Newroz, ateş kültü ve bencil tarih okumaları

İnsanlığın ortak hafızasının parçası konumundaki mitolojiler ırkçı ve şövenist hezeyanlara, bencilliklere kapılmadan anlaşıldığında ve anlamlandırıldığında, kelimenin gerçek anlamında bir değer olurlar. Kovid-19 salgını da bir kere daha ortaya koymuş bulunuyor ki insanlar arasındaki sahici, samimi, karşılıklı dayanışma ve paylaşma, insanlığı ileriye götürebilecek yol ve yöntem seçeneğidir.

HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Mart ayı, birçok Kafkas, Ortadoğu ve kimi Uzakdoğu halkları için “ateş ayı”dır. Newroz, nevruz, nawruz… Bu şenlik, bayram ve kutlamalarda akla ilk gelen ateştir. Ateş, yaşamımızda kimi zaman sadece tek bir renktir: Kırmızı! Utandığımızda yanaklarımızdan, kızdığımızda gözlerimizden ateş savrulur. Kimi zaman bir renkler cümbüşüdür: Sarı, mavi vs eklenir kırmızıya. Yalımlanan, alazlanan, közlenen ateşte biz dizi renk dans halindedir.

Ateş, kimi zaman Ömer Seyfettin’in betimlediği gibi, karanlıklardan çıkıp görünmez bir el gibi kalbimize saplanan bir hançerdir: Ateş hançeri! Çiçeklere ad olur kimi zaman ateş: Kan gülleri! Allara bürünmüş kimi çiçeklere “ateş gülleri” de denir ya! Gül ve lale, “ateş-i bahar”dır hani.

Hele ki çocukluğumuza, bir açıdan damgasını vuran bir oyun aracıdır ateş; onun yaktığını ille de deneyerek öğreniriz. Gençlik heyecanı ve coşkusunun da ayrıcalıklı bir taşıyıcısıdır ateş. İçinden geçmenin maharet istediği ateş çemberlerine dalmadıysanız, bir eksiklik hissetmelisiniz gençliğinizden.

Ateşin insan yaşamındaki bunca ağırlıklı yer edinmesi sebepsiz değil doğal olarak. İnsanın insanlaşmasında ilk adım olarak, gereksinimlerine göre çeşitli işlerde kullandığı “alet”i yaratması vurgulanır ya, ikinci adım, iki sopayı yontup sivriltmek için birbirine sürterken kıvılcım çıktığını büyük bir heyecanla gördüğü gün olmuştur. Maddeye yeni nitelikler kazandırabileceği yeni bir güce kavuşmuştur insan. Ateş balçığı ve ekmeği pişiriyor, bakırı eritiyordu.

Maharet ve marifetlerinin sürekli çoğaldığını gördükçe, ilk insan, taptıkları arasına (hem de en üst sıralara) ateşi de yerleştirdi. Ateşin akıl almaz yararlarını gördükçe, büyük bir minnet duygusuyla önünde eğildi. Kutsadığı ateş için muhtelif ibadet biçimleri geliştirdi. Aslında ilk insan, sadece gördüğü yararlarından dolayı kutsamadı ateşi. Canını yaktığı, onu korkuttuğu için de secde etti. An geliyor, ateş insanlara büyük felaketler yaşatıyordu çünkü.

Yeryüzündeki bütün uygarlıkların oluşturduğu zincirin halkalarında, birçok inanç ögesi dönüştürülerek, devredilerek günümüze kadar yaşatılabildi ya, işte ateş kültü, bu tür örneklerden biridir. Bencil, ırkçı, şövenist tarih okumalarından vazgeçildiğinde rahatlıkla görülür ki; ateş bütün uygarlıkların, kültürlerin, inançların olmazsa olmaz parçasıdır.

Ateş kültüyle ilgili yapacağımız kısa bir dünya turu, yukarıda söylenenleri temellendirmemize yardımcı olacaktır. İnançlardan örnekler verelim mesela. Ateşin arındırıcı olduğu, bereket getirdiği inancını sayısızca dinde bulursunuz.

Uzak ve Ortadoğulu halklarda, İslam’dan önce inanç, kültür ve geleneklerin iç içe geçtiği üç önemli halka vardır: Manizm, Zerdüştîlik ve Budizm! Ateş kültü açısından bunlara Şamanizmi de eklemek gerekir. Ancak Şamanizm, diğerlerinden farklı olarak “din” sayılmaz.

Örneğin, Zerdüştî inanca göre, iyi tanrı Ahura-Mazda ateşi yaratır, kötü tanrı Ahriman ise dumanı. Budizmi kabul eden Buryatlarda, gelin ve güvey ateşe secde ederdi. Kırgızların “Manas Destanı”nda gelin Aksaykal, eşinin evine ilk girdiğinde önce yanan ateşe selam verir. Yakutlar, ant törenlerini ateşin önünde yapardı.

