Mustafa Kumanova

Gerçekte ise emperyalizme karşı görünen hükümetler emperyalizme göbekten bağlıdırlar. Bu yüzden gerçek ve samimi bir anti-emperyalizm mücadelesi ancak içerideki otoriteye karşı verilecek gerçek bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile mümkün olacaktır.)
Sessizlik

Eski düzen çökerken ve muhalefet partileri iktidara itiraz ederken başka bir düzen sessizce yaratılıyor. “Karşı-devrim çoktandır yolda! Karşı devrim çoktandır hareket halinde ve çoktandır aramızda!”

Buna rağmen ülkeye sessizlik hâkim! Tehlike tehditleri bugün ülkenin dizginlerini ellerinde tutan gerici unsurlardan, yandaşlardan, politika yapıcılardan ve onların medyadaki uzantıları demogoglardan gelmiyor sadece… aynı zamanda anti-emperyalizm mücadelesi altında gerici bir milliyetçiliğin kıskacında hükümeti destekleyen kimi Sol ve sendikalardan da geliyor. Bütün gündem ise seçim sandığı ve parlamentonun korunması üzerinden yürütülüyor.(Aslında, gelişmekte olan ülkelerde hükümetler/başkanlar siyasi beceriksizliklerinin ve özellikle de karıştıkları yolsuzluk, yağma ve talanın üzerini örtmek için milliyetçi anti-emperyalist söylemlere sıklıkla yönelirler. Ülke içinde halkın dışarıdan gelen sömürgeci güçler tarafından kuşatıldığı ve Batı ve Amerikan emperyalizmin işgali altında olduğu algısını yaratırlar. Amaç ise, halkta bir dışarıdan kuşatılmış bir kale duygusunu ve paranoyasını büyütmektir. Böylece tüm muhalifleri “ajan” ya da “terörist” olarak suçlayarak ideolojik ve siyasi bütünlük sağlamak mümkün ve yararlıdır. Gerçekte ise emperyalizme karşı görünen hükümetler emperyalizme göbekten bağlıdırlar. Bu yüzden gerçek ve samimi bir anti-emperyalizm mücadelesi ancak içerideki otoriteye karşı verilecek gerçek bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile mümkün olacaktır.)

Bugün Sol adı altında iktidarı eleştirenlerin çoğu ya da muhalif partiler ülkeyi dengeleme ve yol gösterici değerler sistemi(kemalizm ya da parlamenter sistem) adıyla statükonun bir diğer çeşidine dönüşü kurtuluş olarak ezilen kitlelerin önüne getiriyorlar. Amaçları devletin birliğini korumak, devlet çarkının işleyişini sürdürmek, ekonominin çöküşünü önlemek ve Türkiye’deki gidişatın kaotik sürecine el koymak… Oysa tüm bu kötülüğün merkezinde soyut olarak kapitalizm ve onun somut tezahürü olarak ulus-devlet yapılanmasının bizatihi kendisi yer alıyor. Ve neredeyse hiçbir muhalefet partisi kapitalizmin(serbest piyasa ekonomisinin) adını ağzına almıyor. Ulus-devletin varlığını tartışmaya açmaya cesaret edemiyor.

Muhalefet partileri düzenin politikalarını bir faaliyet alanı görürlerken radikal bir başkaldırının araçları olmayı akılların ucundan bile geçirmiyorlar. Oysa ülkenin ihtiyacı olan bir devrim. Ve devrim ezilenlerin aklında bir şimşek gibi çakmadıkça toplumsal yalpalama ezilen kitleleri bir kurtuluş olarak sola değil gerici bir milliyetçiliğe ve yobaz bir köktendinciliğe doğru sürüklüyor. Babadan oğula geçecek bir saltanatın hayali bir karabasan gibi toplumsal akıl ve vicdanın üzerine çökerek korkunun imparatorluğunu kuruyor.

Muhalefet partileri kitlelerin radikalleşmesinde kurtuluşu değil devletin bekasının ölümünü görüyorlar. Tam da bu yüzden sessizlik hareketsizliği harlıyor. Ve toplumsal suskunluk derinleşerek kitleleri köleleştiriyor. İçsel bir hal alan köleliğe boyun eğme ve rıza gösterme bir alın yazısına dönüşerek gönüllü kabullenmeyi peşi sıra getirdiğinden kişiye ya da ulusa olan tapınç psikolojik bir vakaya dönüşerek körüklenen kutuplaşma ve ayrımcılığın kıskacında “kendi gibi olmayanlara” karşı tahammülsüzlüğü de getiriyor. İmha ve yok etme devletin ve kişinin bekasıyla eşitlendiğinde ise ölümün kara bulutları tüm ülkenin üzerini örtüyor. Ve muhalefet uyku halinde bir rüya görmeye devam ediyor…ve sessizliğe bürünen ülkenin üzerine bir kafes geçirildiğinin farkına varılamıyor…farkına varan bir avuç muhalif ise hapsedilmiş bir ülkenin boğuculuğunda dayandıkları yere kadar dayanabiliyor…dayananlar ya hapsediliyor ya da sürgün ediliyor…ödenen bedeller karanlık bir sessizlikte sallanıp duruyor…aydınlığa kavuşamıyor…ve sessizlik sürüyor…

Ve tüm bunların gölgesinde sermaye ve devlet tüm kalelerini koruyor. Tüm etki alanını genişletiyor…

Ve ülke ekonomisi büyüyor…ekonomi büyürken muhalefet küçülüyor…

Ve her yer ekonomi olduğunda paranın kokusu ve devletin korkusu insanlığın tüm erdemlerini kaplıyor. Varlığımızın en önemli özelliği olan varoluşsal duyarlılık yerini umursamazlığa bırakıyor.

Ve bir kez daha geriye sadece koca bir sessizlik kalıyor…

Başkaldırı ve isyanı boğan koca bir sessizlik…

Aslında insanlığımızı boğan bir sessizlik!

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x