Gürcistan’da 26 Ekim günü yapılan şaibeli parlamento seçimlerini dördüncü kez, iktidardaki Gürcü Rüyası partisi (GD) kazandı. Kurucusu eski bir oligark olan dolar milyarderi eski başbakan Bidzina İvanişvili seçimlerden hemen önce siyasete geri dönerek seçimde GD’yi yönetti. İktidar partisi yüzde 53, dört parçadan oluşan muhalefet bloğu da yüzde 38 oy aldı. Ancak seçim sonuçlarıyla ilgili ortaya atılan sahtekarlık iddiaları nedeniyle ortalık bir müddet daha durulmayacak gibi görünüyor. Muhalif partiler bloğu seçim sonuçlarını tanımayacaklarını ilan ettiler. Bu açıklamalarla ilgili Batı’dan gelen destekleyici açıklamalarda bölgede tansiyonu tırmandırıyor. Fransa doğumlu Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili’de seçim sonuçlarını, “Rus özel operasyonu ve yeni bir hibrit savaşı” olarak değerlendirerek, seçim sonuçlarını gayrı meşru ilan edip halkı sokağa çıkmaya çağırdı.
Gürcü Rüyası, seçim çalışmaları sırasında Rusya ile ilişkilere dair “pragmatik bir politika yoluyla barışı koruma” şeklinde ifade ettikleri bir kampanya yürüttü. Ayrıca AB’ye girmeye karşı olmadıklarını, ama kendi şartlarında gireceklerini söylediler. ABD ve AB’den fonlanan muhalefet ise her ne olursa olsun bir an önce ABD ve AB emperyalizmine entegrasyonu savundu.
Tüm bu gelişmeler seçim sonuçları ile ilgili görünse de asıl konu Gürcistan’ın jeopolitik yapısı nedeniyle küresel gelişmelerle ilgili. Güney Kafkasya’nın hem yeni bir küresel mücadele alanına dönüştüğünü hem de bölgenin gittikçe kutuplaşmaya başladığını gösteriyor. Gürcistan’da Batı ile Rusya arasında tercih olarak görülen seçimler muhalefet tarafından, AB’ye entegrasyon ve NATO’ya üyeliğin önemli bir adımı olarak görülüyordu. Bu nedenle Rusya yanlısı olarak suçlanan bir partinin zaferi, muhalefet tarafından Gürcistan’ın Batı’dan uzaklaşması olarak değerlendirildi.
Gürcistan nüfusu etnik çeşitlilik göstermesiyle dikkat çeker. 2024 tahminine göre 3.807.333 kişiden oluşan ülke nüfusunun çoğunluğunu Gürcüler oluşturursa da diğer etnik guruplar Megrel-Lazlar, Ermeniler, Azeriler ve Ruslar da önemli birleşenlerdir. Dondurulmuş sorunlar olarak tanımlanan Abhazya ve Osetya’daki sorunlara ilaveten Ermeni ve Azeri Türklerin muhtariyet talepleri, Meger-Lazların talepleri başını ağrıtmaya adaydır. Güçlü bir kurumsallaşmış devlet geleneğinin olmaması, etnik çeşitliliği ve suni çizilmiş sınırları gelecekte Gürcistan’ı sıkıntıya sokacaktır.
Tüm savaşların enerji kaynaklarına sahip olmak için cereyan ettiği yüzyılımızda enerji, Kafkasya için yapılacak projeksiyonda dikkate alınması gereken en önemli faktördür. Hazar havzası yeni bir Ortadoğu olmamakla birlikte, yakında tükenecek olan Batı’nın elindeki en önemli petrol sahası Kuzey Denizi’nin yerini almaya aday rezerv kaynaktır. Bu nedenle bölge talan peşinde koşan emperyalizmin iştahını kabartıyor. Gürcistan, gerek ABD elebaşılığındaki emperyalizm, gerekse SSCB’nin varisi emperyalist Rusya için asla ihmal edilmemesi gereken, Kafkasya’nın jeopolitik tablosunda önemli aktörlerden birisidir. Uzun yıllar ABD Başkanının güvenlik danışmanlığını yapan Brezinski’nin ifadesiyle Kafkasya, Orta Asya’ya açılan şişenin mantarıdır. ABD için Gürcistan, Hazar ve Orta Asya’dan gelen/gelecek enerji boru hatlarının geçtiği/geçeceği ülke olmasının yanında Orta Asya’ya atlamak için küçük ama önemli bir ülkedir. Rusya’ya yönelik olarak, Baltık’tan başlayıp Polonya, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’ye kadar devam eden güney kuşatmasında İran ile birlikte eksik kalan halkadır. ABD’nin bölgeye yerleşmesi halinde İran ve Ortadoğu’yu daha kolay kontrol edebileceği mutlaktır.
SSCB’nin dağılmasından sonra Kafkasya’daki etkinliğini kaybeden Rusya açısından ise, “Yakın Çevre Doktrinine” göre, Kafkasya yumuşak karnıdır. Güneye doğru sıcak denizlerin önünü açmak, yakın çevresinin güvenliğini sağlayabilmek ve daha da önemlisi enerji zengini Hazar ve Orta Asya’nın ABD’ye kaptırılmaması için Gürcistan mutlaka stratejik olarak kontrol alınmak zorundadır. Güneyden kuşatıldığını hisseden Rusya, Kafkasya’yı stratejik denklemine alarak Çarlık Rusya’sından beri süregelen jeopolitik geleneklerini sürdürmekte kararlı görünüyor. Nitekim Rusya bu kararlılığını geçmişte Abhazya ve G. Osetya’ya askeri müdahalelerinde tereddütsüz gösterdi.
Gürcistan’ın asimilasyoncu ve inkarcı politikalarını devam ettirmesi, ABD emperyalizminin taşeronluğunda ısrar etmesi halinde etnik sorunları nedeniyle Rusya’nın onu daha büyük düş kırıklığına uğratması olasıdır. Gürcistan’ın bağımsız kimliğini ve toprak bütünlüğünü muhafaza edebilmesi Rusları ne kadar sevmeseler de reel politika gereği belli bir consessus’a varmalarıyla mümkün olabilecektir. Taşeronluk politikasının devamı halinde ise büyük sorunlarla karşılaşılacak, yabancı emperyalist güçlerin Kafkasya’ya girişinin engellenmemesi halinde bağımsız devlet olarak varlığı tehlikeye girecektir.