Şamanizme de bakalım: Şaman, ev sahibine, karısına ve çocuklarına temsili olarak zırh ve küllah giydirirdi. Sonra ateşin etrafında dönerdi. Davula hızla vurur, sürekli olarak ilahiler söylerdi. Şaman bu ilahileri, sürekli ateşin ruhuna seslenerek okurdu. Bu dualardan birinde ateşe şöyle seslenilirdi: “… köşeli taş ocak! Alevli yanan al ateşim! Taş ocağımız yerinden oynamasın, sürekli yansın… Ey ay ve güneşin parçası olan ateş! Bereket ver. Kısmetimiz bol olsun.”

Başka bir örnek: Alevi dedelerinin en önemli özelliği, “ocaklı” olmalarıdır. “Baba ocağı” ile “dede ocağı” tanımları bunun içindir. Ateş sürekliliğin sembolü olarak görüldüğü için, örneğin ocakların isi temizlenmez. “Ocağı sönsün” ya da “ocağın kör ola” deyimleri, bu tür inançların birer ifadesidir. Ocakların bulunduğu mekânda verilen sözler, kesin yemin sayılır. Dedeler, Alevilikteki yargılama süreci olan “düşkün meydanları”nda sanıkları söyletmek için, ateşin üzerine and içirmiştir. Kazdağı Türkmenleri, ocağa ellerini sürerek yüzlerine götürür. Ateşe tükürmek, ateşin külüne pis sayılan şeyler atmak, ateşe su dökmek günahtır. Yine ateş, aynı zamanda bereketin sembolüdür. Bereketli bir yıl için, halka açık köy meydanlarında büyük ateşler yakılır, çeşitli gösterilerde bulunulur.

Ateşin “kült olmak”lığının birçok izlerini ya da kanıtlarını, dünyanın dört bir yanındaki hem ilk uygarlıklarda, hem de yakın dönem uygarlıklarında da bulabiliyoruz. Her türlü günahlarından arınmak için, Hitit’de de insanlar ateşin üzerinden atlıyordu. Avrupa’da, genellikle 1 Mayıs günü gerçekleştirilen ateşli şenlikler vardı. Hırıstiyanlıktan birkaç yüzyıl önce, Danimarka adalarından gelerek bütün Avrupa’ya yerleşmiş olan Keltler’de, ateşe atfedilenlerin hepsini buluruz. İskoçya’nın yaylalarında Beltane (1 Mayıs) ateşleri eksik olmazdı. İrlanda’da “yazdönümü şenlikleri” deniliyordu. Eifel Dağları, Ren Prusyası’nda ilkbahardaki paskalyadan önceki büyük perhizden sonraki ateşli gösterileri de eklemek mümkün.

Kürtler’de ateşin kutsallığı, birinci olarak, Mani dini ve Zerdüştlük’ün süregelen etkisinden kaynaklanır. İkinci ve daha popüler olan sebep ise, demirci Kawa’nın ateşi, başlattığı ayaklanma hareketinde bir haberleşme ve sinyal verme aracı yapmasıdır. En çok da bu yüzden, Newroz’un kutlandığı ay, Kürtler için “ateş ayı”dır. Ağrı Dağı’nın hâlâ kutsal sayılması, onun üzerine yeminler edilmesinin arka planında da eski bir yanardağ oluşu yatar. Dağın, Kürtlerdeki adı da ateşle ilintilidir: “Agiri”, yani “Ateş dağı”.

Başlıca Amerikalı yerli kabilelerden Pawniler, Kiowalılar, Apaçiler, Ponkalılar, Çerokiler, Creekler, Guayagillerin her birinde ateşin kutsallığı, törenlerde temel sembol oluşu belli farklılıklarla yaşandı.

İnsanlığın ortak hafızasının parçası konumundaki mitolojiler ırkçı ve şövenist hezeyanlara, bencilliklere kapılmadan anlaşıldığında ve anlamlandırıldığında, kelimenin gerçek anlamında bir değer olurlar. Artık kabul edilmelidir ki ulusların, halkların, inançların, kültürlerin onları benimseyenler ya da onlara üye olanlar tarafından istisna veya müstesna sayılmalarının, gerçekte bir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Yaşamakta olduğumuz Kovid-19 salgını da bir kere daha ortaya koymuş bulunuyor ki insanlar arasındaki sahici, samimi, karşılıklı dayanışma ve paylaşma, insanlığı ileriye götürebilecek değiştirici, dönüştürücü, devrimci anlayış, yol ve yöntem seçenekleridir.

……………………………………………………………
www.huseyin-simsek.com
huseyin.simsek@gmx.at 

Haber Etiketleri
Yazılmış yorum yok

Yorum Bırakınız