Günümüz Sömürgeciliği ve Kürtler

Homemanşet

Günümüz Sömürgeciliği ve Kürtler

Kürtlerin muhatabı devletlerle yüzyılları bulan sorunlu ilişkileri, tarihin belki de çözüm getirmekte zorlandığı en istisnai ve yakıcı meselelerden biridir. Özelde Kürtlerin çözüm yolunu çoğunlukla askeri mücadeleyle ve siyasetle aradığı bu mesele geneldeyse devletlerin asimilasyon ve inkar yöntemlerine; farklı ideolojik görüşlere sahip kesimlerinse entegre edici görüş ve önerileriyle hibrit bir hal almıştır. Ortadoğu coğrafyasında demokrasi ve özgürlüklerin kadük yapısı ulusların kaderlerini tayin yolunu genellikle kendi yöntemleri ile aramasına evveldendir yol açmıştır. İçerden baskı gruplarının da ciddi düzeyde bir demokrasi alanına ve de kültürüne sahip olmayışları, bu grupların resmi ideolojilerin yörüngesinde hareket etmek gibi tuhaf alışkanlıklarını perçinlemiştir hep. Kürt meselesinde de benzeri bir manzara söz konusudur.

Sol ve sağ cenahın meseleyi ajandalarında bekletme ve işleyiş tarzları resmi ideolojinin ve “bölünme” paranoyası gölgesinde geliştiğinden bugüne değin pek bir yol kat edilemedi. Sorunun adı konuldu ‘belki’ ama hangi hiyerarşik düzlemde olduğuna dair rahatlatıcı tespitlerde bulunulmadı hiçbir zaman. Hâlbuki Kürtlerle Türkler, Farslar, Araplar arasındaki hiyerarşik ilişkinin kaynağına ne kalem ne de siyaset erbapları doğru düzgün dokundu.

Anakronik Solun “ezilen ulus” teorisi üzerinden yıllar geçti ve başladıkları noktadan çok daha tembel bir noktada oldukları şüphesiz. Sanırım “her insan kendi duvarının mimarıdır” sözü hiç de beyhude bir söz değildir ki bugün Kürt aydınlarından değerli isimler soruna kendi özgün teşhisleri ile yaklaşma çabası içindeler. Bu değerli isimlerden biri olan Köln Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Sharo İ. Garip Kürt meselesini sömürge ilişkileri bağlamında tartışmaya açtı. Kürtlerle Türklerin ilişkisini yıllardır dillerde pelesenk halini almış “kardeşlik”, “halklar”  argümanları üzerinden tanımlayan kesimler için anti-tez niteliğinde bir görüşle çıkan Dr.Saro I. Garip ile Sonhaber.ch olarak kıymetli bir söyleşi gerçekleştirdik. Ayrıca bu söyleşi HDP’ye yönelik gerçekleştirilen “Kobane soruşturması” operasyonun birkaç gün öncesinden gerçekleştirilmiştir.

Sonhaber : Yazılarınızda ve sizinle gerçekleştirilen söyleşilerde önde çıkardığınız kavram ve düşünce “kolonyalizm” oluyor. Buradan hareketle soralım öyleyse! Kürt meselesi bir sömürgecilik meselesi midir sizce? Dr. İsmail Beşikçi dışında kimsenin Kürdistan’ı sömürge ilişkileri bağlamında tartışmadığı bir ortamda siz de öyle mi düşünüyorsunuz?

Bu röportaja başlamadan evvel öldürülen Servet Turgut’un ailesine sabır diliyorum. Ayrıca zorlu bir tedavi sürecinden geçen Osman Şiban’a da acil şifalar diliyor, faillerinin bir an önce bulunmalarını umuyorum. Beraberinde HDP’ye yapılan hukuk dışı operasyonları kınıyorum, tutuklananlara da çok geçmiş olsun. Diğer tüm düşünce suçlularıyla birlikte özgürlüklerine kavuşmalarını dilerim.

Sonhaber : Kürtler kendi içindeki köleyi boğazladı ama öldüremedi!

Kolonyalizm: Birîna reş (Kara yara)

Evet, Kürdistan meselesi bir sömürge meselesidir. Bir milletin diğer bir millet üzerine tahakküm ilişkisi kolonyal ilişkidir. Türkler ile Kürtler ya da Farslar ve Araplar arasındaki ilişki kolonyal bir ilişkidir. Lakin M. Hechter ve de Besikçi’nin belirttiği gibi klasik bir sömürge değil tabi! Örneğin İrlanda, Bask ülkesi, Tamiller ya da Katalonya gibi bir iç ya da bitişik sömürgedirler. 1960‘larda hem pratik açıdan hem de teorik açıdan zirveye ulasan Anti-kolonyalizm ya da de-kolonyalizm günümüzde hem pratik hem de teorik açıdan hızını yitirmiş durumda. Kürdistan’da 70’lerinbaşı 80’lerden sonra biraz gecikmeyle Anti-kolonyal damar gelişti; fakat geldiği noktada durulmuş ya da durdurulmuştur. Ulusal bilincin (siyah bilincin) önü kesilmiştir, fakat nereye kadar ve ne pahasına engellenebilir o da bir başka soru!

Teorik açıdan İsmail Beşikçi’nin dışında çok az kişi Kürdistan’daki kolonyal ilişkiyi inceledi. Dr. Beşikçi gibi Dr. Hikmet Kıvılcımlı ile İbrahim Kaypakkaya’nın Kürdistan’ın sömürge olduğuna ilişkin görüşleri de sümen altı edildi. 70’lerin sonunda Öcalan- Mazlum Doğan ve arkadaşlarının sömürge tezleri artık sümen altı edilemeyecek kadar güçlüydü. Bu tezi savunanların hepsi çok ağır bedeller ödedi. Bu konudaki birçok tezde Üniversite raflarında tozlandı. Bu tozlanma ya da tozlu raflarda bırakılmasında bir inkârın tezahürüdür. Öte yandan Beşikçi’ye cevaben ‘Kürdistan sömürge değildir’ diye karşılık veren dikkate değer akademik makalelerden biri Servet Mutlu’nundur.

Benim açımdan Sayın Mutlu’nun tezi zayıftır. Örneğin Mutlu Kürdistan’da yapılan kamu harcamalarının tasnifini yapmış ve yüksek olduğunu söylüyor. Sömürgelere bu kadar çok kamu yatırımı yapılmaz diyor. Öncelikle o kamu harcamalarının büyük bir bölümünün askeri ve güvenlik harcamalarından ibaret olduğunu biliyoruz. İkincisiyse sağlık, eğitim altyapı gibi yapılan kamu harcamaları diğer bölgelerle karşılaştırıldığında Kürdistan diğerlerine göre altlarda kalır. Ayrıca kamu harcamaları amacı itibariyle pekala daha fazla sömürgeleştirmeye ve kendine entegre etmeye yöneliktir de diyebiliriz. Servet Mutlu’nun kendi makalelerinde verdiği istatistikler bile başlı başına bir sömürge göstergesi olarak kabul edilebilir oysaki! Servet Mutlu Kürdistan’da kurulan 19 tane barajdan sağlanan elektriğin yıllık getirisinin 1 milyon dolar olduğunu ve Türkiye’de üretilen enerjinin %70’ine tekabül ettiğini söylüyor. Türkiye aydınlanırken Kürt köyleri sefalet içinde yasar hâlbuki. Tüm bu yaşananlar verilere bakıldığında ayan beyan ortadayken, halen siyaset arenasında hem sol hem sağ cenahta ve de Akademik discourse ( Akademik tartışma) de “kardeşlik teorisi” altında yürütülen tartışmalar kanımca tam bir enkazdır.

Kürtlerin dekolonizasyon sürecini naçizane söyle özetleyebilirim. Kürtler kendi içindeki köleyi boğazladı ama öldürmedi.21. Yüzyılın kavşağında geldiğimiz noktada Kürtlerin dekolonizasyon sürecinde yaşanan tıkanmalar eylemsellikten çok düşünsel bir paradigma krizidir. Bu paradigma krizi yüzyıllık bir geçmişe sahip. Yani yüzyıldır Kürt düşün dünyası kolonize ediliyor. Kürt düşün dünyasının büyük bir bölümü siyaset bilimi, psikoloji, sosyoloji Antropoloji alanında kolonyalizm üzerine çok ciddi tahlillerde bulunamadılar. Eyleminizin güçlülüğü ile davanızın haklılığına olan inancınız arasındaki korelasyon derecesi yüksektir. Bundan ötürü inancınızı pekiştiren söze ihtiyaç var.

