1956 senesinde bağımsızlığını kazanan Sudan’ı İngiliz sömürge yönetimi Kuzey ve Güney olarak iki parça halinde yönetti. İkinci Paylaşım Savaşından sonra, siyah Afrika kökenli Hıristiyan ve Animist inanca sahip Güney’in, Arap-İslam kültürünün egemen olduğu Kuzey’e entegre edilmesi Kuzey-Güney çatışmasının ateşlenmesinde milat oldu. 1983 senesinde başlayıp 20 sene süren ve kesin galibi belli olmayan 2’nci iç savaşta 2 milyon kişi öldü. Sonunda 2005 senesinde barış antlaşması yapıldı ve Güney, 2011’de Güney Sudan Cumhuriyeti adıyla bağımsız devlet statüsü kazandı.
2005’de sonlanan iç savaşı, Kuzeyde yaşayan Müslüman Araplar ile Güneyde yaşayan Hıristiyan-Animist yerli Afrikalılar arasındaki etnik-din savaşı olarak tanımlamak yeterli değildir. Sorunun merkezinde olan petrolden kaynaklanan uluslararası stratejik ve jeopolitik dengeleri de hesaba katmak gerekiyor. 1983 senesinde, G. Sudan’ın ciddi bir petrol üreticisi ve ihracatçısı olma potansiyelinin ortaya çıkması, bu ülkeye yönelik stratejide başta İsrail, ABD, Çin ve bölge ülkelerinin yeni bir akort ayarı yapma ihtiyacı doğurdu.
Kuzey Sudan (Sudan Cumhuriyeti), hem enerji geçiş yolu stratejik Süveyş kanalının giriş koridoru Kızıldeniz’e kıyısı olması hem de sahip olduğu ender mineraller, uranyum, bakır, elmas, altın gibi kıymetli maden kaynakları nedeniyle emperyalist devletler, ABD ve Afrika’da neo-kolonial imparatorluk oluşturan Çin’in stratejik planlamasında yer alıyor. Çin, Sudan’ın, başta madenler olmak üzere, altyapı tesislerine yaptığı önemli yatırımlarla bölgeye yerleşmiş durumda ama iç savaş Çin’in bu avantajını aşındırıyor.
Seçilmiş hükümeti askeri bir darbe ile 1980 senesinde deviren Erdoğan’ın kankası Darfur kasabı Ömer el Beşir, 30 sene süren diktatörlükten sonra halk muhalefetiyle devrildi ama, siviller askerler ile iktidarı paylaşmak zorunda kaldı. Ekim 2021’de General Burhan askerler ile sivilleri buluşturan geçiş hükümetine darbe yaptı. 2023 senesinde askerler arasında iktidar dalaşması çıktı. Sudan bugün askerler arasındaki iktidar mücadelesinin ceremesini çekiyor. Bir tarafta Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdülfettah Burhan diğer tarafa Konseyin Başkan Yardımcısı ve Hızlı Destek Güçleri isimli paramiliter grubun lideri General Muhammed Hamdan Dagalo. İki General de 2 senedi Sudan’ın kontrolünü ele geçirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Arap ve Afrika ülkesi olan Sudan’ın, uzun soluklu bir iç savaş ya da birbirleriyle rakip derebeyliklere bölünmesi ihtimal dahilinde. Bu resim içinde ABD ve Avrupa, Türkiye Sudan iç savaşında orduyu temsil eden General Baurhan’ı, BAE, Rusya Dakalu’yu destekliyor. Sudan giderek bir vekalet savaşı alanına dönüşüyor.
Sudan’da komşularına sıçrama olasılığı olan iç savaşı, emperyalistler arası “yeniden paylaşım” savaşı olarak düşünmek gerekiyor. Yeniden paylaşım ihtiyacı, kapitalizmin yapısal krizi içinde, büyük güçler arasındaki kaynak edinim, dağılım dengesinin değişmeye başlamasıyla ilgilidir. Kapitalizmin bugünkü kronik krizi içinde üç grup gereksinim çok önemlidir. Sanayide kullanılan teknoloji için gerekli stratejik girdiler, stratejik ticaret yollarını güvenliği ve kıymetli mineraller, temel gıda maddeleri.
ALT EMPERYLİST TC. SUDAN’DA
Erdoğan rejimi içeride yarattığı yıkımı büyüterek yoluna devam ederken, Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere savaşın olduğu birçok bölgede, ekonomik ilişkileri güçlendirmek adına sorunları içinden çıkılmaz hale getirmekten geri durmuyor. Türkiye işçi ve emekçilerinin ümüğünü sıkıp posasını çıkarmakla kalmıyor, elinin değdiği her yerde halkların büyük acılar yaşamasına tuz biber ekiyor. Türkiye dahil Sudan’daki iç savaşın tarafı olan güçler emperyalist açgözlülükle ülkenin zenginliklerini kontrol etmeye çalışıp, Sudan’ı daha da karıştırıp halkı yakan iç savaş cehennemini körüklüyorlar.
Türkiye’nin Sudan’a adım atışı 2013 senesinde oldu. Türkiye, Sudan’da “tarım yapmak “üzere 780 bin hektar tarım arazisini 99 yıllığına kiraladı. 10 yıl boyunca 276 milyon lira ödenmesine karşı üretim yapılmadığı için macera 2023 senesinde sonlandırıldı. Türkiye gibi tarıma uygun bir ülkede, bakanlık verilerine göre 3-4 milyon hektarlık arazi ekilmezken, herhangi emperyalist bir amaç güdülmeden halkımızın gıda sorununu çözmek için Sudan’a gidildiğini düşünmek saflığın ötesidir. Toprak kiralama, T.C.nin Sudan’da nüfuz elde etme planlarının yalnızca bir parçasıydı. Türkiye dahil birçok emperyalist ülkenin burnunu soktuğu Sudan’da tarım projeleri buz dağının görünen çok küçük bir kısmıdır. 2017 senesinde, Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkında yakalama kararı çıkardığı soykırımcı Ömer el Beşir Ankara’da ağırlandı. Bu kez Sarakın adasında” güvenlik amaçlı” bir askeri üs kurmak için 99 yıllık kira sözleşmesi imzalandı. Kira sözleşmesinin amacı Kızıldeniz’de stratejik bir dayanak noktasına sahip olmaktı. Ancak Beşir devrilince plan rafa kalktı.
Türkiye, iç savaş başladığında önce arabuluculuğa soyundu, ancak Birleşik Arap Emirlikleri Dagalo’yu silahlandırmaya başlayınca dengeler değişti. T.C. taktik değiştirip yasal Sudan hükümetini destekleyerek, BAE’ye karşı denge unsuru olarak konumlandı. Bu süreçte T.C. askeri danışmanlarını, lojistik ekiplerini ve istihbarat görevlilerini Sudan ordusu arasına yerleştirdi.
2024 senesinde BAE, Çin’den aldığı İHA’ları Dakalu’ya verince savaşın seyri değişir gibi olduysa da Sudan ordusu Erdoğan’ın damadı Baykardan 120 milyon dolar değerinde İHA satın aldı. Böylece Türkiye iç savaşa fiilen katılarak denkleme girdi. Böylelikle, hem Sudan yönetimi hem de HDK, BAE ve T.C. gibi tamamen yabancı güçlere bağımlı şekilde İHA programları işletiyor ve bu bağımlılık savaşın nasıl yürütüleceğini yeniden şekillendiriyor. Ülke, diğer birçok gücü de içine çeken bölgesel bir soğuk savaşın sahnesi haline geldi. 2 senedir devam eden, tarafların karşılıklı olarak ülkenin tüm varlıkları ve insanları imha ettikleri savaş, Türkiye gibi emperyalist amaçlar peşinde koşan yabancı güçler Sudan’dan elini çekmedikçe de devam edecek gibi görünüyor.












