Korkut Akın
Küçüktü, araya kaynamıştı, ama turuncu rengiyle dikkatimi çekmişti. Enis Batur adı yeterliydi zaten en azından elimin değmesine… Şöyle bir yelpazelendirdim sayfaları, tabii ki hemen attım sepete.
Uzun zaman elimin altında durdu, arada bir birkaç sayfasına göz attım, üzerinde durmadım yine de. Derken, annem kitap istedi, “rahat olsun, kolay okuyayım” diye de ekledi. Birkaç kitapla Enis Batur’un “Foto-Grafiti 114 Gözdikme” kitabını aldım, gittim yanına. Foto-Grafiti’yi kendim için düşünmüştüm… Zaten 90+ annem, “bu niye küçük diğerlerinden” diye sorup, farklı bir kitabı okumaya başladı.
Boyutu da önemli!
İşlevinin (!) yanında boyutunu da dikkate almalı yazar da yayınevi de. Bu kitabın neden küçük olduğunu sormak gerekir; oysa alabildiğine güzel, güçlü, dikkat çekici, hatta albenili… Sahi, standart boyutun suyu mu çıktı, hem de görsellerle yaşayan bir kitap için… Kapağı dikkat çekici, demek ki başarılı. İçiyse, hani şu gözdikilecek- görseller küçücük. Ne ayrıntı görebiliyorsunuz ne de ayırt edebiliyorsunuz… Belki de gecikmişliğimin bir yararı olur, bu kitap yeniden basılır büyük boyutta, görsellerin de keyfine varırız.
Enis Batur, üretken bir yazar. Hemen her alanda her zaman bir şeyler izliyor, üzerine düşüyor ve yazıyor. Çok da iyi ediyor; çünkü geniş bir perspektife ihtiyacımız var. Basının (gazete, radyo, televizyon dâhil; ana akım veya muhalif olması fark etmiyor) -birçok mazeret ileri sürebilirler ama- tekdüze olması, neredeyse aynı konular üzerine aynı sözleri söylemesi hepimizin düş(ünce) gücünü köreltmesi nedeniyle gözlerimizi açacak bir bakışa ihtiyacımızı görmüş… işte, en tam da bu nedenle de bir kez daha teşekkürler Enis Batur.
…size de oluyor mu?
Kitap okurken daha çok, ama bir resim karşısında, bir dinlenme anında, zorla yaptığınız bir iş arasında ya da ne bileyim yürürken, uykuya dalmadan önce, hatta birileriyle konuşurken bile hayal kurar mısınız? Okuduğunuz kitabın, her ne olursa olsun -araştırma/inceleme bile- sizi götürdüğü bir yer vardır; bazen kitabın karakterlerini bırakıp bir kenara yepyeni düşlerle karşı karşıya kalırsınız. Benim çok sık geliyor başıma… dönüp bir daha okuyorum, tabii ki üçüncü dördüncü defa okuduklarım da oluyor. Bu, güzel bir şey. İnsan düş(ünce) dünyasına dalmalı, yazarın (bu kitap üzerinden söylersek), resmin yarattığı, yaşattığı o çok renkli, çok dilli, çok tınılı dünyayı kendi yaşamına uyarlamalı… diye düşündüğüm için olsa gerek, “ne içmiş bu” havalarına denk geliyorum sürekli. Tam zıddı da düşünülmeli kuşkusuz. Görsellerin o insanı taşıyan anlam yüklülüğü yazıyı da güçlendiriyor aynı zamanda. Hangisi diğerinden üstün diye ayırmak (veya ayırmaya çalışmak) en büyük hata olur.
İthaf ele veriyor…
Enis Batur, bu boyutu küçük, işlevi büyük kitabını eşine ithaf etmiş. Eşi Fatma Tülin’in ressam olduğunu söylemeliyim… Biri yazı ustası diğeri renklerin düş(esi), iki entelektüel bir araya gelince duygular kabarıyor, sözler uçuşuyor havalarda, düş(ünce)ler birbiri ardına büyüyor, sarıp sarmalıyor hayatı.
Bir gözünü çizmiş Batur’un Tülin, ah ki ayrıntı göremiyoruz, ama düş(ünce)ler açıyor gönül gözümüzü… Pencere ışığında çizilen bu “göz”ü, şöyle dillendiriyor Batur: “gözümün resmi daha önce hiç yapılmamıştı hiç bir tür bakış ortalaması tutturmuş olabilir: Ne bir fotoğrafta(n) ne aynadan erişebileceğim bir dil, bir üslûp, belki bir aksan.” Yeni bir ufuk daha açıldı önümüzde… Acaba Enis Batur’un yorumu mu, benim yorumum mu? Kim bilecek! Hiç kimse bilmesin, bu düş(ünce)ler de büyüsün.
Tarihin derinliğinden günümüze…
Terentius Varro’nun -ki, Roma’nın kuruluş tarihini belirleyen ansiklopedici ve kütüphaneci olduğunu belirtmiş- sabun baloncuğundan ilk söz eden olduğunu da anlatarak insan hayatını sabun köpüğüyle özdeşleştirmiş… Covid-19’la birlikte de günümüze taşımış. Sahi, gerçekten de sabun köpüğü gibi rengahenk (kendi biçimi ve uçuşan haliyle) ve (güneş vurunca) rengârenk değil mi yaşamımız; sosyoekonomik, sosyokültürel, sosyopolitik sıkıntılarla iç içe olmasına rağmen.
Gergedan’ı anımsa(t)mamak olmaz; sadece Enis Batur’un değil, herkesin ilgiyle izlediği, okuduğu, birçoğumuzun arşivlediği önemli bir dergiydi. Batur da, ona değinmiş ve aradan geçen çeyrek yüzyıla karşın unutamadığını gördüğü bir “gergosekreter”i çalışma araçlarından biri olarak içtenlikle istediğini yazarak ifade ediyor.
Bir de, ilgimi çeken, ama küçük görsel nedeniyle etkisini yeterince hissedemediğim; Hemingway’in “Yaşlı Adam ve Deniz”inin bir bölümünden harflerin kaldırılarak sadece noktalama işaretleriyle oluşan bir tablodan söz ediyor… Deniz dupduru sanki, İhtiyar Balıkçı’ya inat… Enis Batur ise o tablodan “bugün konuşulan (ve yazılan) bütün dillerin on bin yıl sonra unutulacağını” söyleyen uzmanlara yöneliyor. Dedik ya, kim neyi isterse onu alır, bu kitaptan, hem de çok alır, alabildiği kadar, hatta fazlasını bile…
Bu küresel iklim krizi içerisinde buharlaşacak denli sıcakta, kâinatın bütün seslerine, renklerine ve tınısına Açık Radyo’ya yayın yasağı getirilmesine itiraz etmek; daha da önemlisi geleceğe coşku, heyecan ve aşkla bakmak için…
Sokak canlarının yaşamlarının da “hak” olduğunu kabul etmek ve kendi çıkardıkları yasalara kendilerinin uyması için…
Haksız ve hadsiz kararlarla düşüncenin suçlanmasına son verilmesi için…
Sokakların, hatta kaldırımların ranta kurban edilmemesi için…
Foto-Grafiti, 114 Gözdikme
Enis Batur
Düş/ünceler
Kırmızı Kedi Yayınevi, Haziran 2022, 233s.

Öykücülüğümüzün yüz akı, Ferit Edgü de yaşamı bizlere bıraktı. Onun bıraktıklarını korumaktan daha önemlisi geliştirmemizdir. Edebiyat ve resimler içinde olsun doğanın kucağında da…













yazarın gözüne gözünü hizalayabilen okur – yazar’ın kalemiyle karşılayabilmek ne güzel… alınacak kitaplar listeme hemen yazdım kitabı.