Sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik göçler o denli çoğaldı ki (aslında bütün zamanlarda vardı da ya duymuyorduk ya da önemsemiyorduk bu denli) başta egemen erk ve siyasiler olmak üzere artık herkes için önem taşıyor.
Bir insan neden yerini yurdunu bırakır da göçer, bir bilinmezliğe gider? Bunun yanıtı yaşamda gizli… Bob Dylan’ın dizelerini Can Yücel yeniden yaratmıştı çevirmekten daha çok…
daha kaç köyden sürülsün insan
adam oluncaya dek?
daha kaç derya dolaşsın martı
bulsam diye bir tünek?
daha kaç toptan atılsın gülle
harp toptan kalkıncaya dek?
cevabı, dostum, rüzgârda bunun
cevabı esen rüzgârda.
daha kaç yıl kök salsın ağaç
bahar açıncaya dek?
daha kaç yıl kök söksün bu halk
yerin bulsun diye hak?
daha kaç aydın ışığı görüp
görmezlikten gelecek?
cevabı, dostum, rüzgârda bunun
cevabı esen rüzgârda.
daha kaç can canından geçecek
cana yetinceye dek?
daha kaç el boş açılsın göğe
göğermedikçe yürek?
daha kaç teller kopsun sazlardan
bu ses duyuluncaya dek?
cevabı, dostum, rüzgârda bunun
cevabı esen rüzgârda.
Görülmüştür Kolektifi, redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat işbirliğiyle Karşı Sanat Çalışmaları’nda, 12 – 22 Eylül tarihleri arasında, “içeridekilerle dışarıdakileri” buluşturan “Göç & Sürgün” sergisi, içeride ya da dışarıda dediğine göre hepimizi, yaş, cinsiyet, ırk, dil, din ayırt etmeksizin hepimizi ilgilendiriyor. Yukarıda Can Yücel’in çevirisiyle özetlenebilecek sergi teması, aslında tüm bir yaşamı barındırıyor içinde.
Sergide belirgin bir şekilde öne çıkan, “sınırlar toprağın yara izleridir” sözü, sınırların egemen güçler tarafından (belki de hiç görmeden, bir cetvelle öylesine) çizildiğini kanıtlıyor. Kendini egemen olarak gören ve her dediğinin “kanun” olduğunu iddia edenler doğaldır ki göçleri ama asıl sürgünleri yaratırlar. Bir zamanlar şehirler arasında da vize isteyen, egemenler, günümüz koşullarında bunu sağlayamasa da coğrafyalar arası göç ve/veya sürgünleri zorluyor. Buna bir ek de, sanırım haksız ve hadsiz tutuklananların en uzak illere sevkidir. Niye, neden, ne hakla sorularının yanıtını veremedikleri için olsa gerek, “tutuklanmasına…” kararı veriyorlar gerekli gereksiz.
Görülmüştür Kolektifi, redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, bu sergilerini her yıl yeniden düzenliyor ve birçok yerde (yurtiçi ve dışında) açıyor. Hafızamızın yenilenmesi şart. Unutmak olmaz. Hem zaten unutursak, unuttururlar ve aynı sorunları, aynı açmazları tekrar tekrar yaşarız. Bu serginin bir özelliği, içeridekilerin direnişi, bitmek tükenmek bilmez yaşama katılma arzusu ve gelecek umutlarıdır. Dışarıdakilerin ise bir gün belki hiç beklenmedik bir şekilde, sudan bahanelerle aynı yerde olabileceklerinin farkında, dışarıdakilerle dayanışma göstermesidir.
Adil Okay ile Özcan Yaman’ın olağanüstü çabasıyla yıllardır “Göç & Sürgün” sergisinde Bülent Parmaksız, Ercüment Akdeniz, Elif Can, Mehmet Boğatekin, Sami Özbil gibi mahpus yazarlar, şairler ve çizerlerin de çalışmaları yer alıyor. Toplamda ellisi içeriden ellisi dışarıdan toplam yüz estet sanatçı hayranlık uyandırıyor.
“Göç & Sürgün”
Kolektif sergi
Karşı Sanat Merkezi, İstiklal Caddesi Aznavur Pasajı, 12.09 – 22.09.2025
















Sınırlar toprağın yara izlerdir, ha! İnsanda yara açan bir cümle bu… Ezcümlesi buysa serginin (ya da bir cümlesi) kimbilsin cümlesi kaç karattır.
Sinop’ta olmasaydım açılışına gelecektim. Belki ucundan yakalarım…