Perşembe, Nisan 23, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

İRAN SALDIRISI VE İSRAİL ‘’YANCILIĞI’’

Altan Açıkdilli by Altan Açıkdilli
15/06/2025
in Manşet Haberler, Ortadoğu, Yazarlar
A A
0
İRAN SALDIRISI VE İSRAİL ‘’YANCILIĞI’’
0
SHARES
480
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Ne demiştim son yazımda? ‘’Bu topraklarda her zaman tuhaf şeyler olur. Alıştık artık buna.’’ Ama öyle bir şey oldu ki bırakın buna alışmak, tahammül etmek bile olanaksız. Hangi birini anlatsam sanırım eksik kalacak. Ancak dünkü İsrail saldırılarından sonraki, İsrail yancılığına değinmeden edemeyeceğim. Fakat yine de bu ‘’halk düşmanlığı’’ konusunu yazının sonuna ek olarak ele alıp, öncelikle dün geceki İran’a yönelik, Siyonist İsrail saldırısının bazı satır aralarını, yorumlamaya çalışacağım.

Dün gece (yazı yayına girdiğinde evvelki gece olacak) ben de hepimiz gibi televizyonun başında, İsrail’in İran’a olası saldırısının olup olmayacağını izlemeye çalışıyor ve çeşitli analizcilerin(!) tahminlerinden çok, ellerindeki bilgi parkurunda ne gibi somut doneler var onu anlamaya çalışıyordum.

Analizci abiler, gece 02.00 sularında Trump’ın açıklamaları ile rahatlamış olsalar da ben hala bu saldırının yapılacağını düşünenlerdendim. Buraya kadar sabredip, sabah 04.00’te kalkmış olmanın uykusuzluğuna dayanamayıp uyumuşum. Sabah ise hepimizin karşılaştığı o ilginç manzarayla karşılaştım. İsrail İran’ı vurmuştu. İlginç olan bu değildi tabii ki. İlginç olan, bu hikâyede yerine oturmayan bir şeylerin olmasıydı. Biraz açalım.

Haberlerde kısaca öğrendiğimiz bazı bilgileri kısaca aktarıyorum.

İran Devrim muhafızları komutanı öldürülmüştü. Yine İran Genel kurmay başkanı evinde uyurken bombalanmıştı. Ardından öğrendik ki nükleer araştırmadan sorumlu altı uzman, yine evlerinde bombaların hedefi olmuştu. Ve hepsi de öldürülmüştü. Yine bu ölümlerin bilgisi basına İran tarafından verilmişti.

Yine dün gece programları izlerken gördüm ki, İran hava sahasını sivil uçuşlara bile kapatmamışken, İsrail ise kendi halkına sığınaklara gitme eğitimi veriyordu.

Bırakın İran gibi geleneği ve derinliği olan bir devleti, herhangi bir kabile bile böylesi bir durumda gafil avlanmazdı.

İşte yukarıdaki tüm veriler art arda geldiğinde anlamsızlaşıyordu ve beni olmaz sorular sormaya zorluyordu. O zaman birlikte soralım.

Birincisi; benim gibi bir adamın bile bu gece savaşın olacağını düşünürken, Nasıl oluyordu da ülkenin Genel Kurmay Başkanı evinde oluyordu ve hatta uyuyordu. Normal şartlarda böylesi bir ortamda yerin bilmem kaç metre altındaki gizli karargahında olması gerekmez miydi?

İkincisi; nasıl oluyordu da ülkenin en güçlü adamlarından biri olan Devrim Muhafızları Komutanı (ülkenin en seçkin birlikleri, hatta ordusu) savunma hatları inşa edeceğine, yer altında bilmem nerelerde planlar yapması gerekirken, bir dron saldırısıyla öldürülebiliyordu.

Üçüncüsü; nasıl oluyordu da Nükleer programı yürüten 6 bilim insanı evlerinde bombaların hedefi oluyordu. Oysa biliriz ki Hollywood filmlerinde bile bu tip insanlar yerin bilmem kaç metre altında özel sığınaklarda çalışırlar. Üstelik bunlarla da sınırlı değil. Komuta kademesinden önemli isimler de vardı öldürülenler listesinde. Peki, geleceği apaçık belli olan bir saldırıda nasıl oluyor da açık hedef olmuşlardı.

