İşte Geldim Deniz Kenarı
Selçuk Altun, Ardıç Ağacının Altında, Ayrılık Çeşmesi Sokağı ile başlayan “novella”larını, İşte Geldim Deniz Kenarı ile tamamlıyor. Tabii, yine polindromlarla… Romanlarının kahramanları hep ya adıyla ya da adı ve soyadıyla unutulmazlık kazanıyor. Sözcük oyunlarını seven Altun, bu kez daha geniş bir çerçevede, daha duru ama aynı oranda merak uyandıran, heyecanlandıran, gizlilik (gizem değil kesinlikle) içeren bir romanla çıktı okurlarının karşısına…
İstanbul’dan uzun yıllar ayrı kalan Harun, doğup büyüdüğü, ama asıl önemlisi sevdiği kente döndüğünde, çocukluğunun geçtiği yerleri dolaşırken biz okurlara da rehberlik ediyor. Burada, sanki Harun’un -adıyla ilgili oyun(!)lar kitapta saklı- uzak kalması değil, babasıyla anlaşamaması belirleyici. Selçuk Altun’un, bütün romanlarında olduğu gibi kahramanı, birikimli, zengin, gezgin, estet ve bibliyofil… Bu kez de benzer bir yapı oluşturarak okurun peşine takılmasını istiyor. İstanbul’un tarihi ve doğal güzellikleriyle kültür hazinelerini, hafızasını dememde bir sakınca yok sanırım, yazarlar başta olmak üzere bütün sanatçılarını tanıtıyor. Birçoğu hiç bilinmeyen, kendisinin gözde deyimiyle ‘ıskalanmış’ özellikler bunlar. Kitap(lar)ının kapağını açtığınızdan başlayarak alabildiğine geniş ve bir o kadar da derin bilgi havuzuna düşüyorsunuz. Bir an aklınızdan geçer mi, bilemem, ama Selçuk Altun, hayalinde kurduğu evrenin kurgusunu o bilgileri aktarmak için kullanıyor. Onca bilgi ve gizemin arasında anlattıkları heyecanlandırıyor, meraklandırıyor, sürüklüyor ve bir üst düzeye taşıyor. Siz, okuyanlar olarak hem bilgilerle donanıyorsunuz hem de o donanımla yaşamınıza bakıp yeni stratejiler oluşturuyorsunuz…
Düş(ünce)lerin sınırı olmaz
“Deniz Kenarı”na seslenen bir monolog aslında roman, tabii, siz kendinizi ‘Deniz Kenarı’ olarak görürseniz, sizinle sohbet ediyor, sizinle dertleşiyor, sizinle sırlarını paylaşıyor. Hepimiz biliyoruz ki, “güneşin altında yeni bir şey yok”… ya da var ve Altun, bize o yenilikleri ete kemiğe, yani sözcüklere büründürerek sıralıyor, kitaplaştırıyor ve sunuyor.
Romanın kahramanı olan Harun’u anlatıyor, ama araya insert girerek (bu sinema televizyon terimi gerekiyordu buraya, çünkü gerçekten müthiş bir film çıkar bu romandan) mahalleden yola çıkarak ülke, dünya sosyal yaşamını anlatıyor. Buna da bağlı olarak belirtmeliyim: Polisiye de var bu anlatılan hikâyede. Sahi, hepimiz için, hepimizin yaşamı bir anlamda kaçma kovalamaca değil mi?
Bir şehir rehberi…
Selçuk Altun, doğurduğu merakla birlikte heyecanla anlatırken aynı zamanda ev ev, sokak sokak, şehir şehir gezdiriyor okuru, tarihi, psikolojisi, felsefesi ve sosyal yaşamıyla.
Birçok insanın ilgisini çekecek, belki küçük bir kısmının tepkisiyle karşılaşacak betimlemelerle yüklü kitap. Hani, Yaşar Kemal için, “bir yaprağın düşüşünü altmış sayfada anlatır” derler ya, Selçuk Altun da mekânların, sokakların, yapıların, ağaçların, pencerelerin ve o pencerelerin arkasında gizlenen yaşamların betimlemesini ge-niş ge-niş yapıyor (rastlayacaksınız, sözcükleri espaslı dizmesine, benim burada yaptığım gibi heceleyerek yazmasına).
Tanımın tam anlamıyla…
“Ay ışığı ile eşeğin kuyruğu arasında diyalektik bir bağ varsa” Selçuk Altun, kültürel, sanatsal bilgi birikimini romanına yediriyor ve onun üzerinden güçlü güzel yürüyor. Sözcükleri birbiri ardına sıralarken bir ahenk üretmeyi seviyor; bir çocuk gibi ürettikçe keyif alıyor, keyif aldıkça üretiyor. Coşkuyla ve içtenlikle yapıyor bunu. Öyle ki, zevkin doruğu (okuyunca daha net anlaşılacak) dediği o güzelliği (s.26) anlatırken/yazarken yaşıyor. Hissediyorsunuz.
Harun anlatıyor; sözcüklerin uyumu, ilginçliği önemli olsa da içerdikleriyle kolayca doğrulanıyor roman boyunca, o şansı tanıyor yazar. Fotoğrafik hafızasıyla safariye çıkarıyor biz okurları.
Yerin üstü altından daha değerlidir!
Tesadüflere pek inanmayız, ‘film/roman icabı’ diye küçümseriz, ama haberlere konu olacak denli, “tesadüfün iğne deliği” olaylarla karşılaşırız. O tesadüfler yön verir yaşamımıza… İşte, belki de en tam o nedenle, hayat romanlardan daha tuhaf; sizce de öyle değil mi?
Mitolojiden başlayarak yaşamımızda yer edinen zeytinin toprağın gerçek sahibi olması (s.107) çevreci bir bakışın ürünü… Tarihi bilgilerle bağlantılı betimlemelerinin güzelliğini bilmem söylememe gerek var mı?
İşte Geldim Deniz Kenarı
Selçuk Altun
Roman
İş Bankası Kültür Yayınları, Mart 2023, 165 s.











