Cumartesi, Nisan 25, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Kadın

Doğurduğu Çocukları Öldüren Bir Çağdan Geçiyoruz

Emine Aydoğdu by Emine Aydoğdu
12/03/2024
in Kadın, Manşet Haberler, Yaşam, Yazarlar
A A
3
Doğurduğu Çocukları Öldüren Bir Çağdan Geçiyoruz
0
SHARES
1.4k
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Emine Aydoğdu

 

“Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez.”
Rosa Luxemburg
“Harekete geç; bu, insan olmanın gereğidir.”
Çiçeron

 

İçinde yaşadığımız yüzyıl, alnımıza sürülen kurban kanı kadar utandırıcı. Doğurduğu çocukları gözünü kırpmadan öldüren bir çağdan geçiyoruz.

Despotizm; üç koldan insanlığı kuşatmış durumda: 1. Bedenimizde 2. Ruhumuzda 3. Hem bedenimiz hem de ruhumuz üzerinden bugünü ve yarını yok etmeye çalışmaktadır.

 

Bedenimiz

Kendinden hoşnut olmayan kadınlar, hırsla ve öfkeyle koşan erkekler, ne yapacağını bilemeyen gençler, doyumsuz çocuklar…

Kadınlar; Genç olmak, güzel olmak, zayıf olmak. Görünme ve gösterilme duygusu içinde. Güzellik, modellerle, yıldızlarla, içi boş ambalajlarla sunulmaktadır.

Güzellik salonları ve spor merkezlerinin müşterileri her gün artmaktadır. Yaşam, genç ve güzel olmanın etrafında sürekli dönüp durmaktadır. AVM’ler, albenisi yüksek, göz alıcı ve pırıltılı vitrinleriyle neredeyse her ay yeni bir mağaza açmakta, nedensiz bir boşluk içinde dolaşan, zamanı neyle dolduracağını bilmediğinden, onu kolaylıkla öldüren, istenilen ve sunulan kalıba uymak için her şeyi göze alan sefil insanlarla dolup taşmaktadır.

Erkekler; Daha çok para kazanmak için bütün yolları kutsal addederek nereye gittiklerini bilmeden kıyasıya koşmaktadırlar. Yeni bir araba, yeni bir bilgisayar ve yeni bir telefona kavuşarak, metaların getirdiği sanal mutlulukla yetinip, düşünmeden, hissetmeden bir yanılsama içinde var oluşlarını sürdürmektedirler.

Sağlık, başarı, bilinç, güven, gelecek, para, gibi günümüzde çokça kullanılan sözcüklerin içeriği, egemenlerce, hesaplı ve bilinçli olarak boşaltılmıştır.

Sağlık; Güzel olmak ve genç olmakla eşdeğer tutulmaktadır.

Başarı; Her şeyden üstün olma, herkesi ve her şeyi yok ederek hatta ezerek yükselme, bencillik ve egonun gittikçe itibar gördüğü bir zaman dilimine alabildiğince sıkışmış, dayanışmadan ziyade ezmeye evrilmiştir.

Bilinç; İnançla yer değiştirmiştir.

Güven; Almış başını gitmiş, nereye gittiğini kimse bilmiyor. Güvensizlik, toplumun kıblesi haline gelmiş; herkes kendine dönük, içine kapanık olarak yaşamaktadır. İnsanların birbirlerine kuşkuyla baktığı bu tedirgin ortam, bilinçli olarak yaratılmış, kendine ve kimseye güvenmeyen biçare ve sefil yaratıklar dünyayı istila etmiş haldedir.

Gelecek; Yazık ki biteviye olarak hep geçmişte aranmaktadır. Geçmişin gölgesinde sıkışıp kalmış bugünü, değiştirmek için hiçbir şey yapmadan sadece suçlayarak yeni bir yol aranmaktadır. Karanlık söylemlerin içine sıkıştırılmış, umuttan yoksun bu düşünce yapısıyla yarının ne getireceğinin “bilinmediği” bir gelecek. Daha iyi bir gelecek umudunun, daha çok çalışarak elde edebileceği düşüncesi, hatta böylelikle özgürlüğe kavuşulacağı söylemi alabildiğince parlatılarak sürekli pompalanmaktadır. (Ne için daha çok çalışacağız?.. Kimin için çalışacağız?.. Daha çok çalışmamız kimin değirmenine su taşıyacak?..)

Çalışmak; Bütün toplumlar, söz birliği etmişçesine sürekli çalışmayı yüceltmekte, onun kutsallığından dem vurmaktadırlar. Nazi kamplarında yazıldığı gibi çalışma, yani emek, kutsanmış, özgürlüğe giden yolun çalışmaktan geçtiği tartışmasız olarak zihinlere kazınmıştır.  Bunun koca bir yalan olduğunu, bütün ömrümüzü egemenlere satarak öğreniyoruz.

Para; Tapındığımız yegâne nesne olmaya, kapitalizmin en kullanışla Tanrı’sı olarak her devirdeki şanlı tahtını, doğayı alt-üst ederek ve dünyayı bir yangın yerine çevirerek korumaya devam etmektedir.

Paranın sahibi yüce efendilerimiz, bütün bu alçak ve aşağılık düşünce sistemini, beynimizin tamamen körelmesi için dolgun maaşlı uşaklarıyla sürekli manipüle etmektedirler.

 

Ruhumuz

Din denen o güçlü aygıtla bin bir parçaya ayrılmaktadır. İyilik-kötülük, günah-sevap, cennet-cehennem, kader, itaat, kul, şeytan, melek, vs.… Nasıl oturup, nasıl kalkacağımıza ne zaman gülüp ne zaman ağlayacağımıza karar veren, cennet ve cehennemle sınayan, koşulsuz itaate zorlayan, beynimizin nefes alan bütün hücrelerini sakatlayıp, kapalı bir kutunun içine atarak, zavallı ve biçare durumuna düşüren çıkmaz bir sokak.

 

Beden ve Ruhumuz

Otomatizmle hareket ediyoruz. Sorgulanamayan egemen ideoloji, gelenek, görenek ve törelerle körleşmişiz. Sürüleştirilmiş yığınların ahlak ve namus anlayışıyla kuşatılmış durumdayız. Bu kuşatma, bu teslim alınmışlık, bizi ister istemez gönüllü köleliğe götürmektedir.

Bireyin gönüllü olarak teslim olduğu kölelik, toplumu sessiz bir itaatle sarmalamıştır. Hayatımıza ilişkin tüm kurallar başkaları tarafından belirlenmektedir.

 

Bedenimizde, ruhumuzda, bilincimizde yaratılan bu şiddet sarmalından güzelliğin doğması olası mıdır?

Ana karnına düştüğümüz andan itibaren şiddetle tanışıyoruz. Sonraki hayatımızda, şiddet katmerleşerek artıyor. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun, yürüdüğümüz yolun, dokunduğumuz bedenin, baktığımız gözün içinden şiddet fışkırıyor.

Beynimize mütemadiyen uygulanan şiddetin ve tecavüzün yanında bedenimize yapılan şiddet ve tecavüz, üzülerek söylemek durumundayım ki çok masum kalıyor.

Kadın ve erkeğin yetiştiriliş biçiminde, şiddetin ve ötekileştirmenin tohumları ilk önce ailede atılıyor, okullarda filizleniyor. Egemen ideolojinin kendi bilinciyle oluşturduğu eğitim, din, gelenek ve göreneklerle yinelenerek yeniden üretiliyor. Kışlada erkekleşiyor. ‘Karı gibisin oğlum,’ sözü de dilimize oradan yerleşiyor. Çalışmayla doruk noktasına ulaşıyor. Tabiî ki burada en temel belirleyici öğe din, çünkü dinin kutsiyeti ve dokunulmazlığı var. Diğerleri onun etrafında şekilleniyor. Din, toplumun tüm katmanlarını tamamen kuşatan kutsal bir çember. Her şey o çemberin içinde dönüyor. O çember, hayatımızın her alanında tek otorite sahibi olmayı hiçbir koşulda elinden bırakmıyor, böylece, yaşamın en hassas hücrelerine sızarak geleceği kendi kurallarına göre yeniden şekillendiriyor.

 

Kız Çocukları Nasıl Yetiştiriliyor?

Korunaklı alanları, yaşadıkları evler ve evlerin içindeki işler; yemek, bulaşık, hizmet, ağırbaşlılık, kafanı yerden kaldırma, bekâretine sahip ol, yoksa ortalık malı olursun, aman tek başına bir yere gitme, gece karanlıkta sokağa çıkma, ailesindeki ve çevresindeki bütün erkekler ‘sen bu saatte eve gidemezsin, ben sana eşlik edeyim’ diyerek zaten baştan omurgasını eğip, iradesini sakatlıyorlar. Kadına yapılan taciz, tecavüz ve şiddetin toplum üzerindeki algısı bile ikiyüzlülükle, hatta birkaç yüzlülükle dolu. Bakirenin maruz kaldığı şiddet, taciz ve tecavüz, boşanmış-dul ya da bedenini satan kadının maruz kaldığı şiddet, taciz ve tecavüzden ayrılıp, masumluk karinesiyle özdeşleştirilerek, anlatılması ve kavranılması bir hayli zor, bu insanlık dışı düşüncelerle toplum vicdanında kara bir lekeye dönüşüyor. Bu ayrımcılık ve kötülük karşısında, toplumun kolektif bir vicdana sahip olmadığı açık seçik bir biçimde ortaya dökülüyor. En yüksek mahkemenin kararlarında bile, bedenini satan kadının uğradığı tecavüzde, tecavüzcüye, ceza indirimi uygulanabiliyor. Bu olumsuzlukların tümü, kadını; annelik, bekâret, hamaratlık, ailenin namusu, toplumun ahlakı, sarmalı içine tutsak etmeye devam ediyor.

 

Erkek Çocukları Nasıl Yetiştiriliyor?

Doğduğu gün pipisi fotoğrafla tescilleniyor. Ziyarete gelen eşe, dosta, akrabaya ve arkadaşa övünç kaynağı olarak gösteriliyor. Sünnet, davul ve zurnayla kutlanıyor, (aslında burada erkek cinselliği kutsanıyor) sokak erkekten soruluyor, sokağın ve mahallenin nabzını erkek tutuyor, eve geliş ve gidişinin saati sorulmuyor, kızlar gösteriliyor, ‘hangisini alayım oğlum sana, beğen, seç, diyerek’ kadın algısı beynine bir meta olarak kazınıyor. İlk cinselliğini para karşılığı hizmet veren yerlerde yaşıyorlar. Okulda, askerde, çalışma ortamında, sert ve öfkeli olmayan erkek, ‘karı gibisin’ diyerek aşağılanıyor. Kadının bacak arası erkekten soruluyor. Kutsal namus bekçiliğini yapma görevi aile ve toplum tarafından örtülü ve açık biçimde erkeğe veriliyor. Görev için tabiî ki öldürecektir. O öldürmese mahalleli onu linç edecektir. Adam yerine konulmayacaktır. Baktığı her göz, konuştuğu her dil, duyduğu her ses, ona erkek olmadığını, erkek gibi davranmadığını, zayıflığını ve korkaklığını anımsatacaktır.

 

Peki, ne yapmalıyız?

Bilinç, bilinç, bilinç…. İnsan olmanın bilincini öğrenip, öğretmediğimiz sürece bu sarmalda daha çok şiddete başvuracağız.

Kadının tek başına kurtuluşu mümkün değildir. İnsanlığın kurtuluşu kadın ve erkeğin ortak bilinciyle ancak mümkün olabilir. Otorite, şiddet, taciz ve tecavüz, uygulayanı da yaşayanı da alçaltır. Otoriteye karşı koymayıp, sustuğumuz takdirde biz de o alçaklığın içinde yer alırız.

Ne yapıyoruz, niçin yapıyoruz, kimin için yapıyoruz sorularını her gün sormalıyız. Bu soruların kılavuzluğunda, eylediğimiz her şeye kendi irademizi koyma cesaretini göstermeliyiz.

İhtiyaç duyulan şey, bireyselliktir. İnsanı bireyselliğe götüren yegâne yol ise itaatsizliktir.

İtaatsiz olacağız. Tarih okuyan herkes bilir. İtaatsizlik, insanın doğasından gelen bir erdemdir. İlerleme itaatsizlik ve isyanla olacaktır. İnsanın doğasındaki bireyselliği tez elden uyandırmak gerekir.

Bireyselliğin önündeki en büyük engel ise, kuşkusuz özel mülkiyettir. Özel mülkiyetle insanın bireyselliği zedelemiş, gelişimi engellenmiştir. Sahip olduklarımızla değil, varlığımızla mükemmelliğe erişilebiliriz. Sahip olduğumuz metalar, her koşulda kişiliğimizi tahakküm altına alır. Mülkiyet ortadan kalkarsa, insanlık kısa sürede sağlıklı bireyselliğe kavuşacaktır. Böylece, yaşamanın ne olduğunu, nasıl olduğunu, hep birlikte öğreneceğiz. Şimdi, yalnızca var gibiyiz, bu var gibiliğin, neye yaradığını toplumda bilen var mı, bilmiyorum?

 

Kusursuz insan

Bütün olumsuz ve köreltici koşullar altında gelişimini sağlayan, tehlike halinde yaralanmayan, yaralansa bile sızlanmayan, kaygılanmayan, sakatlanmayan bireydir, diyebiliriz. Bireyin yol göstericisi ise, içinden geldiği ve içine sığınacağı doğadır.

Dünya bireysellikten nefret eder. Otorite kurmak isteyenler bireyselliği sevmezler. Bireysellik tehlikelidir. Kontrol edemezsiniz. Efendiler ve şefler kontrol edemediği her şeyden korkarlar.

Artık modern suçun anası günah değil, açlıktır. Özel mülkiyetin ortadan kalkması, cezayı da suçu da şiddeti de tecavüzü de ortadan kaldıracaktır.

Kadınlar Kapitalizmin Kâbe’si olmaktan vazgeçmedikleri sürece ne bu topraklarda ne dünyada, başka bir yaşamın mümkün olabileceği düşüncesi yeşeremez. Hem çok iddialı hem çok kışkırtıcı bir cümle. Satışa sunulan her ürünün önünde mutlaka yarı çıplak bir kadın bedeni boy gösteriyor. Kadın, bir süs nesnesi, bir meta olarak görülüyor. Bütün tüketim, kadın bedeni üzerinden yapılıyor.

Taciz, tecavüz ve şiddet, insan bedeni üzerinde artık meşrulaştırıldı. Bedenimize yapılan taciz, tecavüz ve şiddetin farkındayız. Peki, aklımıza yapılan şiddeti ve tecavüzü durdurmadan bedenimize yapılan şiddeti ve tecavüzü durdurabilir miyiz?.. Kadınların ve çocukların bedenine yapılan şiddet ve tecavüz, erkeklerin beyinlerine şırınga edilmiş toplumsal kötülüktür.

İnsan efendisiz yaşayamaz mı?

Hepimiz, daha doğrusu düşünmeyi becerenler gerçekten merak ediyor mu? Neden gönüllü köleleriz?

Başımızda bir efendi, bir şef olmadan, yaşam yolunda yürüyemez miyiz?

Geçmişten günümüze doğru bir sürek avı izlersek; krallar, imparatorlar, sultanlar, beyler, ağalar, patronlar ve siyasal liderler. Bunların elindeki sihirli değnek nedir ki itaat eden bireyler ve sessiz kitleler çığ gibi büyüyor.

İnsan, iradesine nasıl el konulduğunun farkına vardığı zaman, gelecek bir ütopya olmaktan çıkıp, özgürlüğün yolu açılacaktır.

Kadın ve erkek el ele, omuz omuza, gönül gönüle, akıl akıla, verip, vicdanlarını yastık yapacak noktaya geldikleri zaman, ki işte o zaman, hayat yaşamaya değecektir. Tüm anayasaların çöpe atıldığı gün, yepyeni bir dünya doğacaktır. Bu yeni dünya, tüm canlıların sevi ve dayanışmasının gücüyle, yaşamı yeniden var edecektir.

 

 

Tags: 8 Mart Dünya Kadınlar GünüEmine Aydoğduinsan olmak
Previous Post

Kesin İnançlılar

Next Post

Yaşını Gösteren Kadınlar

Emine Aydoğdu

Emine Aydoğdu

Dinamik Dergisi’nde çıkan yazılarıyla ilk kez yazın dünyasına adımını attı. Makine Mühendisleri Odası’nın meslek dergisinde yazıları yayımlandı. Uğur Mumcu Yaratıcı Yazarlık seminerlerine, Özgür Üniversitesi’nin Küresel Emperyalizm ve Kapitalizm üzerine derslerine, Ulus Baker’in Spinoza üzerine söyleşilerine katıldı. Sokak Yazarları Dergisi’nin oluşturulup gelişmesinde önemli katkıları oldu. Bu dergide öykü ve şiirleri yayımlandı. Anayasa, Anayasa Yargısı, Kararlar Dergisi ve İnsan Haklarına ilişkin yayınlar başta olmak üzere, yüze yakın hukuk kitabının editörlüğünü yaptı. “TEMMUZU BEYAZA BOYADIM” adlı öykü kitabı, Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla Mart 2001’de yayımlandı. “TEŞKİLÂTI ESASİYE’DEN GÜNÜMÜZE ANAYASALAR” adlı çalışması Palme Yayıncılıktan Mayıs 2005’te yayımlandı. “ADO” adlı öykü kitabı, Yoğunluk Dergisi tarafından 2006’da yayımlandı. “BİR ISLIK ÇAL” adlı öykü kitabı, Favori Yayınlarından 2014’te yayımlandı. “DÜNYA BİR AVUÇ” adlı öykü kitabı, Tulpars Yayınlarından 2016’te yayımlandı. “AFORİZMALAR” adlı kitabı, Artshop Yayınlarından 2018’te yayımlandı. “KİMSE İNANMIYOR BANA” adlı öykü kitabı SRC yayınlarından 2024’te yayımlandı. Çeşitli gazetelerde denemeler yazmış, kimi televizyon kanallarında edebiyat söyleşilerine katılmış, Halk Evlerinde ise gençlere edebiyat ve sanat üzerine seminer vermiştir. “Sokak Yazarları, Evrensel Kültür, Yaşam Sanat, Yoğunluk, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Tavır, İlk İnci, Nikbinlik, Çağdaş Yaşam, Bağlaç, Ekin Sanat, Kıyı Dili, Çağdaş Türk Dili, Bulut Yazar, Sarmal Çevrim, Eliz Edebiyat, Edebiyat Nöbeti, Lacivert, Edebiyat Kolektifi, Güney Dergisi, Çini Kitap, MYART Sanat Dergisi, Altı Yedi, adadergi.com, cigdergisi.com,” gibi kültür sanat ve edebiyat dergilerinde öyküleri ve şiirleri, “Feniks, İnsanokur.org, Çerçi Sanat, adananewstv.com, Son Baskı, Edebiyat-Kültür Sanat ve Farkındalık, Yaşa-Der Platformu (Yazar Şair ve Sanatçı Dernekleri Platformu) Yobazlıkla Mücadele, Kürecik TV Kültür Sanat Edebiyat, Solmedya.com ve sendika.org’da denemeleri ve öyküleri yayımlanmıştır. BUDEP (Bursa Dergiler Platformu) çatısı altında düzenlenen Bursalı edebiyatçıların “Kış Buluşması” 2025 yılının Mart ayı etkinliğinde, ortak inisiyatif ile belirlenen ve “Bursa’dan Edebiyata Katkı” adıyla verilen 2024 Yılı Bursa’dan Öykü/Romana Katkı Ödülüne layık görülmüş ve “2024 Bursa’dan Öyküye Katkı Ödülü” ile onurlandırılmıştır. Gazetemizde “Öykü Köşeşi” yazarı olarak öykü ve deneme yazmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeraltından Yükselen Sessiz İsyan: Emine Aydoğdu’nun yeni kitabı çıktı
Kitap Önerileri

Yeraltından Yükselen Sessiz İsyan: Emine Aydoğdu’nun yeni kitabı çıktı

09/04/2026
TANRILARIN DOĞUŞU İNSANI KÖLELEŞTİRDİ
Manşet Haberler

TANRILARIN DOĞUŞU İNSANI KÖLELEŞTİRDİ

08/03/2026
BİR YUMAK HAMUR
Manşet Haberler

BİR YUMAK HAMUR

09/02/2026
VENEZUELA VE EMPERYALİZM
Manşet Haberler

VENEZUELA VE EMPERYALİZM

19/01/2026
LAİKA’YA BARIŞ GETİRECEKLER MİŞ!
Manşet Haberler

LAİKA’YA BARIŞ GETİRECEKLER MİŞ!

02/01/2026
KEDİ
Manşet Haberler

KEDİ

15/12/2025
Next Post
Yaşını Gösteren Kadınlar

Yaşını Gösteren Kadınlar

Comments 3

  1. ismail Saripinar says:
    2 yıl ago

    Harika tespitler ve akıcı dilinizle ,bir solukta okuttunuz..Emeğinize elinize yüreğinize sağlık..Harika…

    Yanıtla
    • Emine Aydogdu says:
      2 yıl ago

      Çok teşekkür ederim sevgili dostum,
      Selamlar sevgiler gönderiyorum.🌿

      Yanıtla
  2. Osman Kılınç says:
    2 yıl ago

    Bilinç ‘in “İnançla yer değiştirmesi”
    Cidden çok yerinde bir Tespit.👍
    Zaten bütün ARIZA da buradan başlıyor bence..
    Yine, kalemine yüreğine sağlık diyorum #EylemGüzeli
    Ancak, son cümlede;
    “Tüm anayasaların çöpe atıldığı gün” demişsin ya, o konuda farklı düşünüyorüm. İnsanı da Doğayı ve Hayvanları koruyan (Tabiki özellikle Kadını) daha Demokratik #Anayasa’lar yapılabilemez mi😃

    Yanıtla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Gülistan Doku dosyasında kritik gelişme: Savcıdan hastane kayıtları ve SIM kart açıklaması

Gülistan Doku dosyasında kritik gelişme: Savcıdan hastane kayıtları ve SIM kart açıklaması

by Sonhaber
25/04/2026
0

Gülistan Doku soruşturmasında dikkat çeken yeni gelişmeler yaşandı. Dosyayı yürüten Ebru Cansu, yürütülen incelemelerde yeni verilere ulaşıldığını açıkladı. Cansu, kayıp...

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: DİRENİŞ VE DEBELENME

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: DİRENİŞ VE DEBELENME

by Ümit Özdemir
25/04/2026
0

Debelenme manşetini MÜSİAD’ın yayın organı Yeni Şafak attı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Ekonomik Programı Çöktü manşeti, MÜSİAD’ın durumdan...

Türkiye’de faili meçhul alarmı: 75 ilde 638 dosya yeniden açıldı

Türkiye’de faili meçhul alarmı: 75 ilde 638 dosya yeniden açıldı

by Sonhaber
25/04/2026
0

Adalet Bakanlığı, faili meçhul suç dosyalarının yeniden ele alınması amacıyla yeni bir adım attı. Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan...

Kadın Olmanın Görünmeyen Yükü

Kadın Olmanın Görünmeyen Yükü

by Sarya Özgür
25/04/2026
0

Bazen beden, insanın kendi evi olmaktan çıkar. Kapı gıcırdar, odalar yabancılaşır, içeride görünmeyen bir fırtına dolaşır. Ne tam adı vardır...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik