Çimenler, Barış Parkı ve Umut’un Annesi

HomeManşet Yazarlar

Çimenler, Barış Parkı ve Umut’un Annesi

(10 Ekim’de aramızdan ayrılan Umut Tan’ın annesinin gözyaşlarına, saygımla…)

 

Umut, hem hayalinizin hem de yitirdiklerimizin ismi

Barış Parkı’ndayız, kentin kenarından bir yer, saat dokuz otuz, elli polis ve biz.

Gözleri güz yaşları dolu “Umut”un annesi!

 

Gözlerinde yedi yıl öncenin acısı, hatırladığımız o kara haberler, tek tek evlere ulaştırdığımız, iki otobüsün gittiği birin boş döndüğü o günler, on ekim, “işit” ve Ankara…

Nedendir bilinmez ama hep bu topraklar acının çoğul hali oldu.

Nedir anne?

Umut bir çocuğun ismi, bir pankartın arakasındaki babanın sesi Umut, bir küçük kardeşin tişörtündeki fotoğraf, annesinin gözyaşları Barış Parkı’nın çimenleri üstüne dökülen…

Hüseyin, bizim her yerdeki ismimiz, acısı tişörtünde, kızı da…

On Ekim saat on, biraz geciktik diyor katiller, iki bin on, son olsun diyor bir hıçkırık, kollarını aşağı doğru kırmış bir hıçkırık, belki de bir umut, Barış Parkında.

Partiler de geldi siyasi patilerini göstere göstere konuştular, onlar konuştu, çimenlerin üstünde Umut’un annesi, gözyaşları ve sonra devrimden sözler, hiçbir acıyı dindiremeyen o sözler. Metin Altıok’un “Bozlak Kedi ve Ölüm” şiirindeki kedi nasıl sevinecek bilmiyorum, sunucu Nuray da. “… sahi o ölümü ben ilk nerde ölmüştüm?” diyor ya o son dizede, işte o dize de düşüyor o parka, o parkın, yeşerir mi bilmem, yeşerse de suyunu ancak gözyaşlarından alacaktır, onlarca çocuğumuzun ardından dökülen o gözyaşlarından.

Hüseyin’den önce gelmiştim yerin üç kat altına. Az önce döndü Hüseyin, Mamorek’e gitmiş, bazılarımız evlerimize, evlerdeki çocuklarımıza sarılmaya döndük, bazılarımız da Mamorek’e acılarımızı bırakmaya gittik. Gitmezden önce hepsinin ismi sayıldı tek tek, “burdaaaa” dedik hep bir ağızdan ve yüksek sesle.

Oysa “burdaaa” denilen yerde sadece kimsenin bilmediği iç acıların toplamı ve gözyaşları vardı, güzyaşları vardı.

Çimenlere baktım, gözyaşlarına, yıllar öncesine gittim, eski adıyla Samanxarığı yeni adıyla Özalper o yıllara gittim, yıllar önce kendi öz köyümden iç ihanetlerin baskısı ile kovulduğum yıllara. Tek katlı evlerin yerini çok katlı tokiler almış!

Yıllar öncesine, sevincimi bir gece sürdüğüm, acılarımın yılları aldığı o hak etmediğim geçmişe gittim, kahvehanenin yerini kötü markalar almış, Barış Parkı nerede diyorum; buraya en yakın park Abdullah Gül Parkı diyorlar, ne acı eski anılarımın gölgesinden çimenlere bakıyorum, insanı inciten bir türkü çalıyor az ötede…

Bunca genç iki bombanın kurbanı olurken bu kentte ve bu güzyaşları arasında, burada bir parkı büyütürken, kimse görmüyor!

Sevmenin nasıl bir başarısızlık olduğunu bu “on ekim”de gördüm. Bir gün siz de doğduğunuz yerlere gidin, bakın, büyüdüğünüz yere bakın, işte o zaman karar verin! Sevmek nasıl bir yenilgi, ağaç ile kurt nasıl akraba olmuş işte o anda fark edersiniz.

Peşimden sürükledim hep acıları, garları, yolları ve düşen adamları; sonra bir kar yığını arasında yıllar önce bir şiiri sürükledim. Hep aynı kamyonet sürüklüyordu cesetlerimizi, hep aynı “toros” gözlerimizi bağlıyordu, yurdum; nasıl da şiir tanesi, nasıl da bir kar parçası yüzümüze vuran bir kedi parkı, nasıl da Kürt, nasıl da Alevi, nasıl da Kürdistan, yalnız ve doğuda bir ülke…

Sonra kapım çalıyor, uzaktan bir “adam” gelmiş, ne güzel…

Elimi uzattım, hiçbir şeyin yok senin, dedi ve  ilk defa bir köylüye hak verdim; benim hiç bir şeyim yok, dedim. Uzaktan, çoook uzaktan bir aşk ve ölüm hariç. Kedi Metin Altıok’u kolundan tutmuş getirmişdi, Metin bana bakıp, biz Bingöl’de aynı otelde mi kaldık seninle dedi.

Sahi o ölümü ben ilk nerde ölmüştüm? Metin abi!

Mazlum Çetinkaya

 

 

Sahi o ölümü ben ilk nerde ölmüştüm? * Metin Altıok’un “Bozlak Kedi ve Ölüm” şiirinden.

 

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments