“ANI” yazmak üzerine..

Geçen günlerde bir arkadaşımızın anılarını yazdığı kitabı üzerine yapılan söyleşide ortaya çıkan tartışma, benim açımdan kafamı uzun zamandır meşgul eden bir konunun aydınlanmasına neden oldu diyebilirim. Ve düşündüklerimi sizler ile de paylaşmak istedim.

Okumayı seven ve okuyan arkadaşlarımın da bildiği gibi son yıllarda özellikle 78 kuşağından (ki; artık yaşlılık öncesi son gençlik dönemlerini yaşamaktalar -ben dahil ) bir çok arkadaşımız sıcak mücadele dönemine ait (özellikle 1975-1990 yılları arasını) anılarını kaleme alıp kitaplaştırarak yayınladılar. Sanırım bunu yapan arkadaşlarımızın ortak kaygı ve düşünceleri ‘geleceğin tarihçilerine bir dönemi yazarlarken birinci ağızdan belge bırakmak’ olduğu gibi elbette bireysel tatminleri de bu uğraşlarında temel nedeni oluşturmaktadır. Ben bu ikinci nedene hiç dokunmadan birinci nedenle bağlantılı bu tür anı kitaplarında beni rahatsız eden bir konuya değinecek ve anılarını yazarak yayınlamayı düşünen arkadaşlara da bir uyarıda bulunmuş olacağım.

Ne yazık ki bu tür kitaplarda örgütlü mücadele anlatılırken yaşanılan birtakım olumsuzlukların anlatımında sıkça isimler (Ki; gerçek isimler) de yazılabilmekte. ‘Yani Ahmet isimli şahıs korktu kaçtı veya Mehmet yetersizliğinden ötürü mücadeleye şu zararı verdi veyahut da Kemal çözüldü ve arkadaşları yakalattı’ gibi olası ifadeler.

Anı yazan arkadaşlar sözüm size. Bilin ki gelecekte tarih yazarları sizin verdiğiniz isimler ve olaylar üzerine sizin bireysel tarihinizi yazmayacaklar. Tarihçiler döneme ilişkin bir tarih yazarlarken ellerindeki tüm belgeleri inceleyip dönemin ekonomik, sosyolojik, sınıfsal vs tüm olgularıyla analizini yapıp kendi yorumlarıyla ortaya bir değerlendirme çıkaracaklar, Bu anlamda tek tek isimler (ki aralarından elbette bir kısmına bu değerlendirmelerinde yer vereceklerdir) ile dönemi açıklamaya ve anlatmaya çalışmayacaklardı.

Bu nedenle sizin gerçek bir ihanete varmayıp yani elindeki silahı Devrimcilere ve halka çevirmeyen (ki bunların ifşasını devlet zaten yapmakta) şu veya bu şekilde mücadeleye zarar verdiğini düşündüğünüz arkadaşlarınızı anılarınızda isimleri ile anlatmanızı ben her şeyden önce vicdani olarak kabul edemiyorum. Edemiyorum çünkü her şeyden önce bu o şahsın o güne dek verdiği mücadele ve emeğine karşı bir haksızlıktır ve bir olayla O na ait her şeyi bitirmeye kimsenin hakkı olduğunu da sanmıyorum. İkincisi, bu insan hala yaşıyorsa geçtim çevresini ailesine ve varsa çocuklarına veya torunlarına ne diyecek? Veya ne diyebilir? Var mı kırk yıl sonra bu insanları böyle bir sorgulamayla baş başa bırakmak? Üstelik sizin gibi yayın aracılığı ile varsa kendi argümanlarını veya düşüncelerini ortaya koyma şansı yoksa.

Hele bir de bu hayata veda etmiş gitmişse!

Kim diyecek onlar adına ‘Hayır olay öyle değil de böyleydi’ diye.

Nihayetinde yazdığınız anılar tutulan günlüklerden değil (ki; olsa da fark etmez) ve nesnelliği her zaman tartışmaya açık daha ziyade sübjektif bir anlatıdır. Ve çoğu kez olayın muhatabının bakış açısını içinde barındırmaz.

Sözü daha fazla uzatmanın sanırım gereği yok.

Son sözüm anılarını yazacak arkadaşlara bir öneri olsun.

Eğer bu tür yaşanılmış olumsuzlukları da yazacaksanız (ki yazmalısınız da elbette) kullandığınız dile dikkat ederek ve olayın muhatabı arkadaşlarınızın açık isimlerini yazmaktan olabildiğinizce kaçınarak yazmalısınız diye düşünüyorum

Dediğim gibi. Gelecekte tarihçiler bu dönemi anlatırlarken yapılan hataların ve bireylerin zaaflarını bu dönemin yenilgisinin nedeni olarak görmeyeceklerini şimdiden söylemek olasıyken anılarımızda yaptığımız ifşalar bu anlamda tarihçilerin işine yaramayacağı gibi sadece ve sadece vicdanları ve muhatapları yaralayacaktır bilin istedim.

İlyas Zeki KUTLU

 

 

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x