Dördüncüsü; gecenin ilerleyen saatlerine kadar nasıl olmuştu da (üstelik açık bir saldırı beklenirken) hava sahasını sivil uçuşlara dahi kapatmamıştı. Oysa yine biliriz ki bu, hem radar algılama güvenliğini felç eder hem de böylesi bir durumda hava savunma sistemlerini devreye sokamazsınız. Çünkü bu sistemler uçan nesnelere otomatik olarak hassas radarlarla kilitlenerek çalışır ve böylesi bir durumda aktive ederseniz, düşman uçağından fazla yolcu uçağı vurursunuz.

Daha pek çok soru sorabiliriz. Ama en dikkat çekici olanlar bunlar. Şimdi bu soruları sanki biraz aydınlatır gibi olan bir başka durumu konuşabiliriz.

Nasıl oluyordu da tüm bu kayıpları İsrail’den önce İran açıklıyordu. Oysa biliriz ki düşman saldırılarından sonra (psikolojik etkiler de savaşın bir alanıdır) normalde düşman, ‘’vurduk, öldürdük, imha ettik’’ gibi açıklamalar yaparken; vurulan, bu haberleri yalanlar, yalanlamasa bile oyalar bazı dolambaçlı açıklamalar yapar ancak birkaç gün sonra biraz saptırmalı olarak kabullenir. Oysa bu olayda İran, sabahın erken saatinde düşmanından önce kayıplarını açıkladı.

Yukarıdaki açıklamaların ve olayların ardından ise Türkiye’den Bahçeli’nin sesi duyuldu. (Ses dediğime bakmayın ‘’aslında sesi yok’’ (D. Adalı). Hastalandığından beri de duyan olmadı. Açıklamalar hep yazılı. Tabii ki kimin yazdığı belli. Bu sefer de açıklama X’ten yani eski twitter’den yazılı olarak geldi. Başta klişe pek çok şey söyledikten sonra dilinin altındaki baklayı çıkartıyordu. ‘’İran’a yapılan operasyon bir yönüyle Türkiye’ye verilmiş sinsi mesajdır.’’ (Sizce ne mesajıdır bu?) Evet bu kısım çok önemli ve şöyle devam ediyor. ‘’Aynı şekilde Türkiye Yüzyılına mühür vuracak kutlu hedeflere, terörsüz geleceğe ve ayağa kalkan diriliş ruhuna karşı dolaylı tepkidir. İçimizdeki İsrail lobisine rağmen milli birlik ve dayanışma şuurumuz kudret ve kuvvetimiz olarak düşmana korku, dosta da güven verecektir.’’

Aslında bahçelinin açıklamasıyla tablo daha da netleşmiş oluyor.

Biliniyordu ki İran uzun zamandır kendisine saldırılar konusunda bir hazırlık yapmaktaydı. Bu hazırlık iki yönlüydü. Hem askeri hem de politikti. Askeri kısım bu yazının kapsamında değil. (Yine de söyleyelim, eğer olaylar göründüğü gibiyse, vay o İran’ın haline. Ama yinelemekte fayda var. ‘’eğer gerçek göründüğü gibi olsaydı, bilime gerek olmazdı’’ diyor Marx.) Politik hazırlıklarını ve hamlelerinin ise iki ana hattı vardı. Birincisi; kendisine açılacak savaşı olabildiğince ertelemek ve düşmanlarının iç çelişkilerine hamle yapmak, ikincisi ise düşman cepheyi daraltmak ve özellikle TC’yi düşman saflardan düşürmek, savaşın tarafı olmasını engellemek, olarak özetlenebilir.

Bunlardan birincisinde epey başarılı olduğu söylenebilir. Yıllardır kendisi hedeftedir (BOB projesi) ve bu anlamda bu süreci epeyce geciktirmiştir. İkincisinde ise ne olduğunu devletin resmi sözcüsü Bahçeli’nin yukarıdaki sözlerinden öğreniyoruz. Anladığımız kadarı ile TC, İsrail tarafından, (Aslında İran tarafından) İran savaşı sürecinin dışına itilmiştir. Diğer bir deyişle İran, kendisi açısından daha tercih edilir bir devletle savaşmaktadır. Bu savaşın İsrail ile olması, İsrail’e müttefik olan komşu ülkeleri kendi halklarının olası baskıları nedeniyle zora sokmuştur.

TC, ABD için İran’la savaş hazırlığı yaparken, İsrail kendisinin süreç dışına itileceğinden ve alacağı paydan kayıpları olacağı, endişesiyle ve yine İran’ın savunma ‘’zafiyetlerinin’’ de cazibesiyle (Savaş bu. Mevcut açıklar yem midir gerçek zafiyet mi bilemiyorum, bunları ilerdeki günlerde anlayacağız), İran’a saldırmıştır. Hiç şüphe yoktur ki İran bu saldırıya derhal karşılık verecek ve İsrail’i (ABD’yi saymazsak) kısmi yalnız bırakarak savaşmak isteyecektir. Üstelik İsrail ile sınırının olmamasından dolayı, kara harekatı olasılığı düşük veya sınırlı bir savaş.

Böylece verdikleri ve aldıklarına bakarsak İran, kendisi aleyhine olan koşulları kısmen düzeltmiştir. Öyle ya an itibari ile İran’ın komşuları için İsrail’den yana olmak artık dışsal olarak olmasa da iç muhalefetlerin baskısı nedeniyle zorlaşacaktır. TC dahi İsrail’in savaştığı bir ülkeyle efendisi ABD’ye rağmen savaşa girmekten çekinecektir. Girse de içerideki muhalefetin süreci tersine çevirme olanakları yüksektir.  Ama Bahçeli’nin sözlerinden anlaşılıyor ki bu savaşa katılma konusunda TC hala heveslidir. Hem de kendinden beklenen hazırlıkları tamamlamamasına rağmen.

Bu savaşta İsrail, İran içi muhalefetten başka müttefik bulmakta zorlanacaktır. Zaten İngiltere bu saldırıyı onaylamamıştır. Ama süreçte yine de İsrail’i yalnız bırak(a)maz. Yani İran kendine karşı yürütülecek olan bu savaşta nispeten, tercih ettiği devletle savaşarak, kısmi bir rahatlama sağlamıştır.

TC’nin ise İçeride, önüne ABD tarafından konulan, (oyalama) ‘süreç(i)’’ adıyla yürüttüğü İran’a askeri müdahale manevraları, an itibari ile elinde patlamış görünüyor. (Belki de ABD tarafından bu görev TC’de başka bir kesime de verilmiştir. Şu an için kestirsek de tam olarak bilemiyoruz ama oyunun dengesi bozuldu)

İran İsrail’le sınırdaş değildir (Suriye’yi saymazsak) Yani İsrail ile bir kara savaşının ihtimali pek yüksek değil. En azından pratik değil. O sebeple bir savaşa tutuşulacaksa, bunun İsrail ile sınırlı kalması İran devletinin göreli de olsa lehine görünüyor. Ve yine aynı nedenlerle İsrail ile yürüteceği bir savaş hem iç dinamiklerin denetlenebilirliği açısından, hem de tescilli bir katille dövüştüğü için uluslararası dengeler açısından, daha kabul edilebilir görünüyor.

Yukarıdaki tüm süreci bu anlamda değerlendirmek, süreçleri daha iyi anlamamızı sağlayan olanaklar sunuyor.

Şüphesiz ki yeni savaş durumu daha pek çok hamleye gebedir ve taraflar hamlelerini henüz tamamlamamıştır. Carl Von Clausewitz’in dediği gibi, eğer ‘‘savaş, politikanın başka araçlarla devamından başka bir şey değildir’’ ise politika da savaşın kazanılması için kör gücün yeterli olmadığının anlamı olarak, karşımızda bir süreç olarak hala önemini koruyor.

