Nihayet Masumiyet filminden sonra ve önceki hikâye olan Kader‘i izlemeye cesaret edebildim.
Masumiyet, dehşet uyandırmıştı. Bir bıçak darbesi kadar sert ve temiz bir dehşet. Kader aynı yerden bir kez daha vurdu.
Demirkubuz, Dostoyevski’nin yönetmen olarak hayata dönmüş hali. Her iki film de ‘Tutku’nun esiri olmuş insanların kendileriyle birlikte yerlerde sürünen hayatlarını ve peşlerine taktıkları ya da peşlerine takıldıkları insanları anlatıyor.
Hayatlarının odağına yerleşmiş saplantılı tutkularının ki tutku zaten saplanan ve takılı kalan bir çengelli duygu peşinde mahvolan insanlar.
Dostoyevski bu insanları seviyor ve romanlarına taşıyordu. Buna rağmen bakın bir hikâyesinde ne diyor insan sarrafı: “… bir takım tutkuları olmasına karşın gene de temiz yürekli iyi bir insandı.”
Romanlarının bir tımarhane olduğunu söyleyen birinden alıntı yapıyor Zweig bizim Dostoyevski için. O tımarhanenin nasıl korkunç bir yer olduğunun filmlerini ise Demirkubuz çekiyor.
Şaşırarak kasılarak ve başımıza böyle belaların gelebilme ihtimal karşısında korkarak akan jeneriğe bakıyor ve başından kalkmaya cesaret edemiyoruz film bitip de perdeyi donuk gözlerle izlerken.
Evet. Biliyoruz ki ‘Tutku’ bizi tip olmaktan çıkarıp karakter yapıyor. Derinlik ve renkli bir karanlık katıyor ruhumuza….
Şu kesin ki Bekir’in tutkusu onu derin bir hiç haline getiriyor, Uğur’u da… Bir dönme dolap gibi herkes birbirinin peşine takılmış hiçleşiyor. Onlar hiçleşirken izleyen kasılıp kalıyor her bir sahnede. Çünkü tutkuları varlıklarına her an kesik atıyor her dakika her saat her gün ve her nefes alışlarında. Tutkularıyla insan olmaktan çıkıyorlar. Haysiyet, özgüven, özdeğer… Hepsi içe çöküyor. Kader diyerek ancak razı geliyorlar bu duruma ve üstelik aklıyorlar bu korkunç ve aşağılık düşmüş hallerini. Hadi aklamak demeyelim de mazur görüyorlar ile bağlayalım
Biz razı gelemiyor ve korkuyoruz. Ve Şunu anlıyoruz: Hayatta her şey insana dair ve her şey mümkün. Hiç olmayacak şeyler başımıza gelebilir yaşanabilir. Ancak seline kapılıp sürüklendiğimiz o şey sırf tutku olduğu için olumlu hakkaniyetli ve insanı yücelten bir değer olmak zorunda değil.
Bekir ve Uğur evet, bizden belki de çok daha tutkulu insanlar. Lakin tutkularının esiri oldukları için çürüyorlar. Çünkü varlıklarını köle eden bu duygu sağanağı insanlıklarını çürütüyor.
Tutku hem heyecan veriyor hem korkutuyor. Çünkü yola çıktığınızda tutkunuzun peşinden Bekir olma ihtimalinizi sustalı gibi cebinizde taşıyorsunuz. Sizi katil ya da maktul edecek ve şehirlerarası terminallerin kirli tuvaletlerinde bir köşeye düşürecek sustalı…












