Hayatı boyunca hep öğrenme uğraşı içinde olmuş Cevat Çapan, akademik unvanını hiç kullanmadan yeni ufuklar açıyor bizlere. Bir sanatçının onurunu yaşayan -dileriz hiç ayrılmaz bizlerden- Cevat Çapan (sahi, birçokları gibi benim için de hep Cevat Hoca o), bu kez yazılarını ve konuşmalarını derlemiş. Yılların birikimiyle sohbet edercesine, anılarla bezeli konuşma ve yazılarında satır arasına bırakmadan ince ipuçları vererek yeni bir düş(ünce) kurmamızı sağlıyor.
Yaşamını da özetlediği bir yazısı bulunan kitap, adı üstünde tam bir “Öğrenme Uğraşı”, çünkü o da bizimle birlikte öğreniyor. Biliyorsunuzdur, yazılar, konuşmalar ve düş(ünce)ler yayımlandıktan sonra kamunun olur (telif anlamında değil, içeriğiyle). Kamu da, kendi bilgi birikimi, kültürü, eğitimi ve çevresiyle bağlantılı olarak geliştirir, geliştirdikçe yayar, yaydıkça da daha güçlü, daha doğru, daha barışçıl, daha demokrat ve kuşkusuz daha gelişkin olur.
Shakespeare için “hemşerimiz” dediğine göre sınır da tanımaz artık o düş(ünce)ler, sarıp sarmalar yaşamı. Günümüzde öne çıkan (ve ne hikmetse ötekileştirilen) göçmenlik ve göçmenler tarih boyunca var olmuş. Cevat Hoca da “mübadil”, yani göçmen, bir diğer deyişle orada da burada da göz ardı edilen bir aileden geliyor. Eski ile yeniyi karşılaştırdığı çocukluk anılarını da içeren yazısında, ayrı-gayrı, kaç-göç olmadığını, dayanışma içerisinde olabildiğince birlikte yaşadıklarını anlatıyor; kaldı ki, o zamanlarda da bugünkü gibi savaş hep yaşamın içerisinde… Hem sosyal hayatıyla hem insan ilişkileriyle, mağazalarıyla, esnafıyla yeni bir dünya keşfettiğini; bunun da kendisini tiyatrocu ya da sinemacı olmaya yönlendirdiğini yazıyor.
Kuşkusuz olanaklar daha dar, ama o dönemin bir iyi yanı var… insan ilişkileri bugünkü kadar sığ ve çıkarcı olmadığından herkesle buluşabiliyorsunuz, birlikte çalışma koşulu bile yaratabiliyorsunuz. Gittiği tiyatroları, izlediği filmleri, okuduğu dergi ve kitapları sayınca -ki, aslında bunlar da birer rehber bizler için- günümüzün sanat ortamının temellerini atan insanlarla tartışabilmesinin kendisine kazandırdıklarını da hissediyorsunuz. Tabii ki, “Öğrenme Uğraşı”nı okuyarak bizler de kazanmaya başlıyoruz… Burada kazanmak tek taraflı bir edim değil, karşılıklı… sözceleme ürünü… Bir yerde Onat Kutlar’la (ve diğer arkadaşlarıyla da) Sinematek’i kurarken yaşadıklarını anlatırken bir yerde Yılmaz Büyükerşen’in olağanüstü uzgörüşlülüğüyle tiyatro bölümü için yaptıklarına yer veriyor. Şiir, hepimiz biliyoruz ki, Cevat Çapan için çok daha başka anlam taşıyor. Bir söz uğruna uzun yıllar ara vermesinin nedenlerini, ama asıl olarak da sorunsalı nasıl aştığını okuyoruz. Çocukluğunun geçtiği Darıca’da sokaklardan yükselip evlere giren, hayatın olağan akışına katılan farklı dillerden yararlanarak nasıl çeviriler yaptığını da anlatıyor. Çevirilerini okuttuğu kişilerse öğrencileri… Sağlam bir sağlama yaptığını şairlerle buluştuğunda anlamını bulan çeviriler için aldığı övgüler gösteriyor.
Gerçeklik duygusunun ilkokuldan başlasa da, bu duyguyu edinebilmek için yaşamın bilgi birikimine, kültürüne, deneyimine ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bir öğrencisinden söz ediyor; 63 yıl öncesinden… büyük bir heyecanla başladığını ve hâlâ bu heyecanının, coşkusunun sürdüğünü söylüyor. Ben Cevat Hoca ile birlikte çalışma, konuşma ve bir arada olma mutluluğunu yaşamış olarak, öğrenme konusu gündeme geldiğinde gözlerinin nasıl ışıldadığına tanığım. Neboş (annem) gibi Cevat Çapan da 90+, çok daha uzun birlikte olmayı diliyoruz; o kadar çok şey yapmış, o kadar çok şey görmüş, o kadar çok yer gezmiş, o kadar çok kitap okumuş (izlediği tiyatro ve filmleri de eklediğinizde bir canlının kapasitesinin çok daha üzerinde), o kadar çok yazmış ve konuşmuş ki, her bir deneyimden bir harf kalsa bize alabildiğine büyürüz.
Çok yıllar önce, Erzurum’da, PTT teknisyeniyken, şehirlerarası santraldeki kızlardan biri, bana “çok tangosunuz” demişti. Merak etmiştim, ama ne anlama geldiğini söylememişti. Cevat Çapan’ın, okul tatilinde köyüne döndüğünde kendisine “tango” dediklerini yazıyor. Rusçada, nazik, nezaket sahibi anlamına gelen bu sözcük, Darıca’da, “şehirden gelen” anlamı taşıyormuş.
Onat Kutlar’ın, bilenleriniz vardır muhakkak, çalışma masasının arkasında Ara Güler’in, ünlü “Yağ İskelesinde İş Bekleyen Hamallar” fotoğrafı asılıydı. Kutlar, sorulduğunda, “bu fotoğrafa bakınca Orhan Kemal’le el ele yürüdüğümü hissediyorum” diyormuş. Cevat Çapan da, yıllar önce, çok kahpece doğanın kucağına döndürülen Onat Kutlar ile “el ele yürüyebiliyor” olmayı büyük bir mutluluk kaynağı olarak niteliyor ve ekliyor: “trajik bir mutluluk”.
“Öğrenme Uğraşı”nda altını çizdiğim, notlar çıkardığım o kadar çok anı, o kadar çok değerli ayrıntı var ki, buraya aktaramamanın haklı hüznünü yaşıyorum.
Öğrenme Uğraşı
Cevat Çapan
yazılar – konuşmalar
Yapı Kredi Yayınları, Mart 2026, 285 s.