Her şeyden önce bunun bir NATO operasyonu olduğunu unutmamak lazım. NATO’ya bağlı güçler kendi aralarında daha çok çıkar için sürtüşseler de hepsi de İran’ın paylaşımında nihayi olarak ABD emrindedirler ve müttefiktirler. İngiltere’nin planı beğenmeyip ‘’İsrail’e karşı bir İran saldırısına cevap vermeyeceğiz demesinin anlamı belki bir taktik belki bir planı beğenmeme görüşü olabilir. Bizlerin asıl bilmesi gereken, Somut olarak bu işgalci ve kan emici güçlerin bölgeden kovulması gerekliliğidir. Bu önümüzde olmazsa olmaz bir görevdir.

(Bu konuyu daha derinlikli tartışacağımız, sonhaber.ch’nin youtube kanalında pazartesi 21.30’da yayınlayacağımız ‘’Gündem/yorum/Analiz’’ programımıza katılımınızı bekleriz)

Yazının bundan sonraki kısmında ise kısa da olsa bu saldırının yarattığı ve yazımın başında belirttiğim ‘’Bu topraklarda her zaman tuhaf şeyler olduğu’’ konusuna değinmeden geçemeyeceğim.

Iran rejiminin gericiliği üzerinden, İran’ı eleştirmek, Siyonist İsrail ve Katil ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirerek sömürge alanlarını genişletme siyasetine ortak olmaktır. İranlı mollaların savunulacak hiçbir tarafı yoktur ve İran halkları er ya da geç şüphesiz, bunları tarihin mezarlığına gömecektir. Ancak Ortadoğu’nun yeniden paylaşımı, İran’ın yeraltı zenginliklerine çökme planı olan ABD ve Siyonist İsrail politikalarına alkış tutmak, bir akıl tutulmasıdır. Bir gün onlar kendilerini affetse bile, tarih asla affetmeyecektir.

Fütursuzluk ve kendini bilmezlik öyle bir hal almıştır ki İsrail’e methiyeler düzen bir güruh oluşmuştur.

Filistin halkının katili İsrail’e methiyeler düzenleri, “iyi ki varsın” diyenleri de gördü bu gözler. Artık insan soyundan kopuşun, insan olmanın bilinçli erdeminden çıkışın, kendini ne kepaze hale düşürebileceğine şaşırmamaya alışmak istemiyorum.

Peki bu şahıslar; İsrail, gerici mollalara gericilikleri yüzünden saldırdı sanacak kadar cahil midirler? Tabii ki hayır. Sadece bir manipülasyonla, bir hokus pokusla gerçekliği bükmeye çalışıyorlar ve peşlerinde sürükledikleri güruhu da bu oyuna figürasyon korosu olarak katıyorlar. Bu örgütlü kötülüğün etkisidir.

Ağızlarından çıkanlar hafızalar ile orantısızdır.

İran’ı vurdu diye ‘’helal olsun’’ dedikleri bir İsrail vardır. Oysa aynı İsrail, Suriye’de halkları katleden tüm cihatçı çeteleri desteklemiyormuş gibi. Cahil olabilirsin. Sığ bir dünya görüşüne de sahip olabilirsin. Ama bir katilden kahraman yaratmak, edep sınırlarının ötesidir ve inanın İran’da ve TC’de mazlum olmuş halklara, bundan daha büyük bir zararı isteseniz de veremezsiniz. ‘’İyi ki varsın’’ dediğiniz İsrail’in elinde, Ezidiler’in kanı var. Kobane’de IŞİDE’e direnenlerin kanı var. Suriye’de Arap Alevi’nin kanı var. Lübnan halklarının kanı var. Ve o iyi ki varsınız dediğiniz İsrail’in elinde on binlerce Filistinli çocuğun kanı var. Sizin hiç utanmanız yok mu? Anlaşılan yok. Ama bizim Madleen’imiz var. Ve İsrail ile ABD’nin yaptıkları, yapacaklarının garantisidir. Girdikleri her ülke cihatçı çetelerin semirdiği alanlar olmuştur. Eğer bir Laik ve demokratik bir ülke hayal ediyorsanız, Afganistan’a, Suriye’ye bakın. Ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Bakınız bunlar resmi rakamlar.

