Aşkın ve Allah’ın Huzurunda Çoğalmak

HomeKadın

Aşkın ve Allah’ın Huzurunda Çoğalmak

 

                                              Devlet dersinde öldürülen bütün çocuklara…

Son güzyazındayız, bakıyorum da, bu son güz yazımız olacak diyor içimde bir ses. Gölgede üşümeyeceğim artık güneşte yanmayacağım.

Uzak diyorsun ya, uzak bitecek belki de!

Kavgamın son gülü, son yazı, son güzü; gözden ve bizden uzak artık bu son güz!

Bak yapraklar son kere dökülüyor. Son kere kötülük bulutu üstümüzden geçiyor. Çok çocuk yapıyoruz, çok çocuklarımız oluyor; biri baharı müjdeliyor, biri su tutuyor toprağa, bir diğeri tankları uğurluyor ve barışı tutan elleriyle sevdiğine sarılıyor, çiçeklere bakıyor bir diğeri de, boynu en incecik olanı yani…

Sonra, nerede kalbimi kaybettiğimi yazıyor bir başkası.

Son güzyazı, kimyasal bir koku eşliğinde odun gibi doğranıyor bedenlerimiz, “onların” haki renkli sevinç çığlıkları arasında.

Biz çok çocuk yapacağız diyor biri, ve bu kış üşümeyeceğiz; aşkın ve Allah’ın huzuruna çıkıp daha da çoğalacağız…

Son güzyazındayız, budama mevsiminde yani, içimde bir ses ve diyor ki, kırıldı kırılacak budadığımız şu son dal da.

İşte böyle böyle, bir Kürt nefesi daha çoğalıyoruz. Ne kadar da güzel değil mi, bir nefes daha çoğalmak bu kötü karanlığa karşı.

 

Son güzyazındayız…

Abime soruyorum, biz kaç kış daha yaşarız diye; barıştan daha önemlidir özgürlük diyor, ellerine eğiliyorum saygı ile ki özgürlüğün türküsüdür barış!

Gelemem dedim sonra. Gelemem, bu kış zorlu olacak bütün yollar, uzun yollar, uzak yollar.

Güzel olsun, resimler kadar güzel olsun, ellerin öyleydi, kalbinde öyle kalsın.

Çocuklar geçiyor kapıdan, bak,  resmi bir geçit gibi, tek hiza, kol kola, ant içmişler sanki farklı dillerden. Türküler geçiyor, bak, halkların kardeşliğine aşkı ateş yapmış gibi sanki bütün dizelerde.

 

Son güzyazındayız…

Başını kaldırıyorsun gökyüzüne, hangi yıldızdır şu diyorsun parmağını uzatıp, hepimiz başımızı kaldırıyoruz gökyüzüne, gökyüzü bir durak oluyor, “göğe bakma durağı” oluyor sanki. Çoban Yıldızı diyor biri, bir dağlı çocuk… Utananlar başını öne doğru eğiyorlar, kalbimde bir fırtına, bir tufan, bir “çoban ateşi”ni hatırlıyorum yıllar öncesinden kalan o ateşi, genç bir kadının fitilini tuttuğu bir yaşlı “Celal”inin de tutuşturduğu o fitili hatırlıyorum işte. Bazıları başını öne doğru eğiyor, galiba utanıyorlar, utanç kalmışsa eğer bir şeyler hâlâ var demektir, değil mi?

 

Son güzyazındayız…

Ekmek diyor “yılmaz” bir KHK’li. Ekmek diyor halkına bir çocuk daha doğurmak için, bir oğluyla Güney’i kuşatmış diğer oğluyla kuzeye merhaba diyecek, biliyorum.

 

Son güzyaşındayız…

Biz çok çocuk doğuruyoruz evet, aşkın ve Allah’ın huzurunda hiç utanmadan hem de, siz o kadar çok öldürüyorsunuz ki bizi, durmadan doğuruyoruz biz de; madenlerinize doğuruyoruz, yer altına, duvar diplerine, fabrikalara, dağlara, yollara, okullara…

En çok da “Göğe Bakma Durağı” için doğuruyoruz, doğuracağız, doğacağız. Yarın bu durak tıka basa dolacak. Yoksulların bu durağında özgürlüğün sesi kulaklarınızı patlatacak!

Sonra çok uzak bir kente kar yağacak bir kış akşamı, biz koşuşturacağız yine, mesela Kars’ta bir hastane bahçesine… Doğrulacaksın sen, sol elinle memenin altındaki cevahiri tutarak doğrulacaksın, “ne güzel sen gibi bir anneye doğmak” diyeceğiz; gözlerimiz dolu dolu olacak, kalbimiz dolu dolu, göğsümüz dolu dolu sana bakacağız, “bir can daha çoğalacağız bu kış” diyeceksin, biz de “hoş geldi, sefa geldi Kürdün yeğeni” diyeceğiz.

Aşkın ve Allah’ın huzurundaki son güzyazındayız işte sevgilim, bu türkü bitmez.

 

(Teşekkürler Ece Ayhan, Turgut Uyar, Ahmet Arif.)

 

Mazlum Çetinkaya

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments