Bir çaresizlik filmi “Hind Rajab’ın Sesi”, herkesin duygularına ulaşan, gözyaşlarına yol açan. Bir Kızılay çağrı merkezinde, ellerinden gelen her yardımı yapmak için gönüllü çalışanlar, bir çocuğun imdat çığlığına derman olabilmek için daha bir dikkat kesilirler. 6 yaşındaki küçük kız çocuğu neler yaşandığını biliyordur: “Tanklar yanımda, ateş ediyorlar, bomba atıyorlar, yanımdakilerden ses yok.” Çocuktur, fazlaca etkilenmesin diye uyuduğunu söyleyen gönüllülere, “biliyorum onlar öldü” diyecek kadar da büyüktür aslında.
Çaresizliği elle tutulur düzeyde hissettiren filmi, Kauther Ben Hania, gerçek seslerden yola çıkarak yazmış ve yönetmiş. Omar (Motaz Malhees), Rana (Saja Kilani), Nisreen (Clara Khoury) Kızılay gönüllüleri… Bir de Hind Rajab’ın sesi var. O kadar. Yürünse yarım saat çekmeyecek uzaklıktaki yere, ulaşabilmenin yolu, “ordu”nun, yani İsrail’in cankurtarana izin vermesinden geçiyor. Daha önceki acil durumlarda yola çıkan cankurtaranlar da kurşunlanmış, bombalanmış, gönüllü çalışanlar ölmüştür.
Şimdi iki görüş arasında kavga var. Aralardan, damlardan atlayarak gidip çocuğu kurtaralım diyenler, yanı yakıla yol izni için bürokrasinin insafa gelmesine çalışanlar… Soluk soluğa bir ritim bu. İnsanların yüzlerinden okunuyor çaresizlik. Biz ya da siz, sinema salonunda bu çaresizliği izlerken aynısını duyumsuyorsunuz içinizde. Çaresiz insan küfredermiş. Küfrün bini bir para salonda, bir yandan da gözyaşları.
Kurtarılması istenen bir çocuk, ama karşılarında topuyla tankıyla, bombaları ve bürokrasisiyle engel olan bir “ordu”. İçi içine sığmıyor insanın. Bu kadar mı olur diye geçiriyor içinden… İnsan beyni farklı çalışıyor… Evet, bu kadar oluyor, hatta daha da fazlası… Antakya depreminden sonra gönüllü kuruluşlara çadır satan Kızılay ve savunan başkanı geliyor ilkin akla. Daha da kötüsü var… Diyarbakır’da ölüsü günlerce yol üstünde kalan Taybet Ana… Mahalleli kadınlar, kurda kuşa yem olmasın diye almak için beyaz bayraklarla sokağa çıktıklarında keskin nişancılar üzerlerine kurşun yağdırdı. Bu ikisi savaş halinde karşı ülkenin insanının yaşadığı bir durum değildi, “kardeş” dediğimiz insanlara karşı işlenmişti.
İsrail’in Filistin’e, çocuk, hasta, sivil demeden işlediği bu insanlık suçu, tüm dünyanın tepkisini çekti, ama hiçbiri “Hind Rajab’ın Sese” kadar güçlü ve etkili değildi.
Savaşın en yoğun, en tam içindeyken, insanlar “bitsin artık bu işkence” diye sokaklara çıkmış, meydanları doldurmuşken Gazze’de, “ordu”nun tankları, keskin nişancıları, bombalarıyla taradığı binek otomobilde, hayatta kalabilmiş 6 yaşındaki küçük kızın imdat çığlığı. Film bu kadar. Gerisi size kalmış. Ne hissederseniz o.
Bir talebim var: Dünyanın en etkili festivallerinden önemli ödüller kazanan ve 92. Oscar Ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde “kısa liste”ye kalan “Hind Rajab’ın Sesi”ni sinema salonunda, beyazperde de izleyin, evde ve/veya bilgisayarda izlediğinizde odaklanamayacağınızı göz ardı etmeyin. Bir de haykırarak tepki gösterin salondan çıktığınızda.
19 Aralık’tan başlayarak gösterimde…







