Gidenlerin ardından! İlhan İrem

HomeManşet Yazarlar

Gidenlerin ardından! İlhan İrem

Memet Sönmez

’70 li yıllar! Ah, o yıllar! Bir daha geri dönülür mü bilinmez ama
dönülürse kendimi o yılların ortasında bulmak isterim.
Siyah beyaz tüplü televizyonların akıp giden karıncalı
görüntünün ardına gizlenmiş genç şarkıcı; uzu, fovarileri,
omuzlarına düşen dalgalı saçları, yeni terlemiş bıyıkları ile
sahnede beliriyordu.
Az önce Sezen Cumhur Önal’ın programı bitmiş, ama o bildik sesi
kulaklarımızı doldurmaya devam ediyordu. “… Bakın, çikolata
renkli sanatçı Nat King Cole, kulaklarımıza hangi aşk dolu
şarkıyı fısıldıyor: Unforgettable…”
Siyah beyaz gazetelerle kaplanmış sol kitaplar, trenlerde, vapurlarda
okunurdu. Salaş caddelerin kaldırımlarından mayolu erkekler,
bikinili kızlar yürür, kimse kimseye laf atmazdı. Dondurmalar
Maraşlı, Romalıydı! Hakiki sütten kakao ve limondan yapılırdı.
Kalıp buzlar satılırdı dükkanların bodrum katlarında. Seyyar
satıcılar ve dondurma üreticileri için buz olmazsa olmazdı.
Suların sokak çeşmelerinden aktığı ve sebil olduğu yıllardı. Su
satmak garipsenirdi : ne ulen Allah ‘ın suyuna para mı
vereceğiz?denilirdi.
Madamlar, madmezeller, Perihan hanımlar, beyefendiler vardı İstanbul
lehçesi ile konuşan. İstanbul göç alırdı Anadolu ‘dan. Her gelen
itina ile asimile olur, şehre uyum sağlardı. İstanbul, İstanbul’
du.
Binalar üç, dört katlı ve renkli mozaik kaplıydı. Sepetler
salınır :
Bakkal Ahmet efendi, Ahmet efendi, iki şişe süt, bir francela ekmek
koyuver sepete… denilirdi. Yazlık sinemalar vardı. Hemde öyle
caddelerde, meydanlarda değil, sakaklarda, evlerimizin,
apartmanlarımızın arasındaydı. Kimimiz balkonlardan, camlardan
izlerdik sezona yeni girmiş filmleri. Evi, bilet
parası olmayanlar ağaçlara tırmanır, öyle izlerlerdi. Frigo,
Alaska, leblebi, çekirdek yenilir, (Fertek) gazozları içilirdi. Film
biter herkes, akın akın sahile iner, çay bahçeleri dolar, taşardı.
İstanbul! Ah, İstanbul! Arnavut kaldırımı caddeleri üzerine
plakçıların yeni çıkmış Sony, Akaı… kolonlu müzik sistemleri
bir birleri ile yarışır, yeni çıkan plakların seslerini
kulaklarımıza taşırdı. Kimse “gürültü” den şikayet etmezdi.
Tersine caddeleri, sokakları dolduran şarkılara eşlik edilir,
insanlar dans ederek yürürlerdi.
Ataköy plajı vardı bir zamanlar. Gümüş denizine dört metreden
düşen bir lira bile görünür, dalıp çıkartılırdı. Plajın
cankurtaranlarına, kızlar lafatar: imdat, imdat, cankurtaran yok mu?,
derler; erkeklerde kızlara ‘Yalancı Çoban’ hikayesini
hatırlatırlardı. O sırada plajın hoparlürlerinden İlhan İrem,
kalbi kırık sevgililere:
“… boş ver boş ver arkadaş başka bulursun…”

diye umut devşirirdi. Umudunu yitiren sevgiliye; yarınlar bizim
demiştin, diye sözünü hatırlatır:
“Hatırlar mısın bilmem
Yıllar geçti üstünden
Yağmurlu bir akşamdı
Söyledim sevgimi ben…” derdi.

 

 

İlham İrem ‘in sesi, Hümeyra’ nın Sessiz Gemi”sine dolar,
Nilüfer’in umutsuzluğa düşen sevgililere, o yılların gemisinde
yolculuk yapanlara:
“… Ara sıra bazı bazı
Gelsen bile gönlüm razı
Yeter ki görsün gözlerim
Aşkın olmaz çoğu azı… ” şarkısını okurdu. Dinlerdik hep
beraber. ’78 kuşak insanların yaşadıkları aşklara dokunmuşlar,
umut vermişlerdi.


İlhan İrem, ah İlhan İrem bir dönemin simgesi. Ama inan İlhan
yaşayacaksın. Çünkü çok güzel şarkılara, sözlere imza attın.
Ve sen, “yaşam kısa sanat sonsuz” denilmesine iyi bir örnek oldun. Ve
bunun içindir ki gelecek kaç kuşağın düşüncelerinde,
aşklarında yaşamaya devam edeceksin. Yattığın yerde insanlar seni
dinlemeye gelecekler.
Bize güzel anlar, duygular yaşattın, teşekkürler İlhan İrem.
Seni, senin sözlerinle uğurlamak istiyorum:
“… Giderken bıraktığım
Asmalar üzüm olmuş
Yerlerde bütün kollar
Bütün bağlar bozulmuş…”

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments