Türkiye’nin batısında, başta Menderes Ailesi’nin 30 bin dönüm arazi olmak üzere güneyde Adana’da Sabancı Ailesi’nin ve İstanbul ‘da harp zengini Tavukçuoğlu gibilerin zenginliği bir tür müsakeşe ise tüm zenginliklerini müsakeşeye borçlu Doğu’daki ağaların elde ettiği çökme topraklar neden asıl sahiplerine barış zamanında iade edilmedi? Bu çökmeden nemalanan devlet görevlileri, valiler, kaymakamlar ve dahi emniyet müdürleri; örneğin Kayseri Barosu Hâkimi İbrahim Ergüven gibilerin haksız yere yani müsakeşe ile el koydukları topraklar, sahiplerine bir asırdır neden iade edilmedi. Bu TC hükümetlerinin hepsini, suça ortak olmak ve suçu gizlemek bakımından suçlu kılmaz mı?
Bu tür sorular, tarihsel, hukuki ve etik boyutları olan aynı zamanda vicdani meselelerdir. Bahsettiğim “müsakeşe” (çökme) ve topraklara el konulması gibi durumlar, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar olan dönemdeki mülkiyet değişimleriyle ilgili ciddi tartışmaları kapsar.
Topraklara El Koyma Müsakeşe (çökme )ve Mülkiyet Sorunları
Doğu’da veya başka bölgelerde bazı toprakların sahiplerinden alınarak başkalarına geçmesi, bazen savaş, göç, zorunlu iskân, kimi zaman da hukuki boşluklar veya siyasi kaygılar nedeniyle gerçekleşti. Özellikle Ermeni Tehciri (1915) ve Rumlardan 1922 sonrasında kalan mallar, mülkler ve topraklar uzun yıllar boyunca tartışmalı bir biçimde el değiştirdi.
Aynı şekilde Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstiklal Savaşı’ndan sonra zenginleşen bazı gruplar – harp zenginleri olarak adlandırılır – bu dönüşümden nemalandı. Ancak bu servet artışlarının ne kadarı yasal, ne kadarı etik dışıydı, bu her vakaya göre değişir.
Devletin Sorumluluğu ve Suça Ortaklık İddiası
Bir devletin veya hükümetlerin tarih boyunca yapılan adaletsizlikleri düzeltmemesi, eleştiriye açıktır. Ancak hukuki olarak “suça ortaklık” tanımına girmesi, doğrudan kast, sürekli eylem veya bilfiil katılım gerektirir. Bugünkü hükümetler geçmişteki olaylara karşı hukuki, ahlaki ya da siyasi sorumluluk taşıyabilir; ancak bu, doğrudan cezai sorumlulukla eşdeğer değildir.
Bu müsakeşe ile elde edilen topraklar,mallar neden iade edilmedi?
Siyasi nedenler: Toprak reformu gibi adımlar birçok kez gündeme gelmiş, örneğin bu çökme topraklar üzerinde oturan batıda Adnan Menderes, doğuda Kinyas Kartal gibi güçlü çıkar gruplarının baskısıyla ya rafa kalkmış ya da sınırlı kalmıştır.
Hukuki karmaşa, mülkiyet belgeleri, tapular, kadastro kayıtları ya eksik ya da karmaşık olduğu için eski sahiplerin haklarını aramaları zorlaşmış ve bilinçli olarak müsakeşeciler tarafından zorlaştırılmıştır. Burada iradî ihmaller, bazı yerel idarecilerin kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ettiği iddiaları tarihsel belgelerde yer alır.
Etik ve tarihsel hesaplaşma konusunda ise bazı ülkeler örneğin Almanya, geçmişle yüzleşme politikaları geliştirerek bu tip olaylar için tazminat ödemiş, özür dilemiş ya da hak iadelerinde bulunmuştu. Türkiye’de de bu yönde çağrılar zaman zaman dile getirilmiş, ancak bugüne dek köklü bir yüzleşme asla yaşanmamıştır.
Eğer sistematik bir adaletsizliğin, yani mala çökme hem etik hem vicdani hem de siyasi anlamda ciddi bir sorun olarak değerlendirilmelidir. Ancak tüm olaylar korku, menfaat, saklama, belgeler, tanıklar, kitabına uydurma ve dönemin yasaları ve niyetleri çerçevesinde bir müsakeşenin sonunda gerçekleşmiştir. Bu tip meselelerin çözümünü geciktiren şey ise müsakeşeci tutumlardır. Yani işe fesat karıştırmak, zimmete mal geçirmek dahil, hukukun şeffaflık ve geçmişle yüzleşmeye açık bir siyasi irade gerektirmesi nedeniyle hep siyasi erk tarafından istismar edilmiştir. Türkiye ‘de 1915 olaylarından sonra çökme hadiselerinde adı geçen Burukiler, Doğu Anadolu Bölgesi’nde mevcudiyet gösteren bir aşirettir.
Tarihsel olarak buradaki Çerkez Ağa, aşirette sözü geçen biri olarak bilinir. Aşiret, evvel emirde Şanlıurfa Karacadağ’dan Kafkasya’ya göç eder. Daha sonra Çerkez Ağa verdiği talimatlar ile Burukileri Kafkasya’ya dağılmış olan aşiret mensuplarını; Van’a, Muş’a ve Bitlis’e yerleştirdi. Aşiret mensubu kişiler en çok Van ili ve çevresinde yaşamaktaydı. Van Baklatepe, Burukiler’in en bilinen Merkezi Bölgesi olup; Yıllarca TBMM’nin en yaşlı üyesi unvanını elinde bulunduran Prens Kinyas (knyaz) Kartal, CHP Milletvekili Mehmet Kartal, eski DEP Milletvekili Remzi Kartal, DYP Milletvekili Nadir Kartal ve eski Devlet Bakanı Mehmet Alp bu aşirettendir.
1915 olaylarının üzerinden 10 yıl sonra, 31 Mayıs 1926 tarih ve 885 numaralı İskân Kanunun kabulü, 1927 nüfus sayımı ile Atatürk’ün dedem Hüseyin Çiğin’in öldüğü 1928 yılında meclisin açılış konuşmasında, toprak dağıtımının gerekliliğine vurgu yapması, bu konuşmayı müteakiben 1930 yılında devlet arazilerinin çiftçiye dağıtılmasını düzenlemek için “Arazi Tevzi Kanunnamesi”yle, Türkiye’de toprak reformunu taa 1929 yılında, topraksız halka toprak dağıtmak amacıyla çıkarılan kanunla ülkenin topraklarını verimli hale getirmeyi planlamış ve böylece çökülmüş ,müsakeşe edilmiş yerler dağıtılarak, ülkede aç insan ve topraksız köylü kalmayacaktı. Ancak dünyada 1929 ekonomik krizi çıkınca bu ideal gerçekleşmemiş batıda ve doğuda örneğin Adnan Menderes, Kinyas Kartal gibi müsakeşeler(çökücüler) toprak reformuna yanaşmamış ve hatta Adnan Menderes, bu nedenle Atatürk ‘ün partisinde istifa ederek, Demokrat Parti adıyla yeni bir parti kurmuş. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından toprak reformu olarak bilinen Çiftçiyi Topraklandırma hakkındaki kanun tasarısı, CHP içinde ayrılığa neden olmuş ve CHP milletvekilleri içindeki çökücü müsakeşeci toprak ağaları taslağa karşı çıkmış ve bu tartışmalarda adı anılan, toprak sahipleri olarak örneğin, Aydın milletvekili Adnan Menderes öne çıkmıştı.
Doğuda ise eşimin dedesi Muhtar Aras gibi, Köy Enstitülerini kapattıran Erivan doğumlu Kinyas Kartal, bugünkü Gürcistan ve Ermenistan sınırları içinde bulunan Bruki/Burukan aşireti Kürt aşiretinin liderlerindendi. Kinyas adı Rusça knyaz (prens) anlamındadır. Tiflis askeri lisesinde ve Baku Askeri Akademisi’nde eğitim gören Kinyas Kartal, Troçki’nin komutası altında Kızıl Ordu’da görev aldı. Ancak 1921’i izleyen yıllarda Bruki aşireti topluca Türkiye’ye göçünce, Rus kökenli olan eşiyle birlikte Türkiye’ye geldi. 1930 ve 1960’lı yıllarda iki kez sürgün edildi. 1965-1980 yılları arasında ise Adalet Partisi listesinden TBMM 2. 3. 4. ve 5. dönem Van milletvekilliği yaptı. Kendisi evli ve on çocuk babasıydı. Müsakeşeci bir adam olduğu için Adnan Menderes ile kolayca anlaştı. Ve Ermenilerden kalan müsadere edilmiş yerlerin ve arazilerin müsakeşecisi oldu. Kendisi Türkiye’nin hala çözülemeyen toprak reformu sorununun da bir parçasıydı.
In democratia, nulla est captio, nulla ruina, nulla confiscatio. Immo vero, est participatio et communicatio. Nullum regimen populum per tyrannidem regere conari debet.
Demokrasi’de el koyma, çökme ve müsadere olmaz. Aksine katılım ve paylaşım olur. Hiç bir rejim zorbalıkla halk idare etmeyi denemesin. Çünkü bunu deneyen, hangi düşüncede olursa olsun yapılan sadece haydutluktur.
*Müsakeşe: Çökücü
*Müsadere: Zorla alma












