Bilinçli mi? yoksa rastlantısal mı?

Bu yazımın konusunu geçenlerde sohbet ederken bir arkadaşıma dilimden kendiliğinden dökülen ‘’bilinçli ve rastlantısal aşk!’’ cümlesi ile belirlemiş olayım.

Doğal olarak ‘’ne demek bu, açar mısın biraz?’’ demişti arkadaşım da.  Ve ben sonrasında o ana dek aslında kafamda böyle adlandırarak formüle etmediğim düşüncelerimi aktarmaya çalıştım kendisine.

Bir şekilde her insanın yaşamının bir anında mutlaka en az bir kez karşısına çıkan yoğun bir duygusal yönelimi ‘’aşk’’ olarak tanımlamış olayım en basit ve anlaşılır haliyle. Ve ‘’aşk’’ın psikolojik ve bu anlamda analitik yorumlanmasını ve tanımını bu işin sorumlularına! bırakarak, insanın doğal varlığını baz alıp içinde cinsel gereksinimi de barındıran duygusal yönelimine en kestirmeden devam edeyim.

Öncelikle ‘’bilinçli aşk’’ derken ne demek istiyorum?

Diyelim ki, ‘’yaş otuz beş, dante gibi ortasındayız ömrün’’ diyen Cahit Sıtkı Tarancı alıntısıyla   yaşadıklarımızı sorgulama zamanı. En az bir kez aşık olmuş ve o aşkın yaşanmış veya yaşanamamış güzellikleri ile mutlu veya tarumar olmuş ama her an bilinçli veya bilinçsiz yeni bir aşka açık yüreğimiz. İşte tam bu noktada bilinçli olanların bir şekilde kendince bir sorgulaması vardır yarına ilişkin. ‘’ben kimim? Karakteristik ve etkileşimlerden kaynaklanan özelliklerimle nasıl tanımlıyorum kendimi ve ne istiyorum ben? ‘’ gibi bir sorgulama yapıp kendinin ve olası ‘’aşk’’ının asgari özelliklerini belirleyip yeni bir ‘’aşk’’ hedefine odaklanma sürecidir ‘’bilinçli aşk’’.

Kriterlerini koymuş olursun madde madde. Üç beş. Artık ne kadarsa, kendince belirlediğin. Bir gün gelir ve birisi çıkar karşına. Derken bakarsın kriterlerinden bazılarına uymuyor ama yine de seni sarsar ve etkilenirsin varlığından. Çünkü senin hiç hesap etmediğin bambaşka birtakım değerleriyle başka bir insan vardır karşında. Yeniden sorgular ve bulamadığın kriterlerin yerinde seni de zenginleştirecek başka artıları olan bir aşkın başlangıcındasındır artık. Ya da kriterlerine birebir uyan ve hatta sana üzerinde de bir şeyler sunan biri çıkar karşına.  Sonuçta bulur ve yaşarsın veya bulamazsın. Bulmuşsan kendini çok şanslı tanımlarsın ama, oysa asıl olan senin kendince ne istediğini bilme sorgulamandır. Bulamamışsan da kendine dert etmemeyi zaten sorgulamayı yaparken baştan kabullendiğin bir gerçekliktir.

Bu tanımlamadan sonra ‘’rastlantısal aşk’’ın ne anlama geldiğini detaylıca açıklamama da gerek yok sanırım. Örneğin gençliğin yaşanan ilk aşkları rastlantısaldır genel olarak. İçinde cinsel ve duygusal gereksinimlerin dışında pek etkin başka motiflerin olmadığı gibi. Oysa bir şeyleri yaşamışların sonrasında yaşamı ve kendini pek fazla sorgulamayarak geleceğini tamamen kendi dışındaki olguların belirleyiciliğine bırakarak ve tıpkı kendileri gibi olanların (ki bunlar çoğunluktadır ve bu anlamda birbirleri ile karşılaşma olasılıkları matematiksel olarak çok daha fazladır) bir gün karşılarına çıkacağına inanan biraz da kaderci! ‘’aşk’’ bekleyicileri olması.

Ve gelelim konuya ilişkin başka bir değinmeye. Belki gelecek yazılarımda eğer gereksinim hissedersem nedenleri ile yazarım.

‘’Rastlantısal aşk’’ günümüzde çok ama çok kolay tüketilebilen metasal bir olguya dönüşmüş durumda. Yani başka bir deyişle sistem insanı tüketirken kendince çok bilinçli bir yerden vurmakta ve ne yazık ki, çoğunluk da bunun kullanıcısı olmakta.

Gençlik aşkına elbette söyleyecek tek lafım yok. Ama bu yazıyı okuma gereksinimi duyarak sonuna dek okuyabilenlere de söylemek istediğim şu.

Galiba ya aynı düşünüyoruz ya da en azından ortak paydalar adına yakınlaşıyoruz.

Sevgiyle ve ‘’bilinçli aşk’’lar tadında veya umuduyla kalın…

 

İlyas Zeki Kutlu

15.09.2020 Zürih

Kutluzeki°hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Profili

İlyas Zeki Kutlu
İlyas Zeki Kutlu
1958 Giresun dogumlu
Ilk okulu Görele’de bitirdi.
Orta ögrenimini Ladik Akpinar Ögretmen Lisesinde yatili olarak tamamladi
1976 da I.Ü. Kimya mühendisligine kaydini yaptirdi ancak 1981 de tutuklanmasiyla Devrimci Yol’daki politik mücadelesi 1983 e kadar Metris süreci ile devam etti. 1986 yilinda yeniden aranir duruma düsünce yurtdisina cikarak Isvicre’de Politik mülteci statüsünde oturum hakki aldi ve sonrasinda Isvicre vatandasligi hakkini da kullanarak bu ülkede cifte vatandas olarak Taksi emekcilerinin mücadelesi ile icice yasamakta.
12 Eylül öncesi Türkiye’sinin Istanbul’undan bir bölgeyi anlatan « Türkü Söyler Gibi» adli bir ani romani 2011 yilinda su yayinlari tarafindan basilmistir.
Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x