Bugüne kadarki Gazze’ye yapılan saldırılarda, 17 bin 210 çocuk, 11 bin 742 kadın olmak üzere toplam 42 bin 885 kişi öldürüldü, 100 bin 544 kişi de yaralandı. Bu rakamlar sadece yılbaşına kadar olanlar. Bu rakamların içinde bugün yaşanan ambargo nedeniyle aç kalan ve saldırılar sonucu sakat kalan çocuklar yok. Açlıktan sefaletten, hastalıktan ölen çocuklar yok. Muhtemeldir ki koşullar yüzünden ölenler, bombalarla öldürülenler kadar vardır. (Aslında rakam değil, hepsi insan diye bağırmak geliyor içimden). Siyasi olarak her türlü görüşle tartışırız. Bir doğru yol bulmaya çalışır, fikrimizi örgütlemeye çabalarız. Ama terbiyesizliğe, zalim destekçiliğine ve insanlık düşmanlığına, yollar kapalı olmalı. Hele de konu bir savaş şakşakçılığı, zalim övücülüğü iken.

Sorun bir bilme ve bilmeme durumu değildir. Sorun vicdansız olma durumudur. Elbette molla rejiminin zulümlerine, başta Kürt halkı olmak üzere, İran’da yaşayan halklar er ya da geç tokat gibi bir yanıt verecektir. Ama demokrasi, barış, adalet gibi kavramları olmayan, İran kaynaklarına çökmekten başka amaçları bulunmayan, ABD ve tetikçisi Siyonist İsrail’in bölge halklarına kan ve gözyaşından başka verecekleri bir şeyi yoktur. ABD bölgeden kovulmadıkça, halkların göz yaşları hiçbir zaman dinmeyecek.

Kürt arkadaşlarımın molla rejimine karşı hıncını anlıyorum. Kolay değil. Çok can verdiler. Çok zulüm gördüler. Ama İsrail’in bu saldırıları, asılan Kürtlerin öcünü almak için yapmadığı, aksine yeni Kürt katliamlarını da tezgahlayarak ya da tetikleyerek Kürt halkını savaşın içine çekerek yeni katliamların da müsebbibi olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Saldırılar derhal durdurulmalı, ABD bölgeden defolmalıdır. Halkların tescilli katili ABD’nin hiçbir ülkeye götürebileceği bir demokrasisi yoktur. Kendi ülkesine bile verecek demokrasisi olmayan bu saldırgan halk düşmanı katil devlet, yer yüzünden bir devlet olarak ortadan kalkmadığı sürece, halklara verebileceği tek şey, kan ve gözyaşıdır. Bunu Vietnam’dan, Irak’tan, Suriye’den Filistin’den biliyoruz. Katillerin savaş çığlığına ortak olmamak için katilden yana olmak değil, barışın sesini yükseltme zamanıdır.

Akıl tutulmasını aşıp, savaşa dur deme zamanıdır. “ABD bölgeden defol” deme zamanıdır. Her kim ki bu yöndeki beyanlarından bir çare umuyorsa ya politikadan anlamıyor ya da bilinçli olarak zalimden yana taraf oluyordur.

Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, Vietnam’da; nasıl ki halkların ölümüne karşı çıktıysak yine öyle karşı durmak, bırakın sosyalistliği insanı bir görevdir. Entelektüel cilalanmışlıkla, ‘’ama’’ diye başlayan cümleler, savaştan yana olup halklara karşı olmaktan başka bir iç plandan başka bir şey değildir.

ABD önderliğinde TC ve İsrail bölgede yıllardır, gerici, faşist, katil sürülerini beslediler, mazlum halkları kırdırdılar, yönetebilmek için kullandılar. Bakınız IŞİD örneği hala ortada. Suriye’de yaşananlardan farklı bir formatları yoktur. İran gericiliğine karşı ileri bir demokrasi kuracaklarını iddia etmek, saflık değilse art niyetli olmaktır.

