Antakya sinemayla gülüyor
İlkokul dördüncü sınıfta olmalıyım, öğretmenimiz bir yazı okudu. İlginç bir yazıydı, bütününü de yazarını da anımsamıyorum, aklıma gelen adı ise ‘ya yanlışsa’ diye aktarmayayım size. Mealen, “Almanya, İkinci Dünya Savaşının ardından ne hastane ne yol ne başka bir şey yaptı. İlk yaptıkları tiyatroları ayağa kaldırmaktı. Çünkü sanat tüm yaraları saracak en iyi ilaçtır”. İkinci Dünya Savaşının üzerinden, kabaca bir hesapla 80 yıl geçti, benim bu yazıyı duymamın ise 60 yıl. Belleğime mıh gibi çakılı kaldığı için olsa gerek hep sanatın önemini vurgulamaya çalışıyorum.
Antakya ise yerle bir olduğu o büyük depremden çıkalı daha bir yıl bile olmadı. Birçok eksiği var. Birçok zorunlu, temel ihtiyaçlar karşılanamıyor bile. İnsanlar öyle çaresiz, öyle mahzun, öyle umutsuz ki… üzerlerine yapışan o kem talihin tozlarını silkinip atmak için ufak bir işaret bekliyor.
Sinema şifadır…
- Antakya Uluslararası Film Festivali, tam da bu koşullarda, sadece Antakyalılara değil, depremden etkilenen herkese bir şifa olmak için, “Antakya varsa ben de varım” sloganıyla 13 – 19 Ekim tarihleri arasında yapılacak. Festival koordinatörü Atakan Metin, alışılagelen konforun bulunmadığı, bulunamayacağı bir festivali yapacaklarını, ancak sinemanın şifa veren o sihirli dünyasıyla umutları dirilteceklerini açıkladı. Çok akılcı bir kararla, festivali il, ilçe ve bütün büyük konteynır yaşam alanlarına yaydıklarını söyleyen Festival Başkanı Mehmet Oflazoğlu, festival destekçilerine teşekkür etti.
Gülmek devrimci eylemdir…
En önemli duyuruyu festivalin uzun metraj bölümünün başkanlığını yürüten Murat Şeker yaptı. Şeker, hemen tüm festivallerde asık yüzlü filmlerin seçkilere alındığını; Antakya’nın bu yılki durumu nedeniyle insanların gülmeye ihtiyacı olduğunu; buna bağlı olarak da bir pozitif ayrımcılıkla güler yüzlü filmleri seçtiklerini söyledi. Katılmamak elde mi Şeker’in bu düşüncesine…
Meral Orhonsay Sinema Onur Ödülüne, Vadullah Taş ise Sinema Emek Ödülüne değer görüldü. Ödüle değer görülen iki sanatçı da, Antakya’nın böylesi bir etkinliğe ihtiyaç duyduğunu, bunun rehabilitasyon yolunda bir ilk adım olacağını dile getirdi.
Sinema hayat verir…
Sanat, yaşamı güzelleştiren, insanı yaşama bağlayan, gelişmelerin önünü açan bir fırsattır; sinema ise tümünün bileşeni olarak çok daha iyi işler insanın gönlüne, aklına.
- Uluslararası Antakya Film Festivali, diğer tüm eksikliklere karşın deprem yaralarını sarmakta olmazsa olmazımız olmalıdır. Sürdürülebilir bir mutluluk için sinemadan vazgeçilemez.
Sansürün etkisi…
Basın toplantısında, festival sorumlularının Antalya Altın Portakal’da yaşananlara değinmemesi belki normal karşılanabilir, ama sinemacıların yaşananlara bir tepki göstermemesi kabul edilebilir bir şey değil, bana göre. Gerek kamera arkasında gerek öğretim görevliliği sürecinde gerekse sinema yazılarıyla bu alanda yıllarını vermiş biri olarak sansürün sessizