Motosiklet Günlüğü-10

HomeWelt

Motosiklet Günlüğü-10

Kaş Kollektiv

Bir idealist, bir sanatkar. Düşünür, bilge kişi ve bir yazar…

Küsmüş şehrin kirliliğine, çürümüş insan ilişkileri yormuş onu. Kaçmış, vurmuş kendini Kaş’ın yaylalarına. Bir yaşama alanı kurmuş kendisine ormanın içinde. Biri ev, biri atölye: adını Kaş Kollektiv koymuş. Sayısız güzellikler paylaşıyor insanlarla. Böceklerle, kelebeklerle, yılanlarla, akreplerle, kuşlarla dost olmuş. Ormanlardan kuru ağaç dalları topluyor. Hünerli elleri ile onları şekillendirip, biçimlendiriyor. Okul kuruyor, bilgi aşılıyor, öğrenci yetiştiriyor. Bilge gibi ağacı nasıl işleyeceklerini anlatıyor; içine biraz felsefe katarak. Adına “dikey” dediği yazılar yazıyor. Düş kırımı yaşamış, düşler dünyasında, ayrı düşmüş ama yılmamış. İdeallerini bağımsız girişimleri ile sürdürmüş. Kimseden icazet ve yardım almadan. O bağımsız olmanın da örgütlü olmanın da değerini biliyor. Her ikisini birbirinden ayırıyor. Çünkü kapitalizmi iyi tanıyor. Biliyor ki kapitalizm önce çevreyi kirletir, sonra da çevre örgütleri kurar. Biliyor ki, kapitalizm önce öldürür, yaralar sonra o yaraları sarmak için yardım örgütleri, okullar kurar…

Okan Nalçacı’dan bahsediyorum elbette. Motosiklet yolculuğumun bu defaki durağı Kaş. Buraya geldiğimde ilk işim Okan’a telefon açmak oluyor. Sesimi duyduğuna oldukça seviniyor. Ertesi gün beni evine, köy kahvaltısına çağırıyor. Oldukça kalabalık bir grupla evine gidiyoruz. Ev dediğime bakmayın. Büyük bir bahçe, üç taş ev. Biri atölye, diğeri misafirhane. Her köşesinden arsız otlar gibi sanat fışkırıyor. Ağaçlarda salıncak, yerlerde heykeller duruyor. Birçok insanın çöp diye sokakta tekme vurup attığı, sobaya koyup yaktığı nesneleri o sanat eserlerine dönüştürüyor bu evde.

Ev dediğime bakmayın… Küpler içinde sardunyalar, el aletleri ucunda doğranmış kütüklerin kokuları geliyor burunlarımıza. Her ağacın altında oturası, kahve içesi, kitap okuyası geliyor insanın. Ev ahşap kokuyor. Tarih fışkırıyor her yerinden. Düşünsel yolculuğa çıkıyorsun tarihi evin taş duvarlarında. Ustanın çekiç izlerini takip ediyorsun. Ahşap işçisinin nalıncı keserinden gelen sesi duyuyorsun. Yontulan ağaç, şekillenen insan biblolar. Eğitilen çırakların keser sesi Müjdat Gezenin sözlerini kulaklarımıza taşıyor: “Ser sesi ser sesi, uzaktan gelir keser sesi. Sizin gibi ustalar meclisinde, benim gibi çıraklar keser sesi…”

Yerler ağaç yontularıyla dolu, el aletlerinin üzeri telaşlı talaşlarla dolu. Çalışmışlar belli. Az önce şekillenmiş ağaç, biblo olacak belliki. Belki elinde mektuplar bir postacı, belki ağzında düdük bir bekçi. Burası sanat tarlası, usta karar verecek.

Burada topraktan besleniyor insanlar. Köyden süt, komşudan yumurta, tarladan domates ve Ayşe kadın fasulyesi geliyor. Ağaçta zeytin, zeytinyağı, limon, toprakta nane, dereden su… Dilimiz damağımız kuruyor sıcaktan. Naneli limonlu soğuk sularımız geliyor buzluktan.

Teşekkür ediyoruz Okan’a. Bu güzellikleri bizimle paylaştığı için…

Kaş Kollektiv’in konukları; F-a Biber Derin Alice Biber, Deniz Biber, Pavel Ostoraviski, Süleyman Biber, Arda Sönmez, Melis Sönmez, Selma Sönmez, Ersin Marangoz ve Okan Nalçacı

Memet SÖNMEZ

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments