“Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir kenara bırakıp basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında sefalethânede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren “Birleşik bir dünya devleti” kurma hayalinin tatlı olduğunu inkar edecek değiliz.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Görüldüğü üzere tıpkı tüm iyi niyetli, aydın insanlar gibi Atatürk de tek dünya devleti kurma fikrine sıcak bakıyordu. Bu fikir elbette ki, herkesi tek dünya çatısı altında toplama; dinsel, mezhepsel, ırksal, milletsel tüm ayrılıklara son vererek dünyaya barışı getirme gayesine dayanıyordu. Tüm insanlığın benimsediği; akla, bilime, vicdana, ahlaka ve adalete dayalı tek ve açık bir din kurma hayalinin, dünya üzerinde iyi emellere sahip olan aydınların gözüne, barışı sağlamanın tek ve en kolay yolu gibi görünmesi şaşılacak ya da yadsınacak bir durum değil.
Dünya devletleri arasından sınırları kaldırmak, yerel topraklar yerine tüm topraklara sahip olmak, istediğin zaman Amerika’ya, Avrupa’ya, bilmem ne adalarına gidebilmek kulağa güzel geliyor ama inanılmaz derecede romantik bir fikir.
Çünkü dünyada tüm gücü çehrelerinde toplamak isteyenler daima var olmuştur. Zaten ırksal, milletsel, dinsel ve mezhepsel savaşların kıvılcımları da her zaman bunlar tarafından atılmıştır. Tek Dünya Devleti kurma gayesi de güç hırsıyla tutuşanların ve kendileri için dünyada ayrıcalık gözetenlerin, ırklarını, ideolojilerini ve varlıklarını diğer insanlardan üstün tutanların lehine dönüşmeye ve onlara hizmet etmeye açıktır. Bu gayenin “Yüzüklerin Efendisi” unutulmaz serisindeki Sauron gibi; tüm ırklar, milletler ve özgürlükler üzerinde hak sahibi olmak gayesi güdenlerin ellerinde Tanrıcılık oynama fırsatına dönüşmeyeceğinden emin olabilir miyiz?
Bir ülkeyi yönetmek için bile, ülkeyi küçükten büyüğe, altlardan üstlere doğru yükselen yönetimlere ayırıyoruz. Tek dünya yönetimi diye bir şeyin “En azından sadece aydınlığa hizmet etmek koşuluyla” hayata geçmesi imkânsız. Aynı aile içerisinde bile anlaşmazlıklar çıkarken farklı kimlik ve kişilikteki insanları tek çatı altında toplayamazsınız. Bizler bir millet olarak milletimizin içindeki insanlarla bile mutabakat sağlayamazken, tüm dünyanın insanlarıyla bunu yapmak mümkün değil.
Ancak herkesin eşitlikçi, eğitimli, aydın ve de şuurlu olması gerekir. Zaten herkes bu özelliklere sahip olabilseydi, barışı ve düzeni sağlamak temelli bir “Tek Dünya Devleti” kurma fikrine de gerek kalmazdı. Farklı ama barış içinde yaşayan milletler olmayı başarabilirdik.
Fetih aşkıyla tutuşup tüm toprakların sahibi olmak isteyenler, dinlerine dayanarak bazı toprakların kendilerine vaadedildiğini öne sürenler, her fırsattan savaş meydana getirmek isteyenler, şuursuzlar, aymazlar olmazdı.
İnsanların bazıları kötü niyetli. Bilgiye ve düşünceye sahip olsalar bile bunları kötülüğe hizmet etmek üzere kullanıyorlar. Bu onların özlerinde var; ve bunu değiştirmek neredeyse imkânsız.
Tek çare aydınlığın ve gücün iyi insanların eline geçmesi. Ancak iyi insanlar akıl sahibi ve aydın olurlarsa aydınlığın ışığı karanlığı bastırabilir.