Sonhaber : Kürtler ve Türk eğitim sistemi tartışmanızda Türk eğitim okullarını Kolonyal fabrikalar olarak tanımlıyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Çaresizlik, öz nefret ve itaat üretimi

Her ne kadar kolonyal sistemlerin ruhları esasta birbirine benzese de Türkiye’de kolonyal sistemin kendine has isleyiş mekanizmaları var ve deniz aşırı kolonyal sistemlerden bazı açılardan farklılık gösterebiliyor. Örneğin Cezayirli kadınlar çok sonradan Beyaz feminizmin kolonyal bir feminizm olduğunu analiz edecek ve Fransız kolonyalizminin aileyi, kadınları ve çocukları özellikle stratejik olarak hedeflediklerini yazacaklardı. Cumhuriyetin sosyal Darvinistçi mühendislerinin projesi de bundan farklı değildi; özellikle gelecek kuşaklara ve kadınlara yönelikti. Çünkü aileyi, kadını ve çocukları kuşatırsanız sömürgeyi teslim alırsınız. Nitekim yapılan buydu. Sömürgecilik kavramlar ve kurumlar üzerinden rıza üretmeliydi. Yani Okullar ve burada üretilen/öğretilen kavramlar tamamen kendine yabancılaştırmaya ve yerli yasaların ruhunu bertaraf etmeye yöneliktir. Bu fabrikalarda sömürge toplumu için “constructedreality” yani dizayn edilmiş bir realite üretilir.  Önce çaresizlik, sonra kendinden nefret ve nihayetinde itaat öğretilmeliydi. Gönüllü köleliğin çarkları arada bir kırılsa da böyle işliyordu. Yeni nesiller bu fabrikalarda kolonyal değerlerin ve normların ayarlarıyla şekillendirileceklerdir.

 

Sonhaber : Kürt meselesinde son dönemdeki kurtuluş-çözüm teorileri sizce gerçekçi midir?

 “ No Justiceno Peace”

Ben şahsen gerçekçi bulmuyorum. Türkiye ve Kürdistan’da zamanın ruhunu okuyan çok az basiretli siyasi elitin olduğuna inanıyorum. Barış, birincisi Turgut Özal döneminde ikincisi ise son barış sürecinde ıskalandı. Kürdistan’daki Siyasi elitin basiretsizliği realite ile ideal/ütopya arasında dengeyi kuramamak iken, Türkiye’deki sağ-sol siyasi elitin basiretsizliğine neden olan şey ise politik-psikolojisidir. Yani bölünme sendromu dediğimiz kolonyalizm paranoyası. Bu Paranoyanın temelinde devletin kuruluş felsefesi yatıyor. Örneğin ulus inşa süreçlerinin çok büyük bir bölümü toplumsal hafıza üzerine yükselirken, Türkiye’deki ise toplumsal hafızaya dayanmaktan ziyade yerli halkları inkâra dayanarak gerçekleştirildi. Bu nefret ve panik psikozu yıkılan imparatorluğun enkazından devralınan bir Türklük krizidir ve bu krizin sonuçları ise çok vahim. Bütün dünyada tecrübelerle dolu barış-inşası ya da süreçleri örnekleri mevcut. Her ne kadar Oslo görüşmeleri iyi başlasa da kötü sonuçlandı. Bu süreçteki en önemli hatalardan biri de “biz bize yeteriz” ala Turca yaklaşımla üçüncü gözlemci tarafın sürecin içine dâhil edilmemesiydi. Tarafsız hakemlerin dâhil olmadığı hiçbir ihtilafta, bırakın kanlı çatışmaları çözmeyi iki komşunun kavgasını dahi çözemezsiniz.  Biliyoruz ki ölen ve yerinden yurdundan edilen insanların sayısı artıkça düşmanlık kat sayısı da artıyor ve barışı sağlamak da bir o kadar zorlaşıyor. Ayrıca savaşın süresi uzadıkça toplumdaki yaralar derinleşiyor. Ancak tüm bunlara rağmen farklı çözüm modelleri ile sağlanacak barış asla imkânsız değil. Tabi ki bunun da geçiş aşamaları var; örneğin anadilde eğitim hakki karşılıklı yumuşamaya sebep olabilir. Bölgeden bölgeye teritoryal ya da örneğin İstanbul’da Kültürel otonomi modelleri uygulanabilir. Fakat dön dolaş geldiğimiz nokta maalesef ala turca model yani Kürt siyasi elitinin önemli bir bölümüde politik kur değişikliğine giderek bu isin yerel yönetimlerle ya da radikal Demokrasi ile çözüleceği dillendirmesine geliyor. Hayır, şunu biliyoruz ki bu bir adalet sorunudur ve yerel yönetimlerle ya da demokrasi ile çözülseydi İngiltere, İspanya ya da Kıbrıs çözerdi. Şu sön dönemlerde gençlerin şehirlerde astıkları iki slogan söylediklerimi iyi ifade ediyor kanımca:  No Justiceno Peace” Adalet yoksa Barış da yok.” Ya da Filistinlilerin bir evi yoksa İsraillilerin de olmayacak! Geleceğin sahibi olan gençleri dikkate alın derim.

 

Sonhaber : Bir söyleşinizde ‘Kürt entelijansiyası kolonize edilmiştir’ ifadesini kullanıyorsunuz? Öncelikle sizce bir Kürt aydın sınıfından bahsetmek mümkün müdür? İkincisi ise bu bağlamdaki kolonizasyondan ne anlamalı?

 Sömürgecilik pazarında peygamber olsanız kar etmez!

Biliyorsunuz buna benzer meşhur bir tartışma Edebiyat alanında yapıldı. Kürt edebiyatı var diye bir şey var mı ya da Türkçe yazan yazarlar Kürt edebiyatına ait sayılır mı? Kürdistan’da da bütün diğer milletler gibi bir aydın sınıfı var elbette. Ehmed-ê Xanê’den evvel ve sonrasında ciddi aydınlardan bahsedilebilir. Örneğin Said-i Kürdî’den Nuri Dersimiye Cegerxwin ya da Hamit Bozarslan’a kadar sayısız isim sayılabilir. Fakat kolonize edilen toplumlarda aydınların tasnif edilmesi gerekiyor. Örneğin kolonize edilenlerin büyük bir çoğunluğu Kürt de olsa çalışmalarıyla ve öznel tutumuyla kendisini Türk aydın sınıfı içinde görüyor. Kanımca bunlar etnik olarak Kürt de olsalar çalışmalarıyla Türk entelijansiyasının hesabına kaydedilirler İkinci bir grup var ki; onlar kolonizasyondan geçmiştir fakat gene de aydınlanma süreci sonucu organik olarak ve de rızaları gereği kendilerini Kürt aydını olarak tanımlar. Üçüncü bir grup ise araftadır. Etnik olarak Kürt fakat ne tamamen Kürt ne de tamamen Türk aydınıdır. Zamana göre değişebilmektedirler. Dördüncü kategori ise kolonize edilemeyenlerdir ki en küçük grup bunlardır. En bariz örneği Nuri Dersimi, Cegerxwin, Osman Sebriya ve Qazi Muhammed’dir.

 

Bu bağlamdaki kolonizasyondan şunu anlıyorum: Kürdistan’da bir sosyalizasyon yoktur onun yerine kolonizasyon vardır. Bütün özgür toplumlarda entelijansiya düşünsel bir üretimde bulunur ve bunu kendi tarihsel mirasına ve birikimine dayandırarak yapar. Kürdistan’da ise bu engellenmiştir, tarihsel birikimin büyük bir bölümü yakılmıştır. Ve sizin entelektüelliğiniz ya da diplomalarınız kolonyalizmi tanımak koşuluyla kabul edilir. Sömürgecilik pazarında kendinizi savunuyorsanız peygamber olsanız kar etmez. Hatırlarsanız Fanon’un doktora tezi de Fransa’da kabul edilmemişti! Kolonizasyondan kastım örneğin kendi toplumunuzla, onun gerçekliğiyle ve değerlerinizle ilişkinizin organik olmayışıdır. Düşünce tarzınız efendinin tarzıdır. Akademik çalışmalarınızda, dergilerde gazetelerde ya da sanatınızda onların istediği formatta düşünür ve üretirsiniz. Kısaca sadece kendi toplumuna değil kendisine de yabancılaşmıştır. Örneğin; Kürtler bir savaş sendromunun yanında bir kimlik sendromu yaşıyor. Bunda Kürt aydınlarının ve siyasetçilerinin de büyük bir bölümünün önemli payı var. Çünkü Kürtlük hep marjinal tutuluyor ve Kürt düşün dünyasının büyük bir bölümü ‘Siyah Bilinç’ mekanına tamamen çekilmeyi göze alamıyor çünkü çıkarları da buna çok ters.

 

Sonhaber : Kürt siyasi hareketi olarak da çoğunlukla tanımlanan HDP bünyesindeki sol dinamikleri nedeniyle sınıf siyaseti ağırlıklı bir politika izliyor. Toplumda bu ikilikten memnun olanlar kadar olmayanlar da çoğunlukta. Siz hangi noktada duruyorsunuz? Ayrıca kolonyal bir ilişki biçimi burada söz konusudur denilebilir mi?

 Hakikati ya da Hannah Arendt`i katletmek!

Sonda söyleyeceğim tezi bastan söyleyeyim. Nasıl ki kolonyal bir ilişki bağlamındaki iki dillilik stratejisinde kolonize edilen dilin gideceği son durak mezarlık ise, ayni şekilde bu kolonyal yoldaşlık ve direniş ikili siyaset stratejisi de kolonize edilen siyaseti marjinalize edip bitirecektir. Eğer tamamen imha edilememiş iseniz ulusun parçaları olarak entegre yolları aranır. En kötü ihtimal halkların dayanışması, idealize edilmiş ve icat edilmiş bir realite olarak isçi sınıfı ile Kürtlerin dayanışmasından dem vurulur. Örneğin bu ezilen sınıfların hatta ezilmeyenlerin büyük çoğunluğun Filistin milleti ile ciddi bir dayanışma içinde olduğunu görürüsünüz. Ama aynı işçi sınıfı “kardeş “ olduğu Kürtler ile dayanışmaz tam tersine meydan dayağında en öne çıkar. Neden Türkiye İsçi sınıfı Rize’de, Sakarya’da, Çukurova’da linçe uğrayan Kürtleri korumaz da Filistin’e gösterdiği hassasiyeti göstermez! Çünkü Filistin’le olan dayanışma bir emek dayanışması değil kendi ulusal çıkarları için yapılan bir dayanışmadır. Dolayısıyla Türk isçisi neden Kürdistanlıların ulusal davasına, kendi ulusuna ihanet ederek destek versin! “Halk” gibi anonimize ve idealize edilen kavramlar bir inkârın örtüsüdür. (Ecevit de hep Halk demişti ama kastettiği Türk halkıydı, şimdi ayardan düşen bu kavramlar Türkiye Halkı olarak yeniden revize ediliyor).

Sömürgecilik ;Şeytanın ruhu ile yerli yasaların ruhu arasında uzlaşmaz bir çelişkidir.. Anti-kolonyalizm ya da de-kolonizasyon yerliyi savunur ve onun değerlerini şeytanın ruhundan arındırmaya çalışır.

Eğer siz efendinin sosyalizmini, dinini, feminizmini ya da demokrasisini savunuyorsanız ödüllendirilirsiniz aksi takdirde itibarsızlaştırılarak cezalandırılırsınız. Devletten en küçük sivil toplum kuruluşuna ya da örgüte kadar Kürtler üzerinde böylece parçala hükmet siyaseti uygulanır. Oysaki bütün bu ulusalcı evrenselciler bizi kurtarmaya değil ehlîleştirmeye ve en nihayetinde kendi sosyalizmlerini, islamiyetini, feminizmini ya da demokrasilerini inşa etme peşindedirler. Emme Velâkin esasen ehlîleştirmeye muhtaç olan, üzerinde demokrasi, feminizm, sosyalizm, liberalizm inşa etmeye çalıştıkları vahşet zeminidir. Çünkü kolonyalizm zemini üzerinde ne Feminizm ne sosyalizm ne de demokrasi ve de İnanç sorunları biter.

Kürtler sadece sömürge sisteminin muhafazakârlarınca sömürülmez aynı zamanda Sol tarafından da sömürülür. Selahattin Demirtaş sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin özel bir rehinesi değildir, aynı zamanda Türkiye Sol hareketinin de bir rehinesidir. Kürtler sadece sömürge sisteminin muhafazakârlarınca sömürülmez aynı zamanda sol tarafından da sömürülür. İki basit örnek vermek gerekirse;  İdeolojik olarak sömürülürsünüz (Kürdistan bir militan deposu olarak kullanılır), seçmen olarak sömürülürsünüz. Deyim yerinde ise “Selo’yu bağlar ve efendiye yer açarsınız.”Ayrıca sol-sağ basının okuru olarak sömürülürsünüz. Efendi yazar, öğretir siz okursunuz. Efendiler için siz bir subje değil objesinizdir! Ha keza sanat ve bilim dünyasında da birer objesiniz.  Yukarıda Kürtler için constructedreality-icat edilen realite demiştim. Örneğin Kürt, Kürt olduğu için zulüm görürken, siz buna “işçi sınıfı zulüm görüyor” derseniz hakikati ya da Hannah Arendt’i katledersiniz. Ha keza “Newrozu 1 Mayısla birleştireceğiz” derseniz ya da en vahimi HDP’nin eski eş başkanlarından Serpil Kemalbay gibi, tecavüzcüyü savunan ırkçılığa dava açılmasına “karşıyım” derseniz gerçeği kanatırsınız. Bu konuda ikinci tezim ise: Kolonyalizm sadece sağa dayanarak ayakta kalamaz aynı zamanda solunda desteğiyle yürüyebilir. Bütün bunlar aslında bir milletin haysiyetiyle oynamaktır. Bu haysiyetsizlik bize ait ve utanç duymuyoruz!

 Sonhaber : Bir yazınızdaki ‘sol kayyımlar’ ifadeniz bilhassa da HDP içindeki sol çevrece çok tepki çekti. Muktedirle aynı kefede görülmek bu çevre için epey can sıkıcı bir durum yarattı. Biraz da anlamak için soruyorum: Neden ‘Sol kayyımlar’?

Karikatürize edilen kolonyal demokrasi: Muhtariyetten Muhtarlığa!

Aslında Sömürge mahallesinde değişen bir şey yok. Sadece Efendiler ve inkârınızın rengi değişti. Şimdilerde ulus ve parçaları yerine Ulus ve bileşenleri var. Esasen eski bir hile olan Ulus kavramı yerine halk kavramı kullanılıyor. Hangi coğrafyanın halkı, hangi dili konuşurlar buna hiç değinilmez. Misyonerliğin sağı solu arasında bir fark yoktur, ikisi de size medeniyet satıyor. Bir milletin yabancılar tarafından yönetilmesine biz kolonyalizm diyoruz. Kürdistan yüzyıldır sömürge valileriyle, olağanüstü valilerle yönetildi. Karikatürize edilmiş bir kolonyal demokrasi konseptiyle karsı karşıyayız. ‘Muhtarlık Demokrasisi’ diyebileceğimiz bu model sadece Türkiye geneli için değil, Kürt siyaseti içinde icat edilen bir model. Yani üst düzeyde siyasi kararlar alma beyaz efendiye, yerelde oy toplama ise “Kürt muhtarlara” rol olarak biçilmiş.

 

Kısaca akademide, basında, siyasette iktidar efendinindir. Kürdistan’da siyasal iktidar alanını ne sağ ne sol efendiler size bırakmıyor. Dolayısıyla caminize atanan imam da, belediyenize atanan vali-kaymakam ya da partinizin başına getirilen yabancı yöneticiler kayyumdurlar. Ben sol kayyumluğu devletin atadığı kayyumluk müessesinden daha yıkıcı buluyorum. Devlet cebren yapıyor ve bu milletin hafızasında mevcut; fakat siz hırsızı kendiniz içeri alırsanız hırsızlığı meşrulaştırırsınız. Ama tersi mümkün değil! Kürtler Amasya’da, Kütahya’da, Bartın’da, Bayburt ya da Aksaray’da ne İmam ne muhtar nede sol partilerine “kayyum” atayabilirler. Tabi ki Kürtler Türk şehirlerinde kaymakam, vali yada Türk sol partilerinde yönetici olabilirler ama sadece Türklük adına siyaset yaptıkları sürece! Nereden bakarsanız bu işin kazananı efendilerdir.

 Sonhaber : Kürdistan referandumunun 3’üncü yıldönümü ve referandum konusunda yeni güncel tartışmaların özellikle de güney basınında canlandığı görülüyor. YNK’li  Mela Rehîm Germiyanî Kürdistan de halkının Irak’a karşıtlık için değil meşru hakkı olduğu için bağımsızlık referandumuna gittiğini söyledi. Milletler için böyle meşru hak hem içte hem de dışta neden destek görmüyor sizce?

 Kendi kaderini tayin hakkı doğal bir haktır icazetle alınmaz!

Karl Deutsch ulus tanımında politik irade gösteren toplulukları (yani devlet olmak isteyenleri) ulus olarak niteliyor. Kürdistan referandumu bir milletin iradesini ortaya koydu. Tabanda bu kararlılık yüksek bir evet oyuyla kanıtlandı. Ne yazık ki politik partilerin verdiği sınav kötüydü, herkes kendi politik çıkarını ulus çıkarının önüne koydu. Bu dağınıklık dünyanın ve bölge devletlerinin gözünden kaçmadı. Ayrıca en kötü ihtimaller için hazırlık yapılmaması ayrıca bir büyük bir hataydı. Kürdler ulus olarak irade gösterdi fakat kurumsal olarak Güney devlet olmanın bütün gereklerini halen yerine getirmemiş durumda. Evet, Referandum başkası için değil, bir milletin kendi geleceğini belirlemek için işlettiği ettiği meşru bir karar mekanizmasıdır. Irak Anayasasına uyup uymadığına göre meşru ya da gayri meşru sayılamaz. Almanlar referandum yaparken icazeti Fransa’dan almaz. Ama biz biliyoruz ki dünyadaki statüko ulusların değil devletlerin çıkarını koruyor. Dolayısıyla uluslararası hukuk örneğin Birleşmiş Milletler çok adil değil. Çıkarlar üzerine kurulu. Ama şu da bir gerçek ki 45 milyonluk bir ulus irade gösterirse bağımsızlığa giden yolda epey yol katedebilirler. Kaldı ki politik dengeler değişebiliyor ve Rojava ya da Güneydeki gibi size fırsatlar sunabiliyor. Bunun için basiretli yöneticilere ihtiyaç var, geleceğin diplomatlarını, bürokratlarını ve yöneticilerini yetiştirmemiz lazım.

 

Sonhaber : Sizce HDP’nin Türkiyelileşme kavramı neden sorunlu? Türkiyelileşme esas amacı itibariyle başarılı oldu mu ya da bu proje miadını doldurdu demek için daha erken midir?

 Türkiyelileşme ile Kürdistanileşme arasında rekabet sürüyor.

HDP’nin Türkiyelileşme kavramı sorunludur; çünkü teorik açıdan bakarsak bu bir re-kolonizasyona tekabül eder. Kıyaslamalı örneklerle sorunu daha çok netleştirebiliriz; Filistin için “İsraillileşme” diye bir konsept düşünün! İki durumdan dolayı tam bir kâbustur. İsraillileşmek Filistin’in inkârına denk düşer. İkincisi İsraillileşmek bir zulüm sistemine tekabül eder. Gerçi siz en iyi örneklerini de getirseniz size verilecek en kestirme cevap “bizim durumumuz farklı”. Çok başarılı mı yoksa miadını doldurdu mu cevabını vermek için çok erken. Fakat gözlemlenen şudur: Bu kavram Kürtleri rahatsız etti ve bunu Mithat Sancar da bir röportajında itiraf etti. Elbette bu proje devam ettirilmeye çalışılıyor. Fakat Kürtler içinde ise halen güçlü ve canlı bir Kürdistani damar var; öte taraftan umudu diri kılan Rojava ve Güney var. Mücadele Türkiyelileşme ile Kürdistanileşme arasında sürüyor.

 Sonhaber : Kemalist çevre iktidar karşısında bu kadar sinikleştiği bir dönemde halen de HDP özelinde “Kürt siyaseti Kemalistleşti” demek mümkün müdür?

Kardeş iseniz sömürge değilsiniz!

Kemalist cevre sinik değil, ulusal çıkarları söz konusu olduğunda bağrına taş basıp kendi iktidarından vazgeçebiliyor. Yani ulusal bir mutabakatları mevcut. Bu çevre, Türkiye’de kurucu felsefenin sahipleri olarak hem Türkiye’de hem de Kürdistan’da yaşananların asıl failleridirler. Halen HDP, Resmi ideoloji Kemalizmi sorgulamış değil.  Barış masasını devirenlerin başında CHP ve MHP geliyor. Şimdi sol ile ya da CHP ile önkoşulsuz yapılan ittifak ya da ortaklık değil gasptır. Efendi ile köle arasında ortaklık mümkün değil çünkü köle efendi ilişkisine aykırıdır. Bu ortaklıkta bir kazan-kazan (win-win) ilişkisi değil kazan-kaybet (win-loss) ilişkisi mevcut. Sömürge ilişkisi mevcut oldukça da değişmez.

Gücünüzü tayin eden unsur kullandığınız silah değil, argümanınız eylemlerinizin fikri temelleridir.  CHP için bağrınıza tas basarsanız ya da siz, “Kürdüyle Türküyle, Lazı ,Çerkezi ile hepimiz Türkiye’yiz” derseniz kendi ülkenizi inkâr edersiniz ortada işgal edilmiş bir toprağınız kalmaz. Yani Sömürge tezi boşa çıkar. O zamanda elimizde bir soru kalır: 100 yıldır süren bu kavga ve dil neden var?

Kardeş iseniz sömürge değilsiniz! Örneğin Kütahya ile Kastamonu arasında bir sömürge ilişkisi var mı? Örneğin buralarda konuştuğunuz dil Türkçe yasaklanıyor mu, buralarda köyler toplu yakılıyor mu, insanlar kaçırılıp öldürülüyor mu?

Sonhaber : Sizi sağcı olarak nitelendiren bir kesim var. Kürtler illa solcu olmak zorundalar mı?

Sorunuza bir soruyla karşılık vererek başlayayım. Gerici sol yok mu? Sizin sol ya da sağ tarafta durduğunuzu belirleyen şey söyleminiz ve eyleminizdir, ideoloji müdürlükleri değil. Ve de diğer görüşlere tahammül edebilme katsayınız özgürlüğe yaklaşımınızın ölçüsüdür. Sağa ne kadar tahammül ediyorsam sola da o kadar tahammül ediyorum.  Düşünsel gelişimim Marxist bir gelenekten gelir ama Marxisizmin de ciddi özgürlük demokrasi, insan hakları ve çevre problemleri var. Dolayısıyla Liberal kapitalizm gibi eleştirilerime muhatap olabiliyor. Ama otoriter solun hışmına uğrayan ilk ben değilim. Bakınız Sartre’ye, H. Lefevbre, bunlar özgürlükçü olmayan Komünist partilerden istifa ettiler. Edward Said’in kitaplarını FLO Filistin’de yasaklamıştı. Bu itibarsızlaştırma girişimleri dünya örneklerinden aşina olduğumuz şeyler. Kürtlerinde tüm diğer milletler gibi çeşitli sosyal tabakaları var ve bunların temsiliyetlerine tekabül eden sağ-sol örgütlenmeleri var. K. Dahrendorf`un dediği gibi, “Çatışmadan arındırılmış bir millet değil çatışmada olgunlaşmış bir millet oluşturmak zorundayız.” Aksi takdirde totaliter rejimler gibi uçamayan, gelişemeyen sistemler yaratırsınız. Kısacası Kürtlerin başkalarına ait olana değil, kendilerinin sağı ve solu olmalıdır.

 

Sonhaber : Demirtaş’ın ‘Demokrasi ittifakı’ önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Hatırlayacağımız üzere Akşener “kan davası”, Gelecek partisi de “terörle araya mesafe” argümanları ile şart kipleriyle öneriye yaklaştılar. Muhataplar bu söylemleri ile sizce ne mesaj göndermek istemiş olabilirler?

 CHP ve diğer Türk partileri hatta HDP bileşenleri zımni olarak Kürtlerden tek taraflı bir kapitülasyon istiyorlar. 

Kişisel olarak siyasette her zaman diyalog yollarının açık tutulması gerektiğini düşünüyorum. En kanlı rakipler arasında bile bu ilke geçerlidir. İlkeli ittifaklara bir itirazımda olamaz. Fakat Kürt siyasetinin şöylesi bir çıkmazı var: Birincisi dayandığı siyasi tabanı Kürtler olmasına rağmen “Biz Kürt partisi değiliz” deyip kendilerini Kürt partisi olmaktan çıkarmaları. İkincisi ise karşılıksız bağrına tas basmaları. Yani pazarlık masasına giderken Kürt partisi olmadığı halde Kürtler adına pazarlık yapması ve kendi ajandasıyla değil de başkasının ajandasıyla gitmesidir. Örneğin tüm bu söylenenlere karşı Demirtaş ve partisi TC meclisindeki tüm siyasi partilere sizde JÖH ile PÖH ile aranıza mesafe koyun diyemiyor. Ya da en azından Kıbrıs modeli kadar bir modeli ittifakın ön koşulu yapamıyor. Örneğin İmamoğlu’nun hediye ettiği M. Kemal posterine karşılık İstanbul belediyesinde İmamoğlu’na bir Seyid Rıza ya da Şeyh Sait portresiyle jestte bulunamıyor. CHP ve diğer Türk partileri hatta HDP bileşenleri zımni olarak Kürtlerden tek taraflı bir kapitülasyon istiyorlar.

Dr. Sharo I. Garip (sgarip@uni-koeln.de)

Köln Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Bölümü

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments