Çağdaş Prometheus’lara…
“Pişmanlık duyacağım hiçbir düşünceyi benimsemedim. Siz karar verirken korkuyorsunuz. Ama ben kararınızı dinlerken korkmuyorum. ”
Bu sözlerin sahibi Giardano Bruno, 17 Şubat 1600 yılında odun yığınlarına doğru ilerlerken donuk ve solgundu, işkenceler yüzünden çok kan kaybetmişti. Güçsüz ve zayıftı. Etleri bazı yerlerinden kemiğe kadar parçalanmıştı. Eklemleri tekerlek işkencesinden yırtılmıştı. Odun yığınına götürüldüğünde yüzüne öpmesi için İsa’nın çarmıhta ki yontusu tutuldu. O, küçümseyen bir bakışla kafasını çevirdi.
Yüzlerce Romalının toplandığı çiçek meydanın da odunlar tutuşturuldu. Yel ateşi körükledi. Alevler Bruno’nun ayaklarına yaklaştı, elbisesini sardı. Papazlar dikkat kesilmişti. Bruno hiç olmazsa bu son dakika da pişman olup fikirlerinden döner miydi? Umutları boşunaydı. Bruno’nun ağzından ne bir söz, ne bir inilti çıkacaktı…
İnsanlık tarihi, özgürlük yürüyüşüdür. İnsan bilinçlendikçe özgürleşmiş, özgürleştikçe bilinçlenmiştir. Tarih boyunca mutluluğu ve özgürlüğü arayan insanoğlu, karşısında hep zorbalığı bulmuş, işkencelerle, ölümlerle, baskılarla dolu yolda ilerlemiştir. “Başkaldırıyoruz, o halde varız! ” diye haykırıldığı zaman insanlık tarihi başlatılmış ve özgürlük yolu açılmıştır.
İnsanlık tarihi başkaldırıyla başlamıştır. Cennet bahçesinde ki Adem ile Havva tıpkı ana rahminde ki cenin gibi doğanın bir parçasıyken bir buyruğa boyun eğmemek yürekliliğini gösterdiklerin de ancak gözleri açılmıştır. Onlar, başkaldırı yüzünden cezalandırılmış ama bu ilk özgürlük eylemiyle insanlık tarihini başlatmışlardır.
Bir diğer başkaldırıcı Prometheus da ilk devrimcidir. Tanrısal düzene kafa tutan, onlardan ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı) çalan ve insanlara vererek dünyayı değiştirmek yolunda bir adım atan Prometheus, “Tanrı’ların her şeyine boyun eğen hizmetkarı olacağıma, bu kayaya zincire vurulmayı yeğlerim! “, “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yok! ” diyerek özgürlüğün yolunu göstermiştir. Uygarlığın asıl temeli böylece atılmıştır.
İnsanlığın evrimi, sadece egemen güçlere karşı “hayır” deme yiğitliğini gösteren kimselerin ortaya çıkmasıyla değil, aynı zaman da yeni düşünceleri susturmaya çalışan ve değişikliğin anlamsız olduğunu öne süren yerleşmiş kanıların otoritesine karşı da başkaldırma niteliğine dayanmaktadır. Tarih, bu niteliği ve yeteneği gösteren sınıfların ve öncü bireylerin omuzlarında evrilmiştir. Spartaküs, Münzer, Bruno gibi onlarca, yüzlerce inanç kahramanı tarihi yapan toplumsal insan olarak dünyayı yorumlamaktan değiştirmeye yönelen praksisleriyle bu evrime damgalarını vurmuşlardır. Onlar kahraman ve öncüdürler. Ama eşyanın doğal akışını durdurabildikleri ya da değiştirebildikleri anlamında değil, eylemlerinin bu kaçınılmaz ve irade dışı akışın bilinçli ve özgür ifadeleri olması anlamında onlar birer kahramandır. Çünkü herkesten çok ilerisini görür ve istediklerini herkesten daha güçlü isterler. Engizisyona baş eğen Galileo Brecht’in ağzından ; “Yazık kahramanlara gerek duyan ülkeye.” Derken, bu dünyanın neden kahramanlar yarattığı sorusunu yanıtsız bırakır.
“Yaşamı bende seviyorum. Ama inançlarım bunun çok daha üzerindedir. Bir kahraman olmaktan her zaman nefret ettim. Eğer geleceğin genç gönüllerin içinde ki ateşi tutuşturacak bir alev gerekli ise, beni kahraman yapmalarına da dayanabilirim” der Bruno. Yaşamak her zaman iyi bir mevkiden, güzel ve sadık bir eşten, şirin çocuklarla tüketilen sıkıntısız ya da küçük çelişkilerle süslenen bir ömürden çok daha anlamlıdır. Toplumsal öncüler, bireysel mutluluklarını özgürlük arayışına yönelik eylemlerinde gerçekleştirirler. Onca acıya, işkenceye baskıya rağmen… Mutluluk, direnişin, başkaldırının, sürüden biri olmamanın mutluluğudur.
Eğer, başkaldırı niteliği insanlık tarihinin başlangıcını oluşturmuşsa, boyun eğme de insanlık tarihinin sona ermesine neden olabilirdi. En önemli öge “HAYIR” diye bilme, güçlü olanın ve kamuoyunun buyruklarına baş eğmeme. Uykudan uyanma ve insan olma bir başkaldırmadır. Havva, Prometheus, Spartaküs, Bruno ve niceleri büyük “Suç” larını insanları özgürleştirme adına işlemişlerdir. İnsanlık tarihi sona ermeyecektir. Çünkü onlar, anlamlı bir şekil de “EVET” diyebilme yeteneğini de gösterirler. İnsanı köleleştirmek, sömürmek ve aptallaştırmak isteyen herkese ve her şeye “HAYIR” demek, insana “EVET” demektir. Dünya halkları insanlık tarihinin devam edeceğini haykırır.
“Başkaldırıyoruz, O Halde Varız! ”
Anadolu topraklarında başkaldırı türküsü Hallacı Mansur’dan, Baba İshak’a. Pir Sultan’dan Şeyh Bedrettin’e söylene gelmiştir. Toplumsal isyan bilincinin yer etmesiyle bu gelenek proleter devrimcilerle sürdürülmüştür. Daha güzel bir dünya için emperyalizme ve faşizme “hayır” diyen devrimciler evrensel ve ulusal düzeyde ki başkaldırı geleneğinin, insanlık tarihinin çağdaş halkasıdırlar.
İşte her birinin iç dünyası Quasimodo’nun ki kadar güzel, ölümü Spartaküs kadar trajik olan öykümüzün kahramanları da binlercesi gibi, en koyu baskı ve sömürünün kol gezdiği, insanların ön ilikleyen, şapka çıkartan uysal bir canlı konumuna sokulmak istendiği koşullarda “hayır” diye bilme gücünü göstermişlerdir. Onlar tarihsel ve toplumsal baş kaldırı geleneğinde “hayır” demenin onurunu taşıyarak, mücadelenin sayısız direnişlerinden biri olarak insanlık evrimindeki yerlerini almışlardır.
Bu başkaldırı gününün her yıldönümünde onları, anılmalarının yolunun yeni başkaldırılar yaratmaktan geçtiği bilinciyle saygıyla anıyor, Haziran öykülerini çağdaş Prometheus’lara adıyorum…
Memet Sönmez












