Dar görüşlü olmak tedavisi zor bir hastalıktır.
Sevgili dostlar, geçtiğimiz günlerde ATV ana haberde yayınlanan ve atölyemdeki geri dönüşüm ve tasarım konulu bir video paylaşmıştım. Bir zat-ı muhterem çıktı ve bakın ne dedi:
“Yani yazmazsam olmazdı. Siyasi değerleri şan, şöhret ve ticari nesneye dönüştürmenin bir sınırı olmalı dedim ve yazdım.
Ayıptır, günahtır, zulümdür!
Reyting için, bir de ‘dikkat dikkat’ diye anons yapılması hem de havuz medyasının ATV’sinin diliyle …
İyi reklamın ticari getirisi olur. Haydi, Tamer Arda’yı çocukluk arkadaşım diye tekeline aldın diyelim ve anlayış gösterelim ama Mahir ve İbo biraz fazla olmuyor mu? Kamera arkadaki Arapça yazılı dua şildlerini de gösterdi onun niye anonsu yok?
“Bu atölyede 10 Kasım’da Atatürk’ü de, övgü eşliğinde sergilenirken görmüştüm. İbrahim Kaypakkaya ve Atatürk’ü buluşturma becerisi! Şapka çıkarılır!
Bu yorumu silebilirsin ama çözüm değil. O durumda, artık cevabını daha detaylı olarak başka mecralarda okuyabilirsin ve niye ulu orta yazılıyor diye şikayetçi olma hakkın da kalmaz Necati Güler”
Sükûnetle karşıladım. Yorumunu kaldıracağını düşündü. Örnek olsun diye kaldırmadım. Bu tavrımı güçsüzlük, zafiyet olarak değerlendirmiş olacak ki çok ileri gitti, küstahlaştı. Sevdiğim dostlarıma saygısızlık etmeye başladı. Daha fazla sesiz kalamazdım. Affınıza sığınarak cevap veriyorum.
Sevgili Necati, karikatür nedir, diye sorsam bana ne cevap verirdin?
TDK’ya göre karikatür:
“İnsan ve toplumla ilgili her çeşit olayı konu olarak alıp, abartılı bir biçimde belirten düşündürücü ve güldürücü resim”
Bu durumda sevgili Necati, sen karikatür bile değilsin. Sen sadece bir şakasın. İnsan hayatının her döneminde var olan bir şaka. Sen var oldukça çelişki de var olacak. İyi ki varsın be Necati. Şengiller olmasaydı mizah da var olmazdı!
Sevgili Necati, sen beni yanlış anladın. Suskunluğum bir zafiyet değil nezaketti. Sayfamda düşüncelerini açıklamana izin verdim ki insanlarımız, özellikle yeni ve genç insanlarımız hala skolastik çağ düşüncelerin varlığını bilsinler diye. Ama artık yeter benim sayfamda saçmalamalarına izin vermeyeceğim.
Necati, en son ne zaman şaka yaptın? Ya da ironi nedir bilir misin? Soyadın ‘Güler’ olsa da espriden hoşlanmıyorsun, daha doğrusu anlamıyorsun. Peki Necati, bir düşüncenin doğruluğunu belirleyen şey ne söylediği midir, kimin söylediği midir? Ya da şöyle izah edeyim; bir düşüncenin doğruluğu mu önemli, nerede söylendiği mi? ATV iktidarın borazanlığını yapıyor, doğru. Peki, Berlin sokaklarında yürüyorsun. ATV sunucusu senin keskin bir devrimci olduğunu bilmeden sana mikrofon uzatırsa ne yaparsın. Bak “özgür” bir yerdesin. Kimse seni tutuklamayacak, sabah saat beşlerde evinden alınmayacağını biliyorsun. Rahatsın, özgürsün yani. Ne yaparsın Necati? Dur tahmin edeyim.
- A) Çekil yolumdan faşist televizyon.
- B) Mikrofonu, kamerayı alır adamları döversin.
- C) Mikrofonu alır sakince ülkemizde yıllardır halkın kanını emen iktidarın… Borazanlığını yapan… derdin. Desen yayınlarlar mı? Ya da.
- D) Hiçbir fikrin yok, sosyal fobin var mikrofonu görüp kaçar mısın?
Ya da sana, seni “solun mühim adamı” zannedip açık oturuma davet etseler, “vallahi de billahi de sansür uygulamayacağız, ne söylerseniz onu yayınlayacağız” deseler tavrın ne olurdu? Oraya çıksan, örgütsel propaganda yapsan, tek yol devrim, kahrolsun faşizm, yaşasın mücadelemiz, desen… Olmaz mı, olmaz değil mi? Yani dersin de yayınlamazlar.
Necati, işte ben bunların hiçbirini yapmadım. Ben iktidarın borazanlığını yapan ATV ulusal televizyonunda Mahir’leri, Deniz’leri, İbrahim’leri görüntüledim. Yani Necati, sence bir sakıncası yoksa ironi yaparak ATV’ ye gol attım. Attığım golün farkında bile değiller. Aslında komik. Ama sen komik olmayı ciddiyetle bağdaştıramazsın, değil mi? Sen de benzer goller atabilirsin? Emin ol devrimciliğin aşınmaz. Taviz vermiş olmazsın. Necati, pantolonun, cep telefonun ne marka? Araban var mı? Nerden benzin alıyorsun? Shell, British Petrol… Bu firmaların ATV den farkları ne? Farkları ne biliyor musun bu kartellerin sadece bakkalıdır ATV. Peki Necati, kullandığın cep telefonu, GSM hattının hangi uluslararası şirketlerin olduğunu biliyor musun? Ödediğin fatura, aldığın cep telefonu ile emperyalizmin değirmenine su taşımıyor musun? Taşımazsın Necati, korkma ama bu mantık seni üretim araçlarını parçalamaya kadar götürür.
Kaç yaşındasın Necati? Eğer 78 kuşaklıysan bilirsin. O yıllar devrimcilerin Lewis, Wrangler pantolon giymeleri bile eleştirilirdi. Yaşam biçimlerindeki “lüks” olan ne varsa eleştirilirdi. İyi yiyecek yiyenler bile eleştirilirdi. Neymiş efendim, proletarya açken… Neymiş efendim, bunları satın almakla burjuvaziye para kazandırmış oluyormuşuz. Düz mantık. Aristo bile çıldırabilirdi. Bir takipçim yorum yapmış, güldüm. Tam da bu anlatmak istediklerimi yazmış:
“Necati Güler 1980’lerde kış uykusuna yatıp hiç uyanmamış gibi bir halin var. Kalk hadi 2020 oldu”
Eğer yaşasaydı Oğuz Aral, senden bir karakter yaratırdı Necati…
Bak Necati Bey kardeşim, bundan kaçamazsın. 1970, 80‘lerde de 2020’lerde de kaçamazsın. Bunu bile bile kaçmaya çalışırsan komik olursun. Komiksin de. Bir biçimde yerli yabancı sermaye iç içe geçmiş. ATV faşist de, Halk TV devrimci mi? Sonra sana bir tüyo vereyim. Google’a gir. Memet, Mehmet değil, “h” yok. Memet Sönmez yaz yeterli. Bak ne “faşist” TV’lere çıkmışım. Sonra Facebook’ta paylaşırsın, tartışırız.
Necati, benzin alırken kapitalist firma tercihi yapıyor musun? Ya da cep telefonu alırken markasını seçerken arkasındaki “kapitalist”lerin niteliğine göre mi, telefonun teknik özelliklerine göre mi alışveriş yapıyorsun? Hiç telefon kullanmayabilir, hiç benzin almayabilir, arabaya binmeyebilirsin. Teknolojiyi ret mi edeceksin? O zaman ya dağa çıkacaksın, çoban olacaksın, ya da gerilla gibi savaşacaksın. Ama şimdi Almanya gibi bir metropolün pırıltılı ışıkları altında olmak, görece insan hakları güvencesinde konuşmanın rahatlığını kim bozar be Necati?
Sonra bana diyorsun ki Necati, “… Ayıptır, günahtır, zulümdür!
