Yunanistan’ın güneybatısında gerçekleşen tekne faciasının boyutları giderek ağırlaşıyor: Güvertenin altındaki yüzlerce insanın kurtulma şansı dahi bulamadığı sanılıyor. Ölü sayısının 500’ü aşabileceği düşünülen facia sonrasında, dokuz kişi insan tacirliği şüphesiyle yakalandı. Yorumcular, yetkililerin sorumluluğunu ve göç politikasındaki kusurları tartışıyor.
Tek suçlu insan tacirleri değil
In web portalı, AB’nin sorumluluğuna dikkat çekiyor:
“Akdeniz yıllardır bir ölüm denizine dönmüş durumda. Yoksulluk, şiddet ve savaştan kaçan insanlar, Avrupa’da daha iyi bir gelecek umuduyla yollara düşüyor. Yasal yollardan göç edemiyorlar, zira AB’nin göç politikasını yıllardır aşırı sağ dikte ediyor. Tüm Avrupa devletlerinin nüfus hareketleriyle kurulduğu gerçeğini yok sayarak, ‘yerimiz yok’ diye canhıraş bağırıyorlar. Bu nedenle de Avrupa’ya gitmek isteyen insanlar kaçakçılara başvurmak zorunda kalıyor. … Binlerce kişinin boğulmasının ‘kaçakçıların’ suçu olduğunu söylemek kolaya kaçmaktır. …. Evet, suçlular. Ama tek suçlu onlar değil. … İnsan tacirleri, Avrupa göçmenleri istemediği için var.”
İnsan tacirleriyle mücadele edin, göçmenlerle değil
Akdeniz’de yaşananlar Avrupa’nın değerleriyle bağdaşmıyor, diyor Salzburger Nachrichten:
“Deniz kazası geçirip boğulan birine ‘kendi suçun’ demek, hümanist bir dünya görüşüyle bağdaşmaz. Ahlak ve insaniyet bir yana, uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerimizle ve hukukun üstünlüğüne inanmış bir Avrupa’yla da bağdaşmaz. Genç erkeklerin, kadınların ve çocukların kıyılarımızda boğulmasını kendimize yediremiyorsak, geç kalmadan buna karşı tedbirler almalıyız. … Bunun yolu, ülkelerinden kaçmalarının nedenleriyle savaşmaktan geçiyor. … Bu tedbirler de tekneler daha denize açılmadan insan tacirleriyle mücadele etmeyi gerektiriyor, göçmenlerle değil.”
Tereddütlerin sonuçları oluyor
Süddeutsche Zeitung, tereddütlü Kuzey Afrika politikası dolayısıyla bu acılardan AB’nin de sorumlu olduğu yorumunda bulunuyor:
“Genç Tunuslular ve Libyalılar … Avrupa, Arap Baharı’ndan sonra verdiği sözleri tutmadığı için botlara biniyor. Libyalılar, diktatör Kaddafi’yi devirdikten sonra milislerin insafına terk edildi. Oysaki yurttaşlar, iki parlamento seçiminde ve 100’den fazla bölgedeki yerel seçimlerde, refah ve özgürlüklerini Avrupa’da değil, kendi anavatanlarında aradıklarını göstermişti. Tunus’a giden ekonomik yardımlar, göçü durdurması için AB’nin Türkiye’ye gönderdiği meblağın ancak bir kısmına denk düşüyor. Akdeniz üzerinden gerçekleşen kitlesel göçün nedeni, Avrupa’nın tereddütleri.”
Avrupa ruhsuz bir kale
La Stampa Avrupa’yı suçluyor:
“Bütün tanıklar, 600 kişinin kayıp olduğunu söylüyor: Mısır’dan yola çıkmışlar, Libya’yı geçmişler ve [Yunanistan kıyılarına] gelmişler. İçinde sıkıştıkları tekne bir Frontex uçağı tarafından tespit edilmesine ve Atina sahil güvenliği uyarılmış olmasına rağmen, zamanında kurtarılamadılar. … Tüm bu süre boyunca [Avrupa Komisyonu Başkanı] Ursula von der Leyen’in ya da [Avrupa Parlamentosu Başkanı] Roberta Metsola’nın tek bir kelime etmediği Avrupa ise kör, sağır ve kayıtsız. Artık bir ruhu olsun istemeyen ruhsuz bir kale.”
Numaradan yas tutuluyor
Blog yazarı Pitsirikos, yaşananları acı bir ironiyle yorumluyor:
“Boğulan göçmenler [25 Haziran’daki] seçimlerde Nea Dimokratia’nın oylarını daha da arttıracak, çünkü Yunanlar boğulan göçmenler için üzülüyormuş gibi yaparken, aslında göçmenlerin boğulmasına yol açan bir hükümete sahip olmaktan hayli mutlular. … Haydi hep birlikte muhteşem Yunan yazının keyfini çıkaralım. … Ancak balıkçı teknesindeki yüzlerce cesedi kaldırdığımızdan emin olalım ki boğulan bebekler kumsallarımıza vurmasın ve turistler ülkemizi terk etmesin.”
Madrid’in göç anlaşmasını güçlendirmesi gerek
La Vanguardia, İspanya’nın yaklaşan AB Dönem Başkanlığı’nı iltica reformunu hızlandırmak için kullanması gerektiğinin altını çiziyor:
“Avrupa, göç ve iltica politikasının nasıl ele alınacağına ilişkin kriter ve koşulları daha fazla gecikmeksizin kabul edip, nihai hale getirmeli. Akdeniz’de 2014 yılından beri 20 bin kişi hayatını kaybetti. … Her devletin kendi kabul ettiği göçmenlerden sorumlu olması kriteri, kimi ülkelerin en kötü reflekslerini güçlendirdi ve yabancı düşmanlığını pekiştirdi. Bu anlaşmanın imzalanması ve durdurulamayan göçün -şimdiki gibi- göç alan ülkeleri ‘kendi kaderine terk etmeden’ orantılı bir şekilde dağıtılması, İspanya açısından şimdiden büyük bir başarı olacaktır.”











