Siz Barikatı Yıkın, Bulaşık İşi Bende

HomeEmek Dünyası

Siz Barikatı Yıkın, Bulaşık İşi Bende

Baştan söyleyeyim bu yazının muhatabı kadınlar değildir. Bu yazının asıl muhatabı, biz erkekleriz. Yani kadınların özgürlük ve eşitlik arayışında, özgürleşme ve eşitlik taleplerine karşı, söylemde olmasa da pratikte ayak direyen biz erkekler. O yüzden bu yazı (tabii ki kadın arkadaşların okumasına da açık) erkeklerin kendi arasında erki tartışmasına bir giriş demek yerinde olur.

Bu yılki 8 Mart eyleminde bir dövizin üzerinde, “Barikatı yıkarım, Bulaşığa karışmam” yazıyordu.

Ben de sosyal medya sayfamda, “Siz barikatı yıkın, bulaşık işi bende” diyerek bu fotoğrafı paylaştım. Pek çok arkadaşım beğendi, bir kısmı şakalaştı, biraz da tartıştık.

Sonuçta yine bir 8 Mart daha geldi geçti. Herkes bir fikir söyledi, bir ideolojinin tarafı ya da taraftarı oldu. Kadınlar barikatlara yüklendi, erkekler alkış tuttu… Ama eşitsizliğin asıl üretildiği ve nasıl giderileceği üzerinden, bol teorik tespitler yapılsa da (ki bu tespitlerde su götürür) bu sorunun bir kısmının en azından bizim cephede, pratikteki çözümünden pek bahseden olmadı. Olduysa da ben görmedim. İşte bugünkü yazımda bundan bahsedeceğim.  “Siz barikatı yıkın, bulaşık işi bende” başlığının altını doldurmaya çalışacağım yani.

Eşitsizliğin Kaynağı ve Sömürü

Bir eşitsizlikten söz ediyorsak sadece o eşitsizliğin varlığından değil, aynı zamanda o eşitsizliği yaratan koşullardan da söz ederiz. Eşitsizliğin yarattığı sonuçlardan kendi payına çıkar elde edenler,  bir yandan eşitsizliğin sürmesi için kurallar ve normlar oluştururken, diğer yandan da yeniden üretilmesini sağlayacak mekanizmalar geliştirir. Üstelik kendisi, bizzat bu eşitsizliğin ve sonucunda sömürünün kaynağı iken, sömürüye maruz bıraktığı kesimin de ideolojik olarak sömürüsünün devamını sağlar haline getirir.

Aslında eşitsizlik hem ezen, hem ezilen tarafından derinleştirilir. Tumturaklı laflarla sömürüye karşı çıkılır ama o laflara rağmen, günlük pratikte ezen olmaktan, sömüren olmaktan vazgeçilmez.

Kadının emeğinin sömürülmesi de bu ilişki biçiminden payını alır. Üstelik sömürüye karşı olan kadın ve erkek bireylerde dahi bu sömürü olanca yoğunluğu ile sürer gider. Ben burada toplumun ileri unsurları arasındaki eşitsizlik ve sömürüden bahsedeceğim yani bizim kendi sömürümüzden, eşitsizliğin tüm taraflarca yeniden üretilmesinin örgütleyicisi olduğumuzdan, bahsedeceğim.

Bunun için de çok teorik ve tumturaklı laflara gerek olmasa da bazen meselenin anlaşılmasında yalınlık, basitlik olarak anlaşıldığından, bazense meselenin nedeni konmadan, sonucu açıklayıcı olamadığından bir iki söz daha etmek zorunda hissediyorum.

Özel mülkiyet bütün eşitsizliklerin kaynağıdır. İş bölümünün ortaya çıkması ile bu mülkiyet ilişkisi, emek ile sermaye arasında oluşan sömürüyü toplumsal yaşamın her alanına ve ilişki biçimine yaymıştır.  Bu sömürünün ana çelişkisi olan emek-sermaye çelişkisi, kendisine yarattığı toplumsal yaşam çeşitliliğinde tüm ilişkilerde de bir sömürüye yol açmıştır. Sömürünün sürgiti içerisinde iş bölümü de her türlü eşitsiz gelişmeyi tetikleyerek, kendi özel sosyolojisini oluşturmuş ve yine eşitsizliğin, sömürünün yeniden üretiminin bir aracı olmuştur. (Bu anlamda iş bölümünü, gönüllü bir dayanışma ve gündelik hayatta iş paylaşımı ile karıştırmayalım.) Kadının erkek tarafından sömürülmesini de bu kategoride değerlendirebiliriz.

Bunun cinsiyet farklılığından kaynaklı pek çok biçimi olsa da, burada sadece ev içi emek sömürüsünden bahsedeceğim. Yani bizlerin kadını sömürmesinden. Yani bunu kendimizde hak görmekten. Yani ben pek “beceremiyorum” sözcüklerinin arkasına sığınmaktan.

Ev İçi Emeğin Sömürüsü 

Eğer birisi size kadın ve erkek arasındaki “fiziksel farklılıklar”dan söz ederek cümlesine başlıyorsa, bilin ki orda bir sömürü olağanlaştırılıyor ve sürgit olması sağlanıyordur. Mesela Maliye Bakanı Nebati, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kendi bakanlığında bir program düzenlemiş ve burada yaptığı konuşmasında “Allah bizi erkek, sizi kadın olarak yarattı. Kadına ağır iş, kadının eline kazma kürek, iş makinesi yakışmıyor” diye buyurmuş. Ülke ekonomisi ile ilgili bu zat, kadın deyince, aklına nedense bu gelmiş. Sormazlar mı adama “Güvencesiz ve iş güvenliğinden yoksun bir şekilde cam silmek mi yakışıyor mesela?”, “Mobing mi, işyerlerindeki taciz mi yakışıyor” ya da “Ücretlendirilmeyen ve sosyal güvenceden mahrum bırakılan ev içi emekle yaşamını tüketmek mi yakışıyor.” diye. Aslında bu ifadenin bir cümle sonrası, “Kadının yeri evidir, kocasının yanıdır vs.”dir. Çünkü ilk defa duymuş olmayacağız. Çünkü bu cümlenin ideolojisine göre  kadın, çocuk yapıp bunlara hizmet için “yaratılmış” kölelerdir. 

Bakan Nebati’nin ideolojisi gereği kadını aşağılaması toplumsal iş bölümünde kayırıyor gibi yaparak, aslında kadının kendini var etme ve sürekliliğini sağlama çabasında onun alanını daraltarak onu erkeğin, sözde pazularına mahkûm hale getirmesi, kadının sömürülmesinin kolaylaştırılması değil midir? Kadın bu işleri yapamaz?! Daha az ücretle, daha geçici işler, yani evdeki asli görevlerini yürütmesine engel olmayacak işler. Yani çalışsa bile kendi yaşamını ekonomik olarak idame ettirme yetisine erişemeyeceği, bu nedenle “aile”nin, “devlet”in, “özel mülkiyeti”in kıskacında yaşamını tüketeceği işler… Nedir buna göre evdeki asli işler? Çocuk bakmak, temizlik yapmak, çamaşır bulaşık yıkamak, yemek yapmak, alışveriş yapmak… Liste uzar gider. İşte bu liste toplumda üç boyutlu olan kadın emeği sömürüsünün (yani bir yönü ile emek sermaye açısından sömürüsü, diğer yandan sermaye tarafında kadın olduğu için ekstra sömürüsü) diğer yandan ise bu sömürünün ev içi emeğe el konulması ile bize de yaptırılması, bizce de uygulanmasının sağlanması demektir.

Son Söz

Uzun sözün kısa sorusuna gelirsek, evde işler nasıl yürüyor arkadaş! Yani senin evinde yani bizim evde çamaşırı kim yıkıyor, markete kim gidiyor, havluları kim değiştiriyor, tuvaleti, banyoyu lavaboyu kim temizliyor, pazara kim gidiyor, çocukları sabahları kim okula gönderiyor, sofrayı kim kurup kim topluyor, yemeği kim yapıyor, süpürgeyi kim açıp evi kim süpürüyor? Yazlıkları kışlıkları kim kaldırıp indiriyor? Yoksa bu önemsiz işlerle devrimciler ilgilenmez mi? Yoksa “Ben bu işlerden hiç anlamam” laf salatası ile kadınların bunları anne karnında öğrendiğini mi söylemek istiyoruz? Yoksa kadın işi erkek işi diye iş bölümü yaparak, evdeki emeği önemsiz emek, kendi para kazanmanı da önemli emek haline getirerek sömürünün yeniden üretilmesini mi sağlıyorsun? Bu durumda hepimiz Bakan Nebati olmuyor muyuz? (Cephenin sömürülen tarafına ise söz söylemek bizim işimiz değil) 

Çocukluktan bugüne, her türlü cinsiyetçi politikalarla yetiştirilip, erkek olmaktan kaynaklı pohpohlanan bizler, yani erkekler, “kadının hakkını ödeyemeyiz” , “Onlar olmasa evi bok götürür” vb. deyince kadın için iyi bir şey mi söylemiş oluyoruz… Erkekler, kadın ile aralarındaki ilişkinin bir sömüren ile sömürülen arasındaki eşitsiz bir ilişki olduğunu görmüyorlar mı? Yoksa görseler de “ama ben ne yapabilirim, böyle yetiştirilmişiz,” cümlelerinin arkasına mı saklanıyorlar, küçümsedikleri işleri başka insanlara yaptırdıklarında o insanların emeğini ve böylece o insanların kendilerini de küçümsemiş olmuyorlar mı?

Bitti.. Yazı bitmedi ama çok iş var… Ev işi nankör, temizle yine batıyor, iki saatte pişirdiğini on dakikada yiyorsun. (Ev içi emeği ve katmerli sömürü nedeniye ile araştırmaya, yazmaya fırsat bulamayan kadınlar da yazabilse keşke) Evet ne diyordum, çok iş var. Çok işimiz var ve önceliklerimizden biri de yüzleşmek. Amasız fakatsız; ya yeni bir dünyayı kurmak için bugünden başlayarak, günlük yaşamımızı özgürlükler temelinde örgütleyeceğiz ya da eşitsizliğin yeniden üretimini sağlayacağız.

Son söz olarak; siz benim “Sen barikatı yık, bulaşığı ben yıkarım” dediğime bakmayın. Tabii ki kadınlar kendi önlerine konulan tüm barikatları yıkacaktır, yıkmak için yüklenecektir. Tıpkı mücadelenin tüm alanlarında olduğu gibi. Siz benim “dağları da delerim süpürgemi de yaparım” dediğim gibi, biz erkekler; hem dağları deleceğiz, hem barikat yıkacağız, hem süpürge yapacağız, hem bulaşık yıkayacağız, hem de toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı her türlü iş bölümünü reddedeceğiz. Emeğimizi ve mücadelemizi, günlük yaşamımızdan başlayarak, her işe katıp,  yaşamı ve mücadeleyi ortaklaştıracağız.

 

 

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Leven Kaçar

Çok iyi bir yazı olmuş, uzun olduğu için okuması biraz zor olsa da meseleyi anlamak zahmet gerektirir. Yazmak daha çok. Emeğine sağlık Altan…