Çarşamba, Ağustos 19, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Sendikalara dair söylem ve gerçek!

Fikret Başkaya by Fikret Başkaya
08/08/2025
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
Sendikalara dair söylem ve gerçek!
0
SHARES
273
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Yazının başlığı “sendikalar aslında kimin örgütü veya sendikaları sendikacılardan kurtarmak” da olabilirdi… Maalesef bu dünyada reel bir karşılığı olmayan şeylerin varlığına inanmak oldukça yaygın bir saplantıdır… Eğer sendikalar adına layık örgütler olsalardı, açlık sınırının altında işçi ücreti olur muydu? Gelir dağılımı adaletsizliği skandal boyutlara ulaşır mıydı? Demokrasi standartları yerlerde sürünür müydü?

1923-1947 aralığında Türkiye’de sendika (dernek) kurmak yasaktı. Emperyalistler arası savaş sonrasında Türkiye’nin egemenleri “Küçük Amerika olma” tercihi yaptı. 1947 yılında Cemiyetler Kanununda bir değişiklik yapılarak sendika kurmanın önü açıldı. Birçok işkolunda çok sayıda sendika kuruldu, fakat grev ve toplu iş sözleşmesi hakları yoktu. İçi boş kabuktular… 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulmasına izin verildi. Sendika yöneticileri ABD tedrisatından geçirildiler… 1963 yılında dönemin azınlık hükümetinin çalışma bakanı Bülent Ecevit işçilere grev ve toplu iş sözleşmesi, patronlara da lokavt hakkını tanıdı. 1967 yılında Türk-İş Konfederasyonundan ayrılan sendikalar, Devrimci İşçi Sendikalar Konfederasyonunu ‘DİSK’i kurdular. 12 Eylül NATO’cu, Amerikancı askeri darbe DİSK’i yasakladı, yöneticileri hapse atıldı. Tabii Kutsal Devletin ve sermayenin has örgütü olan TÜRK-İŞ’e dokunulmayacaktı… Üstelik TÜRK-İŞ’in genel sekreteri Sadık Şide askeri cunta hükümetinin çalışma bakanı yapıldı… Daha sonra kurulan HAK-İŞ ve Memur-Sen Konfederasyonları da sermayenin, devletin ve AKP’nin has örgütüdür…

Elbette gerçek sendika tanıma uygun sendikalar ve sendikacılar da var ama onlar istisnadır, devede kulak bile değildir… Malûm, ‘istisnalar kuralı doğrulmak içindir’ denmiştir… Sendikal örgütler bidayetten itibaren bürokratik yozlaşmayla malûldü… Rosa Luxemburg, “Bürokrasinin olduğu yerde her türlü canlı yaşam ölür” demişti… Aslında bizde sendikalar profesyonel sendikacıların, dolayısıyla sermayenin ve devletin örgütleridir… Sendikacılık bir  meslektir… Sendikacılar asla direniş, grev istemezler, hak mücadelesi yapmak istemezler… Grev durumunda sendika fonlarının erimesini istemezler… Hayat standartları müsteşar-milletvekili maaşlarının üstündedir… Ortalama işçi ücretinin 20-25 katı maaş alanları vardır… Fakat hepsi o kadar değil, sendika fonlarını da kullanma yolu açıktır. Lüks makam araçları ve sürücüleri vardır… Dolayısıyla gelirleri sadece aldıkları ücretten ibaret değildir… Sözde asgari ücret pazarlığı yapanların aslında kimler olduğu, neyin pazarlığını yaptıklarının sorun edilmesi gerekmiyor mu? Siz hiç bu güne kadar ‘TÜRK-İŞ Konfederasyonu’ başkanlarının  veya bağımlı sendika yöneticilerinin insanî-toplum sorunlarla ilgili bir çift söz söylediğini duydunuz mu?

Check-off sistemi de (sendika aidatlarının işveren tarafından kaynağından kesilerek, ilgili sendikaya aktarılması) işçilerin örgütlerine yabancılaşmasını kolaylaştırıyor. Aidatlar devlet tarafından ücretten kesilip sendika bürokratlarına sunuluyor… Doğru hatırlıyorsam memur sendikalarının aidatları devlet tarafından ödeniyor… Aidatlarının devlet tarafından ödenen bir sendika olur mu? Boşuna “finanse eden yönetir” denmemiştir…

Bu yoz örgütlerin aslında neyin-kimin hizmetinde oldukları neden sorun edilmiyor, teşhir edilmiyor. Sendikalardaki yozlaşmanın başlıca nedeni profesyonelliktir. Herhangi bir işçi örgütüne [ve sol örgüte] profesyonellik musallat olduğunda, örgüte öldürücü bürokrasi virüsü de nüfûz etmiş demektir. Mesleği sendikacılık olan biri için asıl kaygı, kendi konumunu, statüsünü ve çıkarlarını güvence altına almaktır… Sendika büyüdükçe bürokrasinin gücü de artar.

Marx, Paris Komünü’yle ilgili bir yazıda, sendikalardaki bürokratik yozlaşmaya karşı iki önlem önermişti: İşçi örgütünde profesyonel olarak çalışanlara kalifiye bir işçinin ücretinden fazla ücret ödememek ve sendika yöneticilerinin iki seferden fazla görev yapmasına izin vermemek, rotasyon yoluyla bürokratik bir kastın oluşmasını önlemek… Bugünün dünyasında bu önlemlerden birincisinin etkinliği tartışmalıdır. Zira o dönemde ortalama işçi ücretleri sefalet ücretleriydi, bugünkü seviyelerin çok altındaydı. İkincisi, sendika yöneticilerinin geliri sadece aldıkları ücretten ibaret değildir. Sendikanın kaynaklarını ‘kolektif’ olarak tasarruf etme yolu da açık olduğu için, hayat standartları sıradan işçiyle karşılaştırılamayacak kadar yüksektir. Sendika fonlarını kolektif olarak kullanarak reel gelirlerini yükseltmenin yolunu buluyorlar. İkinci önlem daha etkili gibi görünse de bir başına bürokratik yozlaşmayı önlemenin garantisi değildir.

Türkiye’de 30-40 yıl sendikacılık yapanlar var. TÜRK-İŞ başkanı Ergun Atalay 43 yıllık sendika yöneticisi ve o bir istisna değil… Bizde sol kesim sendikalardaki yozlaşmayı hiçbir zaman sorun etmedi. “En kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir” safsatası geçerliydi… Osmanlı İmparatorluğunda padişahların tahtta kalma aritmetik ortalaması 17 yıl 3 aydı… Fakat bu durum sadece sendikacılar için geçerli değil… 25-30 yıl millet vekilliği, oda, dernek başkanlığı yapanlar var. Belediye başkanlığı da sayılırsa, R. Tayyip Erdoğan 27 yıldır yönetiyor… İşte size “Türk demokrasisinin” manzarası… Bu sefil durum da sınıf mücadelesi zaafının, demokrasi bilinci zaafının sonucu…

Siyasi partiler var, seçimler yapılıyor diye bir rejim demokrasi olmuyor… Geride kalan dönemde rejim, “kazanılmış haklar” temelinde değil, “bahşedilmiş haklar” temeli üzerinde yol aldı…Ama artık yol alamıyor… Tam bir seçim ve temsil yanılsaması söz konusu…Hiçbir zaman seçilenler seçenleri temsil etmedi… Onlar kimi temsil edeceklerini iyi biliyor…

Siyaset yapma tarzı da dahil, artık her şeyin radikal değişikliğe uğratılması gereken zaman gelip çattı… Artık hiçbir şey eskisi değil ve olmayacak… Bu aracın bu rotada yol alması mümkün değil… Türkiye tam bir çöküş tablosuna hapsolmuş durumda… Emekçi halk çoğunluğu sahayı inip, gereğini yapmadıkça, çöküş derinleşmeye, işler sarpa sarmaya devam edecek… Artık “sayın seyirciliğin” sonu gelmiş olmalıdır…

Geride kalan dönemde bu ülkenin tüm zenginliğini üreten ama ürettiğinden yeterli payı alamayan emekçi halk sınıflarının sürece bilinçli müdahale etmesine, şeylerin seyrini değiştirmesine bir engel yok… İnsan irade sahibi bir yaratık olduğuna göre… 

 

 

 

Tags: Fikret Başkayasendikalar
Previous Post

E-imza ile atama! Sahte diploma çetesi Emniyet ve MEB’i nasıl aştı?

Next Post

PKK ile Silah Bırakma Süreci Komisyonu’nda 10 yıl gizlilik kararı: Halk bilmeyecek, endişeler artıyor

Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005). 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi. Fikret Başkaya 2007 yılı itibarıyla Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Bugünkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…
Manşet Haberler

Bugünkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…

28/07/2026
Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…
Manşet Haberler

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

03/07/2026
Fikret Başkaya: “Şeylerin gerçeğiyle yüzleşme zamanı…”
Manşet Haberler

Fikret Başkaya: “Şeylerin gerçeğiyle yüzleşme zamanı…”

21/06/2026
Politik İslamcı son hamle…
Manşet Haberler

Politik İslamcı son hamle…

02/06/2026
“Terazi Bozuk”
Manşet Haberler

“Terazi Bozuk”

09/05/2026
Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor
Manşet Haberler

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor

30/04/2026
Next Post
PKK ile Silah Bırakma Süreci Komisyonu’nda 10 yıl gizlilik kararı: Halk bilmeyecek, endişeler artıyor

PKK ile Silah Bırakma Süreci Komisyonu’nda 10 yıl gizlilik kararı: Halk bilmeyecek, endişeler artıyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

ÇERÇEVE YASA’YA DIŞARIDAN BAKMAK

ÇERÇEVE YASA’YA DIŞARIDAN BAKMAK

by Mustafa Kumanova
19/08/2026
0

Hepimiz milliyetçiliğin görünmez duvarları tarafından tecrit edilenleriz. Tüm gericilerin ortak kanaati, "insanlar kendi başlarına hareket edemezler, bu yüzden de bir...

İnsani yardımın ağır bilançosu: Bir yılda 907 görevli saldırıların hedefi oldu

İnsani yardımın ağır bilançosu: Bir yılda 907 görevli saldırıların hedefi oldu

by Sonhaber
19/08/2026
0

Çatışma bölgelerinde sivillere yardım ulaştırmaya çalışan görevlilere yönelik saldırılar 2025’te kayıtlardaki en yüksek seviyeye çıktı. Yardım Çalışanları Güvenlik Veri Tabanı’na...

BİR AĞIT HALAYA DÖNÜSTÜREBİLİNİR Mİ?

BİR AĞIT HALAYA DÖNÜSTÜREBİLİNİR Mİ?

by Sarya Özgür
19/08/2026
0

Sevgili okurlar, merhaba. Bu hafta biraz Kürt müziğinin hayatımızdaki yerinden, biraz da müziğin taşıdığı hafızadan söz etmek istiyorum. Çünkü bizim...

İsrail Suriye’deki hava üssünü vurdu: Ankara’dan sert tepki

İsrail Suriye’deki hava üssünü vurdu: Ankara’dan sert tepki

by Sonhaber
19/08/2026
0

İsrail savaş uçakları, Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü hedef aldı. Suriye devlet televizyonunun askerî kaynaklara dayandırdığı bilgilere...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik