4 yıldır Tokat T Tipinde tutuklu bulunan Özge Elif Hendekçi’nin yanında kalan kızına yazdığı mektup;
Baharım…
Kışım da yaz, gecemde gün, gözümde Baharım, canım kızım… İyi ki Doğdun…
86 günlüktün, güneşi çaldıklarında senden. Adı “cezaevi” olan bu yere hiçbir günahın yokken tüm masumiyet ile girdin. Koskocaman bir kış geçti… Seni sıcak su torbalarıyla ısıtmaya çalıştığım geceler, demirkapılı buzhaneden farksız banyoda, çamaşır leğeninde yıkanırken, acı acı ağlamalarınla geçen günler…
Ve ardından bir bahar geçti… İlkbahardı… İlkbaharındı… Bol acılı, bol salçalı, bol yağlı yemeklerle girdin ek gıda dönemine. Daha 6 aylıktın… Ağacın yeşili, çiçeğin desenini bilmedin, boyu 8,eni 6 adım olan avludan gördün gökyüzünü… Kutunun dibinden bakar gibi… Ve iki bayram geçti!!!
Mahkûm değildin ama mahkûm gibiydin, lacivert diye alınmayan yeleğin, üzeri yazılı diye alınmayan tshirtünle, 3 aylıkken tutuklanmıştın, sen de benimle. Suçumuz masum olmak. Artık masumları hapsediyorlar kızım… Ortaya serilen battaniyeydi emekleyebileceğin alan, kanepe yoktu, halı yoktu, bir mama sandalyesini bile çok gördüler sana… Niloya’yla oynayamazdın yasaktı… Ve daha nicesi…
Derken 1 yaşına geldin… Her türlü imkânsızlığa rağmen koğuş arkadaşlarımız pervane oldular etrafımızda… Kendi evlatlarına hasret anneler, yüreklerine akıttılar gözyaşlarını… Seni bastılar bağırlarına. Gelen mercimek çorbasının süzüp, köfte yaptılar, revaniyi yıkayıp pasta yaptılar. Semaverin buharında pişirdiler, sevgilerini kattılar. Unutamayacağımız bir doğum günü hazırladılar bize. Hediyelerini elleriyle ördüler. İyi ki doğdun diye haykırdılar tüm samimiyetleriyle… Ben de dudaklarımı ısırdım, yüreğim kanadı ama gülümsedim güzel kızım. İyikileri sıraladım içimden…
Ve yine bir kış geldi, geçen yıl buraya geldiğimiz vakit gelmek üzere… Tam bir yıl çaldılar ömrümüzden… Henüz konuşamıyorsun, ba-ba ve ne-ne dışında bir şey diyemiyorsun… Bir gün “Anne neden buradayız” diye soracaksın diye korkmuyor değilim… Nasıl anlatabilirim ki sana bu kadar çirkinliği… Sadece bil isterim ki hayatımda hiç olmadığı kadar “Alnım ak, başım dik” canım kızım…
Sen doğmadan sadece 6 hafta önce, senin hayatını hiçe sayarak, beni günlerce alıkoyanlar, adaletin sarayında(!) beni odalara kapatıp tehdit edenler, ahlaksız ithamlarda bulunanlar, sen doğduktan sonra da evladının yüzünü göremezsin tehditleri savuranlar… Bilmiyorlar ki Allah istemezse bir yaprak dahi kıpırdamaz.
Duydum ki haberler yapmışlar, namusuma bile değil uzatmışlar. Senin adını da almışlar, çirkin dillerine… Kalbi çirkin olanın dili de çirkin olur canım kızım. Ve unutma “Herkes karakterinin gereğini sergiler.”
Kızdın mı onlara anne dersen ve kızıyor musun? Ağzını demir ranzaya vurup oluk oluk kan aktığı o gün bile kızmadım kızım. Yüreğim kanadı sadece, sen ağladın ben ağladım, sen sustun, ben yine ağladım.
Allah öç alanların en hayırlısıdır canım kızım, beddua etmedim asla… Onlar için ettiğim tek dua “Allah’ım bize merhametinle, onlara adaletinle muamelede bulun” âmin…
Beni şu süreçte en çok üzen dostun vefasızlığı oldu. Bunu sana nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Dost nasıl vefasız olur, vefasız olandan dost olur mu?



Sonhaber.ch











