Rönesans’ın vakit varken varlık satışı ile hedef küçültmek istediği ama aynı zamanda yaşadığı nakit sıkışıklığı karşısında da bu yola gittiğinden söz ediliyor.

Rönesans’ın inşaata paralel en önemli yatırımları enerji alanında. Grup, enerji yatırımlarını şöyle tarif ediyor: “Rönesans Enerji, kendi inşa ettiği santrallerle 2014 yılı başı itibarıyla yaklaşık 115 MWm kurulu güce sahip olmuştur. Bununla birlikte, Rönesans Enerji 2016 senesi içerisinde, Elektrik Üretim A.Ş’ye (EÜAŞ) ait ve 51 MWm kurulu güce sahip Şanlıurfa Hidroelektrik Santralinin işletme devri ihalesinde en yüksek teklifi vermiş ve Şanlıurfa HES Tesisinin 49 yıllık işletme hakkını elde etmiştir. Böylece 2017 yılı itibarıyla toplam kurulu gücünü 166 MWm seviyesine çıkarmıştır.”

Enerjideki bu yatırım ve özelleştirme için hatırı sayılır miktarda döviz kredisi kullanan Rönesans’ı hastane hizmetleri alanından çekilmeye zorlayan bir etmenin de bu döviz borç yükü olduğu konuşuluyor.

Rönesans’tan beş şehir hastanesi ile ilgili üstlenimleri satın alan ISS ise 30 ülkede 500 bine yakın çalışana sahip. Bu istihdam sayısıyla ISS, Avrupa’nın üçüncü, dünyanın dördüncü en büyük işvereni konumunda. 60 bini aşkın kurumsal müşteriye hizmet veren ISS, temizlik, güvenlik, teknik bakım, catering, bitki bakımı ve haşere kontrolü ile destek hizmetleri sunuyor. Türkiye’de uzun zamandır faaliyet gösteren Danimarkalı şirketin Ankara, Antalya, Bursa, İzmir şubeleri ve Adana, Gaziantep, Eskişehir, Denizli bölge ofislerinde 40 binden fazla çalışanı var.

Havaalanları, otoyollar, köprülere göre şehir hastaneleri KÖİ projeleri içinde “en kılçıksız” olanı. Diğer KÖİ’lerden üçüncü Boğaz köprüsünün bir kısım hissesi Çinliler tarafından satın alınmış, İstanbul Havalimanı’nda ise bir yerli ortak hissesini diğer yerli ortağa satmıştı. Yeni şirket devirlerine heves ve niyet yakın zamanda yine olabilir ama yeterince cazip görülmesi, fiyatın epey kırılmasına bağlı gibi görünüyor. Tabii ki en geç 2023’te belirlenecek yeni iktidarın KÖİ’lere nasıl yaklaşacağını da göze almak gerekiyor.

 

Al-Monitor

Yazar Profili

Mustafa Sönmez
Mustafa Sönmez
ODTÜ İdari İlimler Fakültesi 1978 mezunudur. Politik, düşünsel eylemliliği 1980 öncesi ODTÜ’de ve kısa adı TİB olan Tüm İktisatçılar Birliği’ndeki faaliyetleriyle başladı, DİSK Petkim-İş, Yeraltı Maden İş, Demokrat gazetelerinde sürdü.

1980 sonrasında araştırmacı –uzman olarak çeşitli kurumlarda çalıştıktan sonra 1983 yılında Nokta dergisinde ekonomi editörü olarak medya sektöründe yer aldı. Uzun bir süre bağımsız çalıştı, kitaplar üretti.

2009-Mart 2013 döneminde Cumhuriyet, Nisan 2013-Şubat 2014’te Yurt , 12 mayıs-1 Eylül 2014 arasında Sözcü gazetesinde; Nisan 2015-Eylül 2015 döneminde BirGün gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Mayıs 2013-2016 arası Hürriyet Daily News‘de de haftada 1 gün ekonomi yorumları yazdı. Merkezi Washington’da olan Al-Monitor haber sitesine haftalık yazı katkısı ise Ekim 2016’da başladı. Ekim 2017-Nisan 2019 arası Artı TV’de her hafta Salı günleri Ekonomi Politik isimli programı yaptı.Eylül 2019’dan itibaren de Halk TV’de söz konusu programı sürdürdü.

Çeşitli TV kanallarında ve radyolarda yorumculuk faaliyetinin yanında araştırma üretimini ve kitap yayınlarını sürdürmektedir. TMMOB Makina Mühendisleri Odası danışmanıdır ve Oda için sanayi araştırmaları yapmaktadır.

Gazeteci-yazarlık uğraşına paralel olarak ilki 1977 yılında yayınlanmak üzere Türkiye ekonomisi üstüne 30 dolayında kitap yayımladı.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x