Geçmişle yaşayan bir ülke

Mustafa Kumanova

Hep geçmişle yaşıyoruz! Geçmişi eleştiriyoruz, geçmişi övüyoruz. Geçmişi eğiyoruz. Geçmişi büküyoruz. Geçmişle yatıyor geçmişle kalkıyoruz.

“İnsanlar tarihe ve tarih de insanlara hapsolmuştur.” James Baldwin

Bilmem farkında mısınız? Hep geçmişte yaşıyor ve geçmişle yaşatılıyoruz. En basit bir tartışmada bile bugünden uzaklaşıp geçmişe gidiyoruz. Ülkemiz hep geçmiş olarak karşımıza dikiliyor. Bugün geçmişe bulanırken geçmiş bugünü kaplıyor ve gelecek geçmişte kalıyor.
Hiç bu kadar geçmişle cebelleşen bir toplum ve bir ülke gördünüz mü? Neden Türkiye bu kadar çok geçmişle uğraşıyor… Yaratıcı ve gelişken olmadığından mı? Yoksa değişime kapalı olup değişmemek bir erdem olarak dayatıldığından mı?
Hep geçmişle yaşıyoruz! Geçmişi eleştiriyoruz, geçmişi övüyoruz. Geçmişi eğiyoruz. Geçmişi büküyoruz. Geçmişle yatıyor geçmişle kalkıyoruz. Kısacası geçmişle fanatikleşiyoruz. “O onu yaptı bunu yapmadı. O şunu yaptı şunu yapmadı. Bunu yapsaydı böyle olmazdı? Bugün yaşasaydı ne yapardı?” Geçmiş yöntemimizi karartıyor haberimiz yok. Fasit bir dairenin içinde geçmişle dönüyor geçmişte kayboluyoruz.
Peki ya gelecek? Geleceğimiz ne olacak? Hiçbirimiz bilmiyoruz. Herkesin bir geçmişi var. İdeolojisine göre savunduğu bir geçmiş…ve geçmişte yaşanmış bir olay ya da geçmişte yaşayan bir kişi olduğunda, hele ki bu kişi ve olay bizim tabumuzsa, gözü kapalı fanatikçe hiçbir sorgulama ve muhakemeye tabi tutmadan savunuyoruz. Yalan ve yanılsama girdabı içinde kendimizi kaybediyoruz. Hepimizin sahiplendiği ortak bir geçmiş var…oysa sahiplenebileceğimiz ortak bir geleceğimiz yok…çünkü derin düşünmemizi engelleyen geçmişin hayaleti bizim geleceği kurgulamamızı engelliyor. İşte tam da bu yüzden bu ülkedeki istisnasız tüm politikacılar ve politika yapıcılar her daim önümüze geçmişi yığıyorlar. Geçmişle beslenmemiz isteniyor…geçmiş demokratik ve özgürlükçü harekete bir perde çekiyor ve bu halk geleceği göremiyor…ve geçmiş ha bire gelişim yolunda bir tecrübelerden ders alma yöntemi olarak sunuluyor. Oysa tecrübelerimizle sabittir ki eğer tecrübelerimizden ders alsaydık bu kadar çok geçmişe/tarihe hapsolup kalmazdık.
Çünkü, bundan 40-50 sene önce bu topraklarda her kesimden insan bir gelecek için savaşıyordu. Karşılık beklemeden kendileri için bir şey istemeden sadece ama sadece aydınlık ve özgür bir gelecek için çarpışıyorlardı. Kurşuna, bombaya ve işkenceye karşı bu insanlar kelimelerle çarpışıyorlardı. Bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve onlarca diğer kelimeyle…Tüm bu kelimelerle bir gelecek dünya kurmak için! Peki ya bizler şu anda ne yapıyoruz? Sadece geçmişle yaşıyor, geçmişle avunuyor ve geçmişin sermayesini yiyoruz. Oysa elimizden kayıp giden bir gelecek var. Her yer zifiri karanlığa boğulduğunda ortada kalmayacak bir gelecek. İşte Türkiye o zifiri karanlığa doğru yol alıyor…
“Yeni Türkiye” sloganıyla çıkmış oldukları yolda, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı sırasında “restorasyon” olarak formüle ettiği yaklaşımı Osmanlı’ya dönüş olarak pazarlıyorlardı. Bunun için başta Suriye olmak üzere birçok kanlı operasyonda yer almaktan çekinilmedi. Egemenler ve iktidar açısından bu geriye dönüş özlemini anlayabilmek mümkün, ancak farklı bir dünya tasarımı olanlara ne demeli?
Geçmişin hülyalarıyla yaşayan bir gericiliğin pençesinde karanlığa doğru ittirilen bir ülkede kurulan korku imparatorluğunda eğer geleceğe tutunmazsak sahip olabileceğimiz tek kelime kölelik olacak. Ve biz hala geçmişi tartışıyor veya geçmişle avunuyor olacağız!
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x