Gidenlerin Ardından…

“Ölmek unutulmak değil, unutulmak ölmektir.” 
Sevgili Tamer;
Hani derler ya, “gece seni rüyamda gördüm!” Hemen arar, korkarak, merak ederek “İyi misin?” diye sorarız. Dün geceki rüyamın ardından seni merak ettim. Sormaya, doymaya, toprağını koklamaya geldim. Nasılsın, iyi misin?
Biliyor musun? Senden  sonra, yargılanmamızın bir aşamasında hapishanenin hücresine attılar beni. Tutsaklık hayatımın en zor yıllarıydı. Tek kişilik hücredeydim. Sizler yoktunuz. Aradan yıllar yıllar geçmesine rağmen seni, sizleri kaybetmenin acısı hiç dinmemişti. Sık sık seni rüyamda görüyordum. Dün gece de gördüm:
Hücrenin beton klozeti vardı. Bakır pisuar borusunu yukarı dikmiş, duş alıyordum. Birden sesini duydum. Senin sesini. Bu inanılmaz bir şeydi. Sesin duvarlarda yankılanıyordu. Gözlerimi açtığımda Ataköy plajında duş aldığımı fark ettim. Sonra kumsalda buldum kendimi. Beş metre ötemde pırıl pırıl bir deniz vardı. Az önce cankurtaran kayığını dubaya bağladığımı hatırladım. Plaj kalabalık, hava sıcaktı. Rüyam o kadar canlıydı ki suyun soğukluğunu bile hissedebiliyordum. Sen seslenmeye devam ediyordun. ” Şiiişt, Akın, hadi olum gidiyoruz!”
Belli belirsiz sendin karşımdaki. Üzerinde ceket içinde üç düğmesi açık beyaz bir gömlek vardı. Gök mavisi, İspanyol paça kot pantolonunu giymiştin. Senin dışında herkes mayoluydu. Duymamıştım seni. Bir kez daha seslendin. ” şiişt, şiişt  olum, duymuyor musun? Hadi acele et”. Birden sesinle beraber görüntün de netleşti. Orda karşımda duruyordun. Yavaş yavaş sesin kulağımı doldurmaya başladı. “Kıro Kıro, hadi, acele et!”. “Neden acele edeceğim? Neler oluyor?” ” Bereç fabrikasında grev var, işçiler, sendika temsilcileri bizleri bekliyor” “Ne işçisi, ne grevi? Burası plaj. Plajda elbise ile dolaşılmaz. Üzerinde silah olduğu belli oluyor. Hem cankurtaranlık yapıyorum. Nasıl bırakabilirim işi?.”
O an birden bir şey oldu. Bir ses duydum. Bir  çarpma sesi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken yerde bulmuştum kendimi. Yataktan düşmüştüm. Her şey beton soğukluğunda tekrar karanlığa gömüldü. Keşke o çarpma sesini duymasaydım. Biraz daha, biraz daha görebilseydim seni.
Bugün hava çok güzel Tamer. Soğuk ve karlı günlerin ardından güneş iyi geldi. Sokağa çıkarken aklıma düştün. Geri dönüp terasta bulunan mor telgraf çiçeğim aldım. Uzun zamandır onu sana getirmeyi düşünüyordum. Hem elim boş gelsin istemedim. Amma önce Bakırköy’e uğradım. Sana bol bol anı topladım, getirdim.
İstanbul caddesinde, Morsümbül, sokakta dolaştım. Tek tük kalmış Bakırköy’ün mozayikli evlerinin önünden geçtim. O yaramazlık yapıp, zillerine basıp kaçtığımız apartmanların önünde durdum. Zillerin üzerinde parmak izlerimizi aradım. Gül dolu bahçelerine dalıp tomurcuklarını kopardığımız ağaçlarına baktım. Geçmiş gözümde canlandı. Sen ordaydın, bende yanındaydım. Üzerinde kısa bir şort, kirlenmiş beyaz tişört vardı. Ensen ve kenarları alınmış saman sarısı saçların, iki de bir yüzüne düşerdi. Hafif bir kafa hareketi ile yukarı savururdun. Gıcık olurdum sana. Benim saçlarım siyah ve kıvırcıktı. Onları sevmez, kendimi beğenmezdim. Aşağıya indik. Denize doğru. İskele caddesinde Halkevi, ve Halkevi yazlık sineması vardı. Çok sonra bu evin salonunda karate çalışacak, sinemasında film başlamadan perde önünde gösteri yapacaktık.
Geçiyoruz, sahile doğru iniyoruz. ’60 lı yılların sonlarıydı. 9, 10 yaşlarında ya vardık ya yoktuk. Mevsimlerden sarı sıcak bir yaz. Aylardan temmuz muydu, ağustos mu, hatırlamıyorum? O zaman adı birşey ifade etmeyen Taylan Özgür, bir kaç ay sonra aramızdan ayrılacaktı. Deniz Gezmiş’ler, Mahir Çayan’ lar henüz yaşıyorlardı ve biz farkında değildik yaptıklarının. Maltepe de kaybettiğimiz Hüseyin Cevahir, kâh Dersim dağlarına çıkıyor kâh şehirlere iniyor, yaşıyordu, farkında değildik. “Anarşistler yataklık yapan” Yılmaz Güney’in yakalandığını duymuştuk radyodan. Hepsi kulaktan dolma yüzeyseldi. Çocuktuk ve yürüyorduk Bakırköy’ün İstanbul caddesini sahile bağlayan yolda. Başımızda kavak yelleri esiyordu. Gelecekte bizleri nelerin beklediğini bilmeden serserilik, haylazlık yapıyor; yürüyor, geziyor, oyun oynuyor, bahçelerde meyve, gül topluyor, sebil çeşmelerden ağzımızı dayayıp su içiyorduk.
Ter ensemizden donumuza kadar iniyordu. Denize gelmeden denizi görürdük. Uzakta bizi beklerdi. Güneş üzerine vurduğunda gümüş gibi parlardı. Dört metre derinlikteki düşürdüğümüz delikli parayı görür, dalar çıkartırdık. O zamanlar kirlenmemişti dünya.
Yol bitimini sol tarafında  Zümrüt çay bahçesi vardı. Çok sonra sık sık gelip gideceğimiz, ilk gençlik yıllarımızı geçireceğimiz, politika okuyup tartışacağımız Zümrüt çay bahçesi… Aşağıda biraz ilerde Hayri Baba’nın Yeri vardı. Okulu kırar sık sık  langırt oynardık. Kenedi caddesinde yürür, birinci merdivenlerde donla denize girerdik. Üşüdüğümüzde sıcak asfalta yatar hem ısınır hem donlarımızı kuruturduk. Hatırladın mı bir defasında şortlarımızı çalmışlardı da donla eve gitmiştik. Seni bilmem ama babam beni fena yapmış, kömürlüğe kilitlemişti.
Ya karakolun bahçesindeki meyve ağaçlarına tırmanışımız, hatırladın mı polislerin kovalayışlarını? Heyecan duyardık. Bahçeye bakan nezaretin camından gözaltındakilere yardım etmiştik.  O dönem Bakırköy ün mafyası “Ringolar” vardı. İleride onlarla da karşı karşıya gelecek, köklerini kazıyacaktık. Bir gün nezaretin camına eğilip camdan içeri baktım. Ataköy Plajı’nın önünde karaborsa bilet satan Ringo Metin’i gördüm. “Pişt pişt ufaklık” diye seslendi. “Kekonun kahvesini biliyor musun?”  “Evet biliyorum”. ” Şimdi git oraya, Mujdat abini bul. Bütün zulalar patladı, kaybolsun. Bunu yapar mısın?” “Ayıpsın abi.” demiştim.
Sonra Bakırköy karakolunun tuvaletine işemeye giderdik. Hatırladın mı? Bir defasında polis bunu fark etmiş :”ulan veletler burası tuvalet mi?” diye dışarı atmıştı bizleri. Ama biz nedense hep bunu yapardık. Macera mı, heyecan, bela arayışı mı bu, bilemiyorduk? Polis uyanıp fark ettiğinde biz biraz daha büyümüştük. “Polis Namık abiye bakmıştık” Yalanımız tutardı. Polis de : “Namık amir gece nöbetine gelecek” derdi.
Aradan yıllar geçti. Sonra bir gün bir “iyi abi” ile tanıştık. Bu abi, bizlere bilmediğimiz acayip kelimelerle iyi olduğunu düşündüğümüz bir şeyler anlatmaya başladığında durum değişmişti. Sonradan öğrendik ki bu  “İyi abi” bizlere dışarıdan sosyalist bilinç veriyormuş. İyi ki de vermiş.
Onurlu bir gidiş, onursuz  bir ömürden daha iyidir.
İşte böyle Tamer’im.
Bak sana ne getirdim. Çalıp kaçtığımız zillerin sesini, kopardığımız güllerin kokusunu getirdim. Seyidoğlu’ndan fıstıklı baklava, üzerine Roma dondurmacısından dondurma koydurttum. Özlemişsindir Bakırköy’ün havasını, okuduğumuz Taş Mektebi.. Onların şimdiki hallerini anlatayım mı sana?
Demir bilyeli  arabalarımızla Ataköy’ün yokuşlarından kayardık, hatırladın mı? O yokuşlar yok artık. Ataköy’ün ormanlığına “beton ağaçlar” dikildi.
Bazen yolda çivi, vida, sarı, bakır toplar, satar harçlık yapardık. Nede tatlı gelirdi o para! Koşar çorbacı Mehmet abiye gider, çift yumurtalı menemen yerdik. Artık öyle bir çorbacı yok, Mehmet abi de. İşte o menemeni tadını da getirmek isterdim ama ne yumurta yumurta, ne domates eski tadında, kokusunda.
Birde sana mor telgraf çiçeği getirdim. Daha önceleri de gül ağaçları getirmiş, dikmiştim. Gelip sulamadım diye onlarda küsüp gitmişlerdi. Bu çiçeğin küsme huyu yok. Bakım da istemez. Senin anlayacağın arsız otlar gibidir mor telgraf çiçeği. Çok geçmeden pembe, çiçekli mor bir yorgan olacak üzerinde. Gelip geçenler, ‘kokuyor mu’ diye içine çekecek. Çünkü seksen dal ektim. Seksen bin çiçek açsın diye. Arılar bal, salyangozlar, karıncalar yuva yapsın, oynasın; soğuk, karanlık gecelerde üşüme, korkma diye. Tatlı sohbetlerde dillere destan olsun, uçuçböcekleri konsun, şans getirsin…
Son söz yerine :
Unutmayalım sevgili dostlar, her ölüm bir ayrılık değildir. Çünkü bazen ne kadar yürürseniz yürüyün, uzaklaşın hayattan yüreğiniz hep bıraktığınız yerdedir.
Gene özleyeceğim💐
Gene geleceğim.🌹
Gene seveceğim❤️
Gene anlatacağım seni dağlara, kuşlara, balıklara, çobanlara, topraktaki köylülere, şehirlerdeki işçilere… vs. vs. lere. ✌️
Sevgi ile kal 💐
28/ 02/ 2021 Memet Sönmez
Sonhaber.ch’da  yayınlanan yazılar yazarın kendi görüşünü yansıtmakta olup, ilgililerin cevap hakkı saklı tutulmuştur.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x