Suriye’de Esat rejimine karşı destekledikleri; IŞİD, HTŞ, ÖSO denilen çeteler hala varlığını sürdürürken, politik, pratik ve organik olarak iktidara getirilmişken, Molla gericiliğine karşı bu kan emici devletlerin bir demokrasi havarisi gibi sunulması, sosyalizmden, devrimden, Kapitalist-Emperyalizm’den bir şey anlamamış olmakla açıklanamaz. Bu olsa olsa zalimin yanında bir çıkar ortaklığının örgütlediği, süslü sözlerle kamufle edilebilmesinden başka bir şey değildir. Dün İsrail’in Filistin’e saldırılarına ‘’ama’’ diye cümlelerle başlayanlar, bugün orada katledilen bütün çocuklara karşı işlenen cinayetlere iste(me)seler de ortak olmuşlardır. Ağzımızdaki tek şiar ‘’Zalime karşı mücadele, halklar için barış’’ olmalı. Zalimlerin defolup gitmesi, olmalı. Bunun dışındaki her cümle, bundan sonra işlenecek cinayetlere, ortak olmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.

 

Tags: Altan Açıkdilli
Previous Post

İran’dan İsrail’e yeni füze saldırıları: Can kaybı 3’e yükseldi

Next Post

Natanz Nükleer Tesisinde radyasyon ve kimyasal Sızıntı: UAEK saldırı sonrası uyardı

Altan Açıkdilli

Altan Açıkdilli

Yazarın Diğer Yazıları

6-7 Eylül ve Kolektif Bellek
Manşet Haberler

6-7 Eylül ve Kolektif Bellek

08/09/2025
Anlamak ve Değişmek
Manşet Haberler

Anlamak ve Değişmek

13/08/2025
Efendi Taklidi Yapan Köleler
Manşet Haberler

Efendi Taklidi Yapan Köleler

05/08/2025
Kendini ve Kainatı Bilmek
Manşet Haberler

Kendini ve Kainatı Bilmek

29/06/2025
Bahçeli’nin Rolü, NATO ve Savaş Hazırlıkları Süreci
Manşet Haberler

Bahçeli’nin Rolü, NATO ve Savaş Hazırlıkları Süreci

22/06/2025
Babalar Günü ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri
Manşet Haberler

Babalar Günü ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

21/06/2025
Next Post
Natanz Nükleer Tesisinde radyasyon ve kimyasal Sızıntı: UAEK saldırı sonrası uyardı

Natanz Nükleer Tesisinde radyasyon ve kimyasal Sızıntı: UAEK saldırı sonrası uyardı

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

F.Ç.’nin İsviçre’den yükselen çığlığı: Sadece yaşamak istiyorum

F.Ç.’nin İsviçre’den yükselen çığlığı: Sadece yaşamak istiyorum

by Sonhaber
23/04/2026
0

İbrahim Esen- İsviçre’de sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya olan üç çocuk annesi F.Ç., yaşadığı şiddeti, hukuk mücadelesini ve hayatta...

Tele1 alarmı: Gazeteciler Cemiyeti’nden satışa karşı acil direniş çağrısı

Tele1 alarmı: Gazeteciler Cemiyeti’nden satışa karşı acil direniş çağrısı

by Sonhaber
23/04/2026
0

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Tele1 televizyonunun Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından 28 milyon lira bedelle satışa çıkarılmasına sert tepki...

TBMM’den kritik düzenleme: Doğum izni uzatıldı, 15 yaş altına sosyal medya yasağı geldi

TBMM’den kritik düzenleme: Doğum izni uzatıldı, 15 yaş altına sosyal medya yasağı geldi

by Sonhaber
23/04/2026
0

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilen yeni kanun teklifiyle çalışma hayatı, sosyal hizmetler ve dijital platformlara ilişkin önemli...

Travmayı kadınların dilinden anlatan eser raflarda: Ayla Türksoy’dan feminist bir direniş anlatısı

Travmayı kadınların dilinden anlatan eser raflarda: Ayla Türksoy’dan feminist bir direniş anlatısı

by Sonhaber
23/04/2026
0

Ayla Türksoy’un kaleme aldığı Travmayı Kadınca Yeniden Yazmak: Bir Feminist Direniş Biçimi yayımlandı. Eser, travmayı yalnızca psikolojik bir yara olarak...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik