Turan Dursun | Korkmayın, düşünceniz sizi ısırmaz

MEHMET SÖNMEZ

Seyretmeyin, okuyun! Ne bulursanız okuyun! Korkmayın! Düşünceniz sizi ısırmaz!

Karanlık deyince nedense aklıma hep mum, Sokrates deyince de aklıma Turan Dursun gelir. Biri karanlığı aydınlatan cılız, titreyen ışıktır. Öteki, aydınlık sanılan toplumun karanlıkta boğulduğunu anlatmak isterken baldıran zehiri ile öldürülen aydın(lık)dır. Birini, 2400 yıl önce şu an bizden çok daha ileri olan Atina demokrasisi öldürürü, diğerini kolları, elleri zincirlere, prangalarla (sınırlandırılan, doğma, din) bağlı insanlar tarafından öldürülür.

Bir de Platon vardır ki antik devrimcidir. Mağara Alagorisi’nde, karanlıkta kalan insanları aydınlatırken düşünceleri ölüme mahkum edilir.

Şüphe edin!

Araştırın!

Öğrendikleriniz sizi korkutsa bile şüphe edin!

Platon da demokrasiyi  eleştirir, şüphe eder ve der ki: “Seçmek bir bilimdir.  Bilgi, bilgelik gerektirir. Seçmesini bilmeyen insanlara seçme özgürlüğünü verseniz bile özgür değillerdir.” Ve ekler ‘Köleci toplumda seçim olsaydı, köleler sahiplerini seçerlerdi.” Platon, Mağara Alagorisi’nde, mağaraya hapsedilmiş insanların yanılsamalarla geçen bin yılların anlatır. Ta ki bir insanın oradan kurtulduğu güne dek, ateşin ışığının (yani güneşin; bilimin ve iyiliğin) duvardaki yansımasının gerçek olmadığını, ateşin ışığının duvardaki yansıması, ağacın güneşe gölge yaptığını görür ve aydınlanır (devrimci olur). Bu aydınlanma ile mağaraya geri döner. Şeytanlıkla, komünistlikle, bölücülükle suçlanır ve yüz yıllarca kovulur, dışlanır, öldürülür. İnsanoğlu tarihte belki de ilk kez kendi kurtarıcısını kendisi cezalandırır, yok eder.

Turan Dursun, belki de hiçbir devrimcinin cesaret edemediği arenada savaştı. Mağarada ayakları zincirlenmiş insanları kurtarmak isterken aynı kişilerce öldürüldü. Turan Dursun öyle bir karanlıkta savaştı ki hiçbir aydın, devrimci o karanlığa girmeye cesaret edemedi. Ölüm yıldönümleri sesiz, kimsesiz geçer. Ama o, düşünceleriyle bugün elinde mum, karanlığı aydınlata aydınlata yürümeye devam eder.

Karanlık, mum, Sokrates, Platon, Turan Dursun hatta Aysun Kayacı… Hani “Dağdaki çobanın oyu ile benim oyum bir mi?” diyen Aysun Kayacı… Dalga geçtik, dışladık. Ama o, belli ki okumuş, biliyor. Sokrates’in doktor örneğini dağdaki çobana benzetmiş.

Toplum olarak bir mağarada yaşıyoruz. Platon’un mağarasında. İki bin yıl önce, iki bin yıl sonra fark etmiyor. Binlerce mağara var kafamızın içinde ev olarak kabul ettiğimiz.

Bir de sosyal medya mağarası var. Bu mağarada yaşayan  insanlar, hayatlarını beğeniler üzerine kurmuşlardır. Sayfalarında binlerce, on binlerce takipçileri vardır. Ya da yoktur. Bu, bir tür sınıf oluşumudur sosyal medya mağarasında. Gelecek yüzyıllarda antik sayılacak en büyük mağara. Çok beğenilenlerin, az beğenilenler üzerinde zıplayıp durduğu, egolarını tatmin ettiği mağara.  Az beğenilenleri komplekse soktuğu, bundan beslendiği mağara.

Sahte mutluluklar! Gerçek dramlar! Acı çekilmesinden duyulan gizli hazlar. Oysa bu mağaranın dışında sıradan hayatları vardır bu insanların. Ve öyle göründükleri kadar güzel değillerdir. Ellerinde cep telefonları, masalarında leptopları, espresso double shuttları, kimlerin kendilerini beğendiklerine bakıp dururlar. Ağızlarını yamultup, dudaklarını öne çıkarıp selfie çekerken belki de on yıllardır aradığı kişi, yanından geçiyordur. Hayranlık beslediği kişi karşı masada oturuyordur.

Beyaz ışığın yanılsamasında kaçırdığı, göremediği hayatlar akıyor mavi gökyüzü altında, gürül gürül akan suyun içinde. Uçan kuşların kanadında.

“… sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın… Hayat suyunun sırrını çeşmelerde bulamazsın, ansızın bir deli çaydan içsen bile kanamazsın…”

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x