Reyting için, bir de dikkat dikkat diye anons yapılması hem de havuz medyasının ATV’sinin diliyle iyi reklam, ticari getirisi olur. Haydi, Tamer Arda’yı çocukluk arkadaşım diye tekeline aldın diyelim ve anlayış gösterelim ama Mahir ve İbo biraz fazla olmuyor mu?…
Bak Necati Bey kardeşim. Türkiye’de “şan, şöhret ve ticaret” Mahir’leri, Deniz’leri arkana alarak olmuyor. Alsan ticaret yapamazsın. Adamı bitirirler. Ben arkama aldım. Atölyem yedi ay mühürlendi sırf bu yüzden Necati. Türkiye’de olsaydın bu söylediğin reklamlarla ticaret yapmayı denemezdin. Sonra benim atölye, geri dönüşüm ve sanatsal tasarım atölyesi. Buraya insanlar gelir gönüllü çalışırlar. Öğrenciler gelir onlara sunumlar yaparım. Onlara hammadde kaynaklarımızın çöp konteynırları, yıkık binalar olduğunu anlatırım… Ticari bir kurum değil atölyem, olabilirdi de bundan sana ne? Bak şöyle bir şey yapabilirsin. Gizliden birini yolla. Müşteriymiş gibi. Atölyemden Mahir’in İbrahim ‘in ya da Deniz’in resimlerini satın almaya çalışsınlar bu senin ajanların. Bak nasıl bir davranışla karşılaşacaklar. Onları soranları alınlarından öpüyorum. Yanında bir de Che’nin magnetini hediye ediyorum Necati. Her şey para değil.
Necati, Türkiye’de hayat zor. Maaşım yok. Hatırlıyorum cezaevinden çıktığım ilk yıllarda sigortalı gösterilmeme karşı çıkmıştım. O dönem birçok arkadaşım da aynı karşı çıkışı yapmıştı. Şimdi keşke kabul etseymişim, diyorum. Sormuş muydum Necati, sen maaş alıyor musun “faşist kapitalist pis Alman Hükümeti’nden? Kaç bin Euro maaş alıyorsun. Tabi alıyorsan… Alıyorsan o maaşı kim veriyor? O maaşla karnını doyurup böyle eleştiriler yapmak ne derece tutarlı.
Necati, sayfana girdim, biraz dolaştım. Bildiğim kadarıyla PC kökenliydin. Yani bizden. Beni tanıyorsun biliyorum. Metriste şubeye alınırken gaz bombaları atılmıştı. Gözlerimiz yanmıştı. Aynı havalandırmadaydık. Gözlerin çok yanmış olmalı benim yüzümden. Peki, bu HDP sempatizanlığı nerden geliyor? Yoksa HDP’li misin? Olmanı çok isterdim. Bu daha istikrarlı olurdu. Onların kıyısında dolaşıp, onların gözlerinin içine bakıp onların haberlerini paylaşanlar o kadar çok ki. Elbette ki bende paylaşıyorum. Benim örgütsel bir iddiam yok. İddiası olanlardan, kraldan çok kralcı olanlardan bahsediyorum Necati. Ama sende bir sempatiklik var bu kesin. Sorumu şöyle sorayım, parti kurup “faşist, pis meclise” girmek doğru mudur? Bu meclis ile ATV aynı havuza su taşımıyorlar mı? Meclisteki kürsü ile ATV’nin mikrofonu aynı şeyler değil mi? Bir HDP’li vekilin ATV’ye (çağırırlarsa) çıkmasını doğru bulur musun?
Necati, sen hiç yazı yazdın mı? Makale, kitap… ya da şöyle söyleyeyim bunları yazarken hiç tutuklanma kaygısı ile avukatına danıştın mı? Benim kaç yazım hukuk bürosundan döndü biliyor musun? Bilirsin faşizmin olduğu yerde yasaklar vardır. Bazı insanlar yasakları delerler. Ben böyle bir oyun yaparak yasakları deldim. Aziz Nesin’ler, Sabahattin Ali’ler mizah dergisi çıkartarak politika yaptılar. Markopaşa gibi, Sonra Malum Paşa olur, derginin adı. Haberin var mı Necati?
Sevgili Necati ne iş yapıyorsun? Hayır, mutfak ile tuvalet arasında gidip gelmeden söz etmiyorum. Hayır, ekmek nereden geliyor, su nereden içiyorsun. İltica mı ettin? Ettiysen neden? Neden ülkende kalıp mücadele etmiyorsun? Dağa çıkmıyor, şehir gerillası olmuyorsun. PC kökenlisin, SP yapabilirsin. Tüzük meselesi mi? Ben mi? Benim böyle bir iddiam yok. Bak nitekim netim. İddiası olup savaşanlara da saygı duyuyorum. Böyle senin gibi keskin düşüncelere sahip değilim. Ha unutmadan söyleyeyim, bir şeyi uç, sınır noktalarında yaşayanlar karşı tarafın sınırlarına yakın demektir. Tecrübeyle sabittir Necati. Ben mi, ben mutasyona uğradım. Devrimci ruhumu yazı yazarak gösteriyorum. Merkezi İsviçre’de bulunan sonhaber.ch’nin çiçeği burnunda bir yazarıyım. Geri dönüşümcü ve görsel sanatçıyım. Tasarım yapıyorum ahşaplardan. Eskiden mi? Eskiden halk ordusunda on sene askerlik yaptım. Yani asker kökenliyim. Savaşmasını iyi bilirim. Sonra, sence bir sakıncası yoksa hala devrimci olduğumu düşünüyorum.
Bir de diyorsun ki “reyting” uğruna paylaşımın giriş bölümüne “Dikkat, dikkat!” diye yazmış. Ne yapayım Necati, bir hile yapayım dedim. Hani yaparlar ya “flaş, flaş, flaş” dikkat çeksin istedim. Dikkat çekmiş, taaa oralara ulaşmış, haberin olmuş, tartışıyoruz. Her şey üç büyük önderi televizyona çıkarmak düşüncesi ile başladı. Çıkarttım da. Bu suçsa bunu da kabul ediyorum Necati.
Bir de kimse kimsenin tekelinde değildir. Tamer benim çocukluk arkadaşım değil sadece, yoldaşım da. Senin de bir Tamer’in olsun Necati. Aslında herkesin bir Tamer Arda’sı olsaydı belki birçok devrimci unutulmazdı.
Sonra diyorsun ki Necati “… Bu atölyede, 10 Kasım’da Atatürk’ü de övgü eşliğinde sergilenirken görmüştüm. İbrahim Kaypakkaya ve Atatürk’ü buluşturma becerisi!!!! Şapka çıkarılır!…”
Sevgili Necati, ben 10 Kasım’da bir paylaşım yapmadım. 29 Ekim’de Bodrum kayrak taşı üzerine yapılmış transfer resimlerimi paylaştım. Che, Fidel, Camilo ve Atatürk konulu bu çalışmalar sanatsal içerikliydi ama etkisi politik oldu. Şimdi Necati bu örneği vermekle manipülasyon hatta provokasyon yapmaya çalışıyorsun. HDP’ye ve çevresine sinyal yolluyor, bana karşı mobbing uyguluyorsun. Necati, ben Kemalist, Atatürkçü değilim. Benim kıblem belli. Oda Mahir Çayan’dır.
Sonra çalışmalarının içinde Sema dönen had çalışmasını kastederek “Kamera arkadaki Arapça yazılı dua şildlerini de gösterdi onun niye anonsu yok?” diyorsun. Provokasyonun burada pik yapmış. Bir kadının Recm edilmesi için fitne fücur konuşan sarıklı, cübbeli, şalvarlı hocalar gibi… Bak Neco, pardon Necati Bey kardeşim, ekranda gördüğün Semah dönen bir had çalışması. Semah’ı Aleviler, Sema’yı Mevleviler döner Necati. Sema’yı da çizerim, Semah da dönerim sana ne.
“Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi.
Kâh inerim yeryüzüne, seyreder alem beni. Haydar Haydar,
Seyreder alem beni.
Nesimi’ye sormuşlar
O yar ilen hoş musun
Hoş olayım olmayayım
O yar benim kime ne.
Haydar Haydar
O yar benim kime ne…”
Sana ne Necati ATV’ye Mahir’i de, Deniz’i de, İbrahim’i de çıkartırım, sana ne?
Dip not: ’80’li yıllarda bizlerin içeride baskılar işkence görüp direndiği yıllarda, yurtdışına çıkmak zorunda kalan sevgili dostlarımın en az bizler kadar acılar çektiğini, yokluk ve zorluklar yaşadığını biliyorum. Yurtdışına atıfta bulunurken bu güzel dostlarımı tenzih ediyorum.
Sonhaber.ch’da yayınlanan yazılar yazarın kendi görüşünü yansıtmakta olup, ilgililerin cevap hakkı saklı tutulmuştur.












Harika bir durum Analizi, yazarımıza, sanatcımıza bin selam olsun.