Gidenlerin Ardından…

Kadir Tandoğan, Ahmet Saner, Hakkı Kolgu anısına.
Bugün yaşadıklarımız geçmişi daha anlamlı, daha değerli kılıyor.
Sevgili Uğur Yıldız, son yıllarda çok değerli bir iş yapıyor. İş dememek gerek. Görev ve sorumluluk bilinci ile yitirdiğimiz sosyalist değerlerimizin fotoğraflarını, gazete arşivlerinin derinliklerinden ev ev dolaşıp anne, babalarını, hısım akrabalarını bulup fotoğraflarını çıkartıyor, temizleyip bizlerle paylaşıyor. Bu hafta sevgili ve çok değerli arkadaşımız Kadir Tandoğan’ımızın, önce ailesini bulmuş, albümlerini karıştırmış ve fotoğraflarını paylaşmıştı. Daha önceden de Ahmet Saner ve Hakkı Kolgu’un resimlerini bulmuştu. Ona buradan çok teşekkür ediyorum. Bu nedenle de bu yiğit arkadaşlarımızı anmadan edemiyorum.
Sevgili Kadir, sevgili Ahmet Saner ve Hakkı Kolgu ile beraber bir CIA ajanına suikast düzenledikten sonra  yakalanmışlardı. Bizler ana dava tutsakları olarak Sultanahmet Cezaevi’ndeydik. Hakkı, yaralanmış, Haydarpaşa Askeri Hastahane’ sine kaldırılmış, Kadir ve Ahmet’i yanımıza getirmişlerdi. Kadir uzun boylu, sarışın, mavi gözlüydü. Diğer iki fotoğraf çok genç hallerini gösterir. Bıyıklı fotoğrafı Kadiri’mizin son halleriydi. Çok hırpalamışlardı. Bir kolu kırıktı Kadir’in. Ahmet’i de hırpalamışlardı. Hakkı ağır yaralıydı. Ama ölüm sebebi bakımsızlıktan ölüme terkediliş olacaktı. O dönem hastahanenin başhekimi zalim bir faşistti. Her gün kötü haberi gelirdi Hakkı’nın. Onun için her öğlen  slogan atardık. Karavana almaz, sayım vermez, kısa süreli açlık grevleri yapardık. Her birinin  hükümü ta başından  kesilmişti. Hepsi tek tek öldürülecekti!
Hukuken mümkün olmamasına rağmen önce MLSPB ana davasından ayırıp yargıladılar. Sonra davayı hızlandırdılar. Farkındaydık, onları kısa sürede asacaklardı. Bizlerde o sırada tünel kazıyorduk ve bu nedenle de  hızlanmaya başladık. Durum ciddiydi ve bir an önce kaçmalıydık. Olmadı. Siyasal süreç hızla kötüye gidiyordu. 12 Eylül darbesi hapishaneye kötü yansıdı. Tünel çalışması durdu. Bir kaç ay sonra Hakkı hastahanede bakımsızlıktan öldü. Kadir ve Ahmet Sultanahmet Tutukevi’nden Selimiye askeri kışlasında görülen mahkemeye  götürülüyor, getiriliyorlardı. Bir gün gene mahkemeye götürüldüler ve  bir daha getirilmediler. SYNT 3.nolu Ask. Mahkemesi idam cezası vermişti. Bir gün sonra asker  bir gardiyan geldi. Ahmet ve Kadir’in elbiselerini istedi. Denk geldi, Ahmet’in fermuarlı bir kazağı vardı, hatıra olsun diye onu almıştım. Hiç unutmam birkaç ay sonra ABD Dışişleri Bakanı Alexsandre Haig ülkemizi ziyarete gelmişti. Bu iki yiğit  genç o gün adeta kurban edilmişlerdi. 25 Haziran 1981 günün sabahı Paşakapı Cezaevi’ne götürüldüler. Birer saat arayla aynı darağacında astılar.
O yıllar tünelin ucundaki ışığa kavuşsaydık, bugün büyük olasılıkla bizlerde hayatta olmayacaktık. Yirmili yaşlarda delikanlı civandık. Savaşa kaldığımız yerden devam edecektik, katledilip, ölecektik. Her şerde bir hayır var, derler. Bizlerin şerri şer olarak kaldı. Kaldı da hayır, hayra dönmedi. Yıllar bir çoğumuzu hayatın zorlukları karşısında zayıf bıraktı, buruşturdu bir kenara fırlattı.
MLSPB, ana davası dört yıl sürdü. Dört yıl sonra SYNT 3 nolu Askeri Mahkeme’si, tutsaklara yüzlerce ağır, onlarca idam cezası verdi. Askeri Yargıtay verilen 56 idam cezasından  sadece 6 sını onayladı. Ahmet ve Kadir’in idamlarının ardından diğer 4 kişinin: Türker Demirci, Mehmet Faruk Aydın, Süleyman Polat, Memet Sönmez ‘in dosyaları onaylanarak meclise gönderildi. Dosyalarının meclis yolunda olduğunu bilmeden yıllarca hapis yattıktan sonra 1991 yılının temmuz ayında şartla salıverildiler. Kadir ve Ahmet’ i ana dava yargılanmasından ayırmasalardı belki bugün aramızda olacaklardı. Bunu söylemek çok zor belki ama özgürlüklerine kavuşan  yoldaşlarının yaşadıkları, bugünkü halleri geçmişi daha değerli, daha anlamlı kılıyor ve her geçen gün kılmaya da devam ediyor.
Sevgi ve özlemle… 💐 😔
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x