Hedef tahtasındaki yeri değişmeyen bir toplum: Aleviler

HomeManşet Yazarlar

Hedef tahtasındaki yeri değişmeyen bir toplum: Aleviler

 

Alevilerin, Alevi oldukları için çok farklı biçimlerde bedel ödemeleri, yeni değil. Kökü, kanlı bir tarihin yüzlerce yıllık derinliklerine kadar uzanır. Farklı bir deyişle, Alevilerin Alevi oldukları için bedel ödemeleri, bu inancın ortaya çıkışıyla yaşıt.

Oluştuğu günden itibaren, kimliğinden dolayı ağır bedeller ödeyen bir toplum, elbette ‘kendisi olarak kalmak’ için savunma yaptı, direndi. Yine farklı bir deyişle, direnmek de, Alevi inancı, felsefesi ve düşüncesinin oluşmasıyla yaşıt.

(Bunlar, sadece Alevilere mahsus haller de olmadı. İçinde bulundukları toplumsal sistemde ‘azınlık’, ‘öteki’ şeklinde tanımlanan bütün kimliklerin yabancı olmadıkları bir durum.)

Alevi değerler sistemi (inancı, felsefesi, düşüncesi, kültürü), önemli oranda sabloncu ve doğmatik olmaya müsait değil. Tam tersine gelmiş geçmiş çok sayıda inanç, felsefe, düşünce, kültür ve uygarlıktan beslenme anlayışına, becerisine sahip. Başkalarından beslenmeyi horgörmüyor, başkalarını ziyadesiyle beslemekten vazgeçmiyor.

Alevice değerler sistemi, enternasyonal olma konusunda da ayrı bir yerde durur: Sadece, kendi şemsiyesi altında toplananları değil, Alevi olmayan millet, milliyet ve altgruplardan insanların hepsine bir ve aynı gözde bakmayı savunur, marifet sayar. (“72 iki millete aynı gözle bakmak” ilkesi.)

Alevileri, tarih boyunca kendi hakları ve davaları için mücadele etmenin ötesinde bir davranışa sürükleyen de, dolayısıyla her bir dönemin egemenlerinin hedefi haline getiren etkenlerden biri de budur.

Hal böyle olunca, “bozuk düzende sağlam çark olmaz” diyerek, yaşadıkları topraklarda hak ve özgürlükleri kısıtlanan, yoksayılan bütün diğer toplum katmanlarını da kapsayan genel direnişlerin çok önemli bir bölümünün örgütleyeni, önderlik edeni oldu Aleviler. ‘Kendisi olma’ ve ‘kendisi olarak kalma hakkı’nı, herkes için savunageldiler.

(Oysa tarih, bu iki temel hakkı aşiretçi, bölgeci, şoven, milliyetçi, ırkçı temelde sadece kendileri için talep eden toplum, ulus, sınıf ve tabakaların kanlı marifetleriyle dolu!)

Sadece ideolojiler, siyasal görüşler değil, dini inançların ezici kesimi de çokuluslu, çoketnisitelidir. Madem ki dünya çapında yaygınlaşmak, insanlığın tamamı nezdinde geçerli olunmak isteniyor, başka türlüsü de düşünülemez. Dolayısıyla her dini inanç, kendi şemsiyesi altında toplanmış etnik ve ulusal kökenler arasında teorik olarak ‘kardeşlik’ öngörür. Bu, kelimenin gerçek anlamında değil, olsa olsa güdük ya da sınırlı bir ‘enternasyonal olma’ sayılabilir.

Yani, Alevilerin -dün olduğu gibi bugün de- ortak sorunlara ortak hak ve özgürlükler talep ederek birlikte çözüm arama tercihleri, öğretilerinin özü gereği. Alevi inancından, düşünce tarzından, felsefesinden, toplumsal hayat tasarımından, kısacası bir bütün olarak değerler sisteminden çıkması gereken sonuç bu.

Alevice değerler sistemi anlayış bazında böyleydi de, dün ve bugün, bütün Alevi bireyler buna uygun mu yaşadı, yaşıyor?

Tabii ki değil. Anlayış gereği, özlerini sürekli ‘dara çekmek’le yükümlü Alevi bireyler de her türlü yozlaşma, bozulma, oyun, desiseden tümüyle uzak kalmadı, kalamıyor. Alevilerin bu halleri, öyle Hızır Paşalarla sembolleştirilen bireylerle sınırlı da değil. Baskı, yasak, sömürü üzerinden uygulamada olan her türlü eşitsizlik ve egemenlik ilişkisine dayalı toplumsal yapıya önemli oranda uyum sağlayan bir kitleyi, Aleviler de barındırıyor içlerinde.

Aleviler, ağızlarındaki çürük dişleri, karınlarındaki yumuşak yeri görmezden gelmeyerek, bir paradigma bütünselliği içinde sahip oldukları Alevice değerler sistemleri gereği; ucuz kahramaklıklara, birileri için koçbaşı veya provakasyon kurbanı olmaya ‘hayır’ diyerek; dünyanın dört bir yanında özgürlük, eşitlik, demokrasi için verilen mücadelede ‘büyük insanlık’ın safında yer almayı boyutlandırarak sürdürmelidirler.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments