Atiye Kalkan
Yerel seçimlere çok az kalan bu günlerde, oylar ekonomik nedenlerle mi verilecek, stratejik mi olacak vb. tartışmalar bir yana, oy verme davranışı üzerine yapılan çalışmaların seçmenin davranışının yerel ve genel seçimler özelinde farklılaşabileceğini göstermesi nedeniyle, bireylerin oy verme davranışına göz atmakta fayda var.
Seçimler, sosyolojik, ekonomik, hukuki ve psikolojik bir sürecin ürünüdür; seçimle bağlantılı olarak oy verme davranışı da bir çok değişkeni içinde barındıran karmaşık bir olgudur. Bireyin oy verme davranışını etkileyen faktörler bir başlık altında toplanmak istendiğinde sosyo-ekonomik, sosyo-psikolojik, sosyo-kültürel ve siyasal faktörler olarak ele alınabilir. Oy verme davranışı, seçmenin yaşı, cinsiyeti, etnik kimliği, dini inancı, mezhebi, eğitimi, mesleği, gelir düzeyi, siyasi yönelimi, bireyin siyasal partilere olan yakınlığı, siyasi parti lideri, liderin imajı, parti tipi, liderin söylemleri, duygusal faktörler gibi çok sayıda değişkenin etkisi altında şekillenen, oldukça karmaşık bir olgu. Kentleşme ve sanayileşme, ekonomik gelişmeyle refahın artması, halkın eğitim seviyesi, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşarak etkinliğinin artması gibi faktörler ise diğer önemli değişkenler olarak karşımıza çıkıyor.
Yerel seçmen davranışını şekillendiren değişkenler ise aday ve parti imajı, adayın fiziksel özellikleri, eğitimi, mensubu olduğu siyasi partinin ideolojisi, hemşericilik yaklaşımı, iletişim becerisi ve geleceğe ilişkin projeleri adaya dönük değişkenler olarak görülüyor. Ancak çeşitli çalışmalarda yapılan analizler, yerel seçimlerdeki seçmenin, davranışlarında kalıplaşmış, değişmez bir yapı sergilemediğini, ekonomik çıkarları doğrultusunda oy verdiğini, her ne kadar parti kimliğini önemsese de dönemsel olarak farklı siyasal partilere yönelebildiğini, kente en yüksek faydayı sağlayacağına inandığı adaya iktidar partisi adayı olmasa dahi oy verdiğini ortaya koyuyor.
Bu değişkenlerin arasından rastgele seçtiğimiz bazılarına değindiğimizde örneğin gelir düzeyi ile siyasal davranış eğilimi arasında pozitif bir ilişki var ve gelir düzeyi daha yüksek gruplarda siyasal davranış gösterme eğilimi yüksek. Hatta eğitim seviyesi düşük olsa dahi gelir düzeyi yüksek olan bireyler siyasal olarak daha etkin. Daha düşük gelirli gruplarda ise siyasal davranış gösterme eğilimi düşüyor.
Eğitim de örnek vereceğimiz önemli değişkenlerden biri. Araştırmalara göre belli bir bilgi birikimine sahip olan birey gerçekleşen siyasal olayları daha iyi kavrıyor. Eğitim düzeyinin artmasına paralel olarak, bireyler çevresel değişkenlerden daha az etkilenerek siyasal tercihlerini daha bilinçli bir şekilde yapabiliyorlar.
Örnek verebileceğimiz bir diğer değişken ise yerleşim yeri. Bu konuda yapılan çalışmalarda yerleşim biçimi ile siyasal davranış arasında bir ilişki olduğu ve kentlerin oluşturduğu kültürel ortama paralel olarak siyasal davranışın da arttığı vurgulanıyor.
Din ise örnek verilebilecek diğer bir değişken. Bireylerin dini nasıl algıladıkları, bağlılık düzeyleri, aidiyetleri, uyguladıkları dinsel pratikler bireylerin siyasal alana ilişkin fikirlerini, beklentilerini ve siyasal faaliyetlere katılma biçimini etkiliyor.
Oy verme davranışıyla yaş arasında da ilişki var. Orta yaştaki bireylerin gençlere ve ileri yaştakilere göre daha yüksek oranda siyasal davranış gösterdiği gözlemleniyor.
Oy verme davranışını etkileyen bir diğer faktör olan siyasal propaganda, kitle iletişim araçları, seçim kampanyaları, yüz yüze oy toplama teknikleri, mitingler ve açık hava toplantıları gibi araçlardan yararlanarak seçmen davranışını etkiler ve seçmen tercihleri üzerinde önemli bir rol oynar. Seçim çalışmaları sırasındaki siyasal propaganda yoğun ve kısa vadede sonuca yöneliktir. Kararlı seçmeni etkilemeyen propaganda medya yoluyla kararsız seçmen davranışı üzerinde etkili olur. İktidarın, tekelinde bulundurduğu tüm ana akım medyayı ve kitle iletişim araçlarını propaganda aracı olarak algı yönetmede yoğun bir şekilde kullandığı düşünüldüğünde medyanın “gündem kurma” ve “suskunluk sarmalı” yoluyla bireylerin oy verme davranışı üzerindeki etkisinden bahsetmek yerinde olur.
Gündem yaratma teorisine göre medyanın öne çıkardığı konular, toplumun gündemini oluştururken medyanın yer vermediği konular gündem dışında kalır. Medyanın kurmuş olduğu gündem sayesinde insanlar dünyada ve ülkelerinde neler olduğunu öğrenir. Medyanın görmezden geldiği olaylar göz ardı edilerek kitleler için de önemsiz hale getirilir.
Suskunluk sarmalı teorisi ise kitle iletişim araçlarının kamuoyunu oluşturması, maniple etmesi ve alternatif düşünceleri bastırması üzerinde durur. Bireylerin toplumdan dışlanma ve baskıya maruz kalma endişesiyle sessizleşmesinde ve bazı gruplara da konuşma cesareti vererek kamuoyu oluşturmada medya etkin rol oynar.
Birkaç cümle de seçmenlerin oy verme davranışlarını açıklamak üzere geliştirilen teorilerden söz edelim. Temelde üç farklı oy verme yaklaşımından söz edilebilir: Sosyolojik yaklaşım, psikolojik yaklaşım ve ekonomik yaklaşım.
Sosyolojik oy verme yaklaşımı, oy verme davranışının en önemli güdüleyicisinin, seçmenin ait olduğu sosyal gruplar ve bu grupların çıkarları olduğu üzerinde durur. Aynı zamanda Columbia Ekolü olarak da adlandırılan bu görüşe göre oy verme davranışı bireysel tutum ve değerlere göre değil sosyo-ekonomik statü, dini inançlar, yaşanan coğrafya, ait olunan grup gibi unsurlara göre belirlenir. Yani oy verme davranışı üzerinde etkili olan gruptur ve seçmen dışlanmamak, cezalandırılmamak için grubun kararına uymaya özen gösterir.
Psikolojik oy verme (parti kimliği) yaklaşımı, seçmenin, kimliğinin bir ifadesi olarak oy verdiğini ve kendini partiyle özdeşleştirdiğini söyler. Michigan ekolü olarak da adlandırılan bu görüşte partiye duyulan aidiyet bağı öne çıkar. Bireylerin belirli bir partiye yakınlık duymaları, zamanla bağlılık geliştirerek bunu yaşam boyu devam ettirmeleri çocukluklarından itibaren, önce ailelerinin sonra da yakın çevrelerinin etkisi altında olur. Genellikle aynı partiye oy veren bu seçmenler oy verdikleri partileri kendi partileri olarak görür, kendilerini bu partiyle tanımlar ve partinin değişmez destekçileri olurlar.
Ekonomik oy verme (rasyonel tercih) yaklaşımı, temel olarak ekonomik değişkenleri dikkate alır. Bu yaklaşıma göre oy verme davranışı bireyin çıkarlarına göre şekillenir. Seçmenler rasyonel bireylerden oluşur; fayda maliyet analizleri doğrultusunda hangi partiye oy vereceklerini belirleyerek kendileri için en çok faydayı getirecek partiye yönelirler. Seçmenin kendi çıkarlarını çok iyi bildiği ve kendine en fazla faydayı sağlayacağına inandığı parti ve adaya oy verdiği varsayılır. Bu seçmenler, parti aidiyeti olmadığı için beklentilerinin karşılanmaması durumunda kolaylıkla tercihlerini değiştirebilirler.
Bu teorilere ek olarak stratejik oy verme yaklaşımından da bahsedilebilir. Aslında ekonomik oy verme teorisinin bir başka biçimidir. Burada da seçmen fayda-maliyet analizi yaparak oy verme davranışında bulunmasına karşın seçmenlerin gözünde seçimler, salt tercihlerin bir ifadesi olmaktan çok hükümeti ya da kazananı belirleme aracı olarak görülür. En çok tercih ettiği partinin seçimi kazanma şansının olmaması gibi nedenlerle seçmenler istedikleri sonucu almak için kazanma şansı olan ve kendine ideolojik olarak yakın hissettiği başka bir partiye yönelir.
Bunların dışında sorun temelli oy verme davranışından bahsedilebilir. Evens’ın ortaya koyduğu sorun temelli oy verme davranışı yaklaşımına göre seçmen, kendi için en öncelikli konuda en başarılı çözümü öneren siyasi parti ya da aday lehine oy verir. Sorun temelli oy verme davranışının özellikle yerel seçimlerde seçmenin oy verme davranışını açıklamada dikkate değer olduğu söylenebilir.
Görüldüğü gibi özellikle bu modellerin çoğu çıkar temeli üzerine odaklanmıştır. Ancak; Kışlalı, oy verirken seçmeni çıkarları dışında etkileyen güvenlik isteği, saygınlık isteği, duygusal bağlılık, dinsel ve siyasal inançlar gibi faktörlerin varlığından da bahseder. Kışlalı’ya göre düzenli ama daha düşük bir gelire sahip olan toplum kesimlerinin sağ kanattaki partilere oy vermesinin nedeni güvenlik isteğidir. Çünkü güvenlik isteği kişileri istikrar arayışına ve tutuculuğa iter. Toplumda yeterince saygı görmeyen, dışlanan ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü düşünen etnik ya da dini azınlıklar genellikle ilerici ve değişimden yana tutum takınırlar. Partiyle veya liderle özdeşim kurarak duygusal bağlılık geliştirdiği içindir ki, lider veya parti başarılı olduğu takdirde kişi ruhsal bir tatmin sağlar. Kişi kendisiyle aynı inancı paylaşan insanlarla bir arada bulunmaktan ve onlarla kurduğu dayanışmadan doyuma ulaşabilir; bu nedenle dinsel ve siyasal inançlara bağlılık önemlidir.
Kısaca oy verme davranışını etkileyen faktörlerden ve teorilerden bahsettik. Peki siz hangi tür seçmensiniz?












