Büyük İnsanlığın Utanç Elbisesi

HomeManşet Haberler

Büyük İnsanlığın Utanç Elbisesi

Başkası adına savaşırken hep kendi adımıza kaybediyoruz.

Tanrı denilen şey eğer insanın ruhuna veya yüreğine doğruyu veya yanlışı üflememiş olsaydı, iyi ve kötü denilen şey de olmayacaktı. Böylece iyi kötünün dahi ne olduğunu bilmeyen çocuklar, deliler, hayvanlar, ağaçlar kendilerinin olmayan yüzlerce savaşta canlarından olmayacaklardı.

İnsanoğlunun şu beş bin yıllık yazılı tarih içine 1500 savaş sığdırmasına, ey maşallah denilebilir ancak!

“Büyük insanlık!” diyor ya şair, aklı olup merhameti olmayan şu büyük insanlık için…

Vatan için savaşırken can veren çocuklarımızı cephelere sürenler, mağaralarda öldürenler, süngüleyenler, kamçılayanlar, korkak ve cesur diye bizi ve çocuklarımızı etiketleyenler; toplantılarında, kongrelerinde, sıcak evlerinde ve sıcak yataklarında gözyaşından uzak mutlu yaşıyorlar…

Biz bize ait olmayan ordular için, bize ait olmayan bir dünya için, bize ait olmayan bir savaşın içinde hep kaybeden oluyoruz. Savaşmayanlar, cephelerden uzak olanlar kazanıyor, biz hep kaybediyoruz bize ait olmayan bir avuç toprak için…

Tarihi bir şiddet yığınağı yaptılar; tarih, kan ve gözyaşı yığınağı oldu. Bu iğrenç şiddetten tarihimizi kurtarmanın yolu yok mu, var, var kardeşim, var.

Kapalı kapılar ardında bizim için bizi temsil etmeyenlerin aldığı kararlara hayır dediğimiz gün, bizim olmayan savaşa, gözyaşına, hayır dediğimiz gün, bizim olmayan tetiğe parmaklarımızı uzatmayı reddettiğimiz o gün, işte o gün hepimiz vatan haini ilan edilebiliriz, korkak ilan edilebiliriz, cesaretimizi sınayabilirler… ama işte bütün bunlara hayır dediğimiz o gün; insanlığı ve tarihi, bu kan ve gözyaşından kurtarabiliriz ancak…

Diyor ya; Fransız Yazar ve Doktor Louis Ferdinand Celine’in 1930’larda kaleme aldığı o “Gecenin Sonuna Yolculuk” adlı kitabında yazdığı o cesur sözlerle;

“Öyle büsbütün korkağım Lola, savaşı ve içinde ne varsa hepsini reddediyorum… Ben savaş var diye üzülmüyorum, kaderime razı olmuyorum artık… Ben bu konuda sızlanıp durmuyorum… Onu olduğu gibi reddediyorum, içindeki insanlarla birlikte, onlarla, onunla hiçbir alışverişim olsun istemiyorum. İsterlerse dokuz yüz doksan beş milyon kişi olsunlar ve ben tek başıma kalayım, yine de haksız olan onlar, Lola, haklı olan da benim, çünkü ne istediğini bilen bir tek ben varım: ben artık ölmek istemiyorum.”

Kazananlarının ve kaybedenlerinin olmadığı bir rüyadır barış.

Ben kimseyi öldüremem diyebilecek miyiz bir gün biz de!

Ben korkağım diyebilecek miyiz bir gün!

Bu benim savaşım değil, ben savaşmayı değil savaşı reddediyorum tümden ve içindekilerle birlikte, diyebilecek miyiz bir gün!

Kazananların ve kaybedenlerin olmadığı bir dünyada yaşamak, biz kimseyi öldüremeyiz diyebilen bir ses, bir topluluk, bir güç olabilmek…

Önemli olan kazananların ve kaybedenlerin olmadığı bir dünya, gelin bu dünyanın rüyasını örelim, bekadan uzak bir rüya…

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günüydü, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı birbirinden uzak fikirlere sahip iki ayrı partinin iki kadın genel başkanına birkaç cümle söz yazdı diye, “beka” hortladı hemen, ne bekaymış be!

İki kadını yan yana görmek istemeyenler, aslında iki insanı bile yan yana görmek istemiyorlar. Ama işin özü şu; bunlar iki halkı yan yana görmek istemiyorlar, Türk ve Kürt halklarını… Türk ve Kürt halklarının yan yana fotoğrafı bazılarının beka’sı oluyor…

Biz korkağız, evet biz korkağız, kimseye ama hiç kimseye biz kıymayacağız dediğimiz o gün, işte o gün barış olacak ve işte o gün o büyük insanlığın utanç elbisesini üzerimizden çıkarıp atacağız.

 

Mazlum Çetinkaya

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments