Hatice Özhan
Dünyanın artık tamamıyla avuçlarında olduğu sanrısına kapılan Führer yalnız değildi. Yanında, arkasında, berisinde korku ve hayranlıkla karışık sayısız insan ve de ne tuhaftır ki sayıları azımsanmayacak kadınlar vardı. Hanna Reitsch, Unity Mitford, Henriette von Schirach, Leni Riefenstahl ve Winifred Wagner gibi Almanya’nın gözde kadınları, yeğeni Geli Raubal Hitler’e sonsuzluk derecesinde, hayatlarından feragat edecek denli bir bağlılıkla, hayranlıkla mühürlenmişlerdi. Nasyonal sosyalizmin seçkin kadınlarından biri daha var: Magda Goebbels.
Führer için 1945 yılında altı çocuğunu birden öldürme kararını veren Magda Goebbels hayranlığının nişanesini, izbe ve karanlık dünyasında aldığı bir kararla ortaya serdi. Hitler’e iktidarın yolunu açan kadınlardan biri olan Magda, bu ölüm makinesi kadın ardında, anlatılmaya değer olup olmadığı göreceli olan hayatından kesitler bıraktı.
Çalkantılı evlilikleri sonrasında, diğer Nazi kadınları gibi 1930’da Nazi Partisi’ne giren Magda, Nazi Partisi Büyük Berlin Yönetiminde sekreter olarak çalıştı. 1931’de Joseph Goebbels ile evlendi, altı çocukları oldu. İsmi soykırımla özdeşleşmiş Joseph Goebbels gibi varlığını Führer’e adamış Magda o hissiz, cam bakışlı kadın Hitler’in büyük mitinglerinde kapıldığı histeriyi evine, kalbine taşıdı her daim. Birçok Nazi kadını gibi sahne gerisinde kalan hayatı, ölümün kutsandığı propaganda mitinglerindeki yaşamdan asla farksız değildi. Mitinglerde nasılsa, O’nun Hitler hayranlığından ibaret olan zihinsel karmaşa ormanına da baltayla girmek yasaktı.

1 Mayıs 1945’te Sovyet kuşatması altındaki Berlin’in Führerbunker’de Adolf Hitler’e hayranlığından ötürü çocuklarına onun baş harflerini taşıyan isimler verdi. Helga, Hildegard,Helmut,Holdine,Hedwig,Heidrun isimleriyle seçme şansının ellerinden alındığı çocukları Almanya’nın yenilgisi ve Hitlerin intiharının ardından yaşama şanslarından da oldular. Magda Goebbels altı çocuğunu potasyum siyanür ile öldürdü. Kendisi de eşi Joseph Goebbels tarafından vurularak öldürüldü.
Magda’nın, liderin ateşli konuşmaları sırasında bile hiç gülmediği söylenir. Fırtınalı yıllarla dolu olan hayatı kendisini, hayatındakilerin alt üst oluşuna neden olan bir kasırgaya dönüştürdü. Magda, hayatındaki herkes için insan biçiminde varlığını sürdüren bir kasırgaydı. Kendisine biçtiği ya da biçilen yaşamında sarhoşluğunu en çok hissettiği itkilerden biri olan gücün ellerinden kaydığını fark ettiğinde de beraberindekilerle infilak olan Magda’daki ölümcül hayranlık duygusu korkutucu. Hikâyesine, izbe dünyasına doğru daha ilk adımınızda ürkünçlük tüner üzerinize.
İnci kolyeli, eli belinde haliyle ya da arî ırka yaraşır mütehassıs mutlu bir aile görüntüsüyle resmedilen bu kadın bir yandan da kudreti kendinden menkul bir güzellik tanrıçasıydı. Yahudi tehlikesi karşısında her an uyanık bir o kadar da aman vermeyen bir tanrıçaydı. Binlerce Yahudi toplama kamplarından gaz ocaklarına götürüldükleri sıra da o histerisinden hiç taviz vermedi çünkü lider haklıydı. Çocuklarını da öteki tarafa gönderirken de kendisi haklıydı çünkü Hitler’in artık olmadığı bir dünyada nefes almanın bir kıymeti de olamazdı. O histerik kadının dondurulmuş duyguları hep mattı, bir akıl hastalığının ya da cinnet anlarının antrenmanına çıkan bir ruh halinin eseri değildi bu matlık. Bu matlığın Magda’sı tehlike karşısında hep teyakkuzdaydı: ‘Ari Alman ırkı tehlike altındaydı, Yahudiler ve Çingeneler birer posaydı. Tehlike kapımızı çalmaktadır. Onu içeriye almamalıyız. Almanya katışıksız, posasından arınmış bir yer olarak kalmalıdır. Posalar gaz ocaklarına!’
Histerik ve gürültülü sessizliğinde boğulan, acımasız bir dünyanın matlaşmış bir kalıntısı olan bu kadın geride, tarihin tuhaf sonuçlarından biri olacak ki ders niteliğinde bir hikâye bıraktı. Tahminimce paylaşmaktan hoşlanmayan Magda onu ardından takip edecek yüzyıllarda debdebeli hikâyesini binlerce insanla paylaşacağını nerden bilebilirdi ki? Hikâyesine rötuş atmadan anlattığım ölümcül kadın Magda’nın hastalıklı Führer hayranlığı, bize doğru uzatılmak üzere bohçalanmış içerisi trajedilerle dolu hikâyesi kim için ne kadar ders niteliğinde hiçbir fikrim yok doğrusu. Bir kasırga gibi dünyadan ayrılmazdan önce çocukları için yangınlar başlatan bu kadının hayatından ders çıkarmanın yolu sanırım bıraktığı psişik cesetlerle yıkıntıların yakılıp kül edilmesinden geçiyor. Ortada bu kadar zayiat varken konuşmak, birbirinin sesini duymak ne kadar mümkün olabilir ki?












