Gidenlerin Ardından (Erhan İnal)

Memet Sönmez
Ölüm, bazen bir ceza bazen bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur!
Erhan İnal’ın düşündürdükleri.
Dün Mustafa Adak’ı, evvelsi gün Nalan Gürateş’i bugün de değerli dost, güzel arkadaş, iyi yürekli Erhan İnal’ı kaybettik. Onun ölüm haberi dalga dalga sosyal medyada yayılırken ; 12 Eylül 1980 sıkıyönetim mahkemelerinde devrimcileri aslanlar gibi savunan değerli avukatımız Ayhan Soysal ‘ın ölüm haberi geldi. Ne oluyor? Neler oluyor? Çok mu yaşlandık? Ölüm neden dönüp dolaşıp gelip bizleri buluyor? Oysa bizler yaşlanmadık. Hiçbir devrimci yaşlanmaz! Ne demişti şair:
“… Etin buruşmasına başka bir tabir gerek. Zira, yaşlılık kendinden başkasını düşünmemektir…”
Erhan İnal! Bir insan için söylenebilecek en güzel sözler; belki onun için söylenmeli. O, bunu hak etmişti. Devrimi, devrimcileri bir çocuk sevinci ile sevmiş, silahlı savaşı, önce burjuvazi ateş ettiği için sürdürmüştür. Evet, Erhan İnal ‘dan bahsediyorum. “Kardeş” örgüt  saflarında saf tutmuş, silah kuşanmıştı. Uzun yıllar mahpus da yatmıştı. Tanışıklığımız oradan gelir. Hani can ciğer olursunuz ya birileri ile, işte Erhan’ da bizlerin canı, ciğeriydi.  12 Eylül’ ün o zorlu yıllarında 12 yıl süren mahpus hayatını  7 yıl süren işkence dolu günlerini güle oynaya, destansı direnişlerle geçirdi. Hiç çocuksu sevinçlerini, heyecanlarını ve ağlayışlarını yitirmedi. Yitip giden tüm arkadaşlarına gözyaşı dökmüş, üzüntülerini dostlarıyla paylaşmıştı. Son görüşmemizde : “var ya, var ya… (bu sözcükleri çok kullanır) Memet Sönmez, ölüp gidiyoruz. Sende gidenlerin ardından yazıyorsun. Gözüm açık gitmeyecek. Benimle ilgili de yazarsın artık bir şeyler” demişti, gülüşmüştük. Bu sözleri birkaç arkadaştan daha duydum:
“Benimle ilgilide bir yazı yazarsın!”
Ne tuhaf bir istek! Bu sözlerin ardından kedimi kovboy dilimlerinde düello öncesi silahşorların boylarını ölçen tabutçuya benzettirdim. Asıl tuhaf olan buydu. Tabut ne kadar güzel olursa olsun sonuçta bir tabuttu! Ama devrimcilerin hayatları güzeldir ve anlatılmaya, yazılmaya değerdir. Bu gerçek, gene de benden kendileri ile ilgili yazı yazma isteğinin üzerimde yarattığı tuhaf olma hissini değiştirmiyordu. Evet, nerede kalmıştık? Ha hatırladım. Aslında ölümle gülüşüyorduk. Ölüm sırasının kuşak olarak bizlere geldiğini biliyoruz. Sadece ölüm sırasının kimlere geldiğini, hangi arkadaşımızı hangi yerinden ve nerede, ne zaman vuracağını bilmiyoruz ve kabullenemiyoruz. Erhan’ın, Mustafa’nın ölümünü nasıl kabullenelim? Erhan gitti! Ve bir daha asla dönmeyecek. Asla bir daha Mustafa ile sohbet edemeyeceğiz. Nalan ‘ın gözlerine bir daha bakamayacağız. Ölüm! Ne ürkütücü, soğuk bir kelime? İnsanı tarifi zor duygulara sürüklüyor. Oysa içinde yaşadığımız doğa için :
Ölüm, bir elmanın dalından düşmesi kadar doğal ve anlamlıdır.
Matem duyguları nedir bilir misiniz? Matem, yitip giden çok sevdiğin bir insanın ölümü karşısında hissettiklerimizdir. Yitip gitmesi ve asla geri dönmeyeceğini düşünmek insanı derin kederlere, acılara sürükler. Eğer insanın bu acılar karşısında yine de yaşıyor olmasının tek bir açıklaması vardır: o da bağışıklık sistemidir. İnsan, zamanla o hiç bitmeyecekmiş gibi gelen sızıların vücudun ürettiği (psişik) antikorlarla geri püskürtüp, etkisini yitirmesidir? Aksi durumda insan, hatta insanlık kederden ölebilirdi. Bu bilimsel gerçeği doğada sadece insan biliyor ve acısını çekiyor. Ağaç için yere düşen elma, sadece yeni, geri dönüşüm döngüsüdür.
Elma dalından ayrılırken ağaç, çığlık atmaz!
“Ölmek!” diyor Göthe  Genç Werther’in Acıları kitabında. ” Ölmek! Bunun anlamı ne? Ölümden söz ederken rüyada gibiyiz. İnsanları can verirken görmüştüm. Ancak, insan o kadar sınırlı bir çerçeveye hapsedilmiş ki, varlığının başı ve sonuna dair tek bir düşüncesi yok.”
Matem duygusunu sadece ölümler karşısında tatmayız. Birbirini seven iki aşığın ayrılması durumunda da benzer acılar yaşar insan. Acı çeken aslında kimyasal elçilerimizdir. Sevdiğinin kokusu, duruşu, bakışı biz ayrıldığımızda harekete geçer ve içimizde yanık bir yürek sızısı olarak yansır. Bu kimyasal altüst oluş kendisini, özlem olarak gösterir. Özleriz, göremeyince daha çok acı çekeriz. Kimyasal elçilerimiz birbirlerine kaynaşmadığı sürece bu acı sürer gider. İşte matem duygusunun verdiği acı, öteki acılardan bu nedenle ayrılır.
Biz, elmanın yere düştüğünü farkındayız. Elma, bizim acılarımızın farkında mı?
Erhan, Mustafa, Nalan…. Ve daha niceleri benzer acı ve sızılarla bizleri yalnız bıraktı. Ateş önce düştüğü yeri yakarmış, derler. Sevgili çocuklarının, güzel eşinin acılarını tahmin etmek bile istemiyorum. Onlar sadece bir tane, biricik babalarını yitirdiler.
Bizler her gün toprağa verdiğimiz onlarca arkadaşımızdan sadece birini daha yitirmiş olduk. Acımız büyük elbette. Hele bu Erhan gibi iyi bir arkadaşımız olunca bu acı daha da büyük oldu.
Gökten bir elma daha düştü,
Toprağı bol olsun. Filizlenip fidan olsun. Dal olsun. Tatlı elma olsun. Gelip geçenlerin gölgesi, ağzında tat olsun! Vücudunda vitamin, gözlerinde ışıltı aklında sen olsun sevgili Erhan. Bizler mi? Biliyorsun, daha önce yaşadın, tattın bu acıları. Gene de özlemeye, yazmaya, haksızlıklara karşı savaşmaya devam edeceğiz. Buda biz yaşayanların antikoru!
Sevgi ile kal Erhan İnal. 😔💐
Haber Etiketleri
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Ayselduman

🙏😓

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x