Geçenlerde bir konuda araştırma yaparken rastladığım bir video hayli ilgimi çekti: 2016’da Almanya’nın Frankfurt şehrindeki Commerzbank Arena Stadyumu’nda toplanan 7548 müzisyen, dünyanın en büyük orkestrasını oluşturup bir rekora imza atmış. Çok sayıda üflemeli, telli, yaylı ve vurmalı enstrüman gruplarından oluşan böylesi bir orkestrayı yönetmenin nasıl bir beceri gerektirdiğini, sanatçıların nasıl uyum içinde çalabildiklerini merak ettim.
İçinde bulunduğumuz hayat senfonisinde de hepimizin bir enstrümanı var. Sürüp giden bu konserde müziğin uyumlu olması için herkesin kendine ait bölümü çalması gerekiyor. Tabii hayat içinde bu uyumu yakalamak o kadar kolay değil. Bu olmadığında tınılar oradan oraya uçuşup yadırgatıcı oluyor. Ortaya çıkansa tam bir uyumsuzluk… Melodiden eser kalmıyor.
Herkesin kafasına göre takıldığı bir senfonide yer almak zorunda kalınca oldukça zorlanıyor insan. Çok geniş bir yapı olan toplumda farklı kimliklerle uyumlu bir şekilde yaşayabilmemiz ancak çalınan müziğe kulak vermemizle mümkün. Küçük dağları ben yarattım edasıyla yaşayanlar, herkesin söz sahibi olduğu yerlerde kendini babasının çiftliğinde sananlar sözünü ettiğim uyumun ayrık otları. Bunlara eğitimle insan süsü verilmeye çalışılsa da sadece görüntüyle durum kurtarılamadığından daha yaratıcı çözümler bulmak gerekiyor.
Bunlar, önceleri sinsice aklı başında insanların arasına sızıp usulca bağdakini kovmaya çalışırlarken bugün geldiğimiz noktada saklamaya gerek duymadıkları bir utanmazlıkla hareket etmektedirler. Bulundukları yerden sökülüp atılabilmeleri imkânsız gibidir. Toplumsal düzenin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için bunların denetim altına alınması gerekir. Yasalar, kurallar bunun için vardır. Onlar, bunlarla yaşamaya çok alışık değillerdir. En sevdikleri, kendileri gibi bağa destursuz giren yöneticilerdir. Bu sayede varlıklarını sürdürmeyi garanti altına almak isterler. Ahlaklı görünmek gibi bir dertleri yoktur. Duruma göre yalakalık yapabilir, sahiplerine göre kişneyebilirler. Kural tanımaz olduklarından hak, hukuk gözetenler arasında hırçınlaşırlar.
Bu ayrıksılarla aynı hayatın içinde olmak üçüncü sınıf bir düğün salonunda “Çalgıcı Karısı Binnaz”ı dinlemeye mahkûm olmanın boğucu etkisini yaratıyor bende. Müzik kulaklarımı patlatıyor. İçimden bir çığlık yükseliyor.













Okudum ,çok beğendim..Okuyan herkesin anlayacağı bir dil,cümleler kısa,samimi bir anlatım..