Korkut Akın
Övgüler, Yergiler, Atışmalar
“Herkes kendi kişisel tarihini, kendi düğününü hatırlasa ve parçanın yüzyıl boyunca kim bilir kaç kişiyi, kaç çifti mutlu ettiğini anımsasa…” diyor Atillâ Dorsay, La Cumparsita adlı tangoyu anarken yeni kitabında… Haksız mı, sanmıyorum. Övgüyle başlıyor işte…
Üretken biri Atillâ Dorsay, sinema üzerine yazıyor, tarihi güzellikler üzerine yazıyor, damak tadı üzerine yazıyor… yetmiyor bir de sosyal yaşam üzerine yazıyor. Yıllarca Cumhuriyet gazetesinde sinema üzerine, gezilerini, yemek ve restoran yazıları yazdı… Adı gazeteyle özdeşti, bana kalırsa. Bana kalıyor da, gazete yerinde kalmadığı için ayrıldı. Yeniyüzyıl’da, Sabah’ta yazdı, şimdi de T24’te ve Milliyet Sanat’ta yazıyor. Kendiyle barışık, sakin ve özenli üslubuyla okurunu doyuruyor.
Tartışmalar, polemikler, kavgalar…
Yaşadıklarını ve yazdıklarını kitaplaştırması çok önemli Dorsay’ın… Biz okurları geçmişle buluştururken aradan geçen zaman içerisinde nelerin nasıl değiştiğini sorgulamamıza imkan tanıyor; daha da önemlisi bundan sonrası için mihmandar oluyor.
2000 yılına kadar yaşadıklarını anlattığı “Tartışmalar Polemikler Kavgalar” (https://siyasihaber9.org/tartismalar-polemikler-kavgalar-putlari-yikiyoruz/) kitabıydı, milenyum ile birlikte olası bir değişimin işaretçisi olan ve 2014’e değin yaşamın içinde neler olduğunu, insanları nasıl sahiplendiğini, olaylara nasıl itiraz ettiğini, muhalifliğini anlattığı “Övgüler Yergiler Atışmalar”la sürdürüyor rehberliğini…
Korku duvarları yıkılıyor!
Yeni yüzyıl, hatta binyıla girerken korktuğunu itiraf ediyor ilk yazısında. Bir bilinmezlik muhakkak ki, bu binyıl. İlk çeyreği daha bitmeden gördük ki, hiçbir şey değişmemiş… Dolayısıyla korktuğuyla kalmış Dorsay, zaten hemen ardından eklemiş: “Bense kendi adıma insanımızdaki gelişmeyi hayranlıkla gözledim. Eskiden sus-pus olan, bir siyasiyi, hele bir bakanı susturmayı aklından bile geçirmeyecek olan insanımız akıllanmıştı, bilinçlenmişti, yüreklenmişti.” Bu yazıdan iki yıl sonra değişen iktidarla, 20 yılı aşkın başta kalıp, düzeni de değiştirince korku duvarları yeniden yükselmişti. Vara yoğa dava açılan, attığı tweetler nedeniyle gözaltına alınan, kayyım rektöre itiraz ettiği için aylarca tutuklananlar oldu. Ne hak kaldı he had, ne hukuk kaldı ne adalet… ama o duvarlar da yıkılıyor yeniden. Demek ki, polemikler, atışmalar, yergiler ve tabii ki övgüler yeniden artacak.
Eleştiri hakkı…
“İnsanlar arası ilişkiler asla demode olmaz. Onlar, sevgi, nefret, kıskançlık gibi temel duygulara dayanır çünkü… Demode olan, o ilişkilere yaklaşım biçimidir, onları ele alıp işleme tavrıdır” diyerek her filme övgü düzülmesinin mümkün olmadığını yazıyor, bir “atışmasında”. Sonrasında ekliyor: “…herkes her filmi görüp yazsa, ama lütfen bunu yaparken illa da başka türlü düşünenlere ve özellikle eleştirmenlere bulaşmasalar nasıl olur…”
Eh, Usta (sinema eleştirmenleri onun ‘palto’sundan çıktığına inanır) el verince, kitaptan (seçimler nedeniyle) günümüzle de bağlantılı olabilecek bir yazıya değinmek farz oldu.
Görev eşittir sanat!
Atillâ Dorsay, gerek asıl mesleği gereği çevre korumacılığı gerekse sinema üzerinden sanatın her dalıyla ilgili olsa ve sanatı hep önde tutsa da, toplumun o tutucu iktidarlar eliyle yaydığı yanlışlığı nasıl olmuş da benimsemiş, anlayamadım.
Durun, konuya girmeden, daha ilkokul sıralarındayken, belleğim yanıltmıyorsa Muhsin Ertuğrul’undu, okuduğum bir yazıya değineyim. Şöyleydi, mealen, “Savaştan çıkmış Almanya, ilk olarak tiyatro yaptı, hastaneden bile evvel”.
Her ne kadar, bir polemiğe yol açacaksa da, Dorsay, (basiret bağlanması diyelim de kendimizi garantiye alalım), nasıl olduysa Doğan Hızlan’ın “Yerel Yönetimlerin Görevi İçinde Sanat Başta Gelir” yazısını başlığından ele alarak, belediyelerin baş görevinin sanat olarak görülmesini eleştiriyor. Yerel yönetimlerin elektrik, su, temizlik gibi sorunlarla ilgilenmesi gerektiğini söylüyor. Hızlan’ın bu yaklaşımının ancak tuzu kuru bir ülke için zorlama da olsa söylenebileceğini ileri sürüyor. Arkasından, (“Edebiyatın Cumhurbaşkanı” olarak nitelenen) Doğan Hızlan’ın gündeme ters düşmeyi göze alarak azımsanmayacak cesaret hatta kahramanlık örnekleri sunduğunu yazıyor.
Atillâ Dorsay, -haklıya haklı, yanlışa yanlış diyen- kararlı duruşu, yazdıklarını savunması ve aykırı düşecek bile olsa eleştirisine gem vurmayan biri… Ama burada baltayı taşa vurmuş.
Kitap yoğun…
Onlarca gazeteci, bir o kadar oyuncu, sinemacı ile yaşadığı (veya yaşanan), Dorsay’ın bize duyurduğu konuda övgülerin de, yergilerin de, atışmaların da yer aldığı kitapta, birçok yaşanmışlığın arka planını okuyor, buna da bağlı olarak işin özünü (magazin yönünü de unutmamalı); yaşamın bu kadar geniş, bu kadar derin olduğunu öğreniyoruz.
Övgüler, Yergiler, Atışmalar
Atillâ Dorsay
Yakın Tarih
Remzi Kitabevi, Mart 2023, 224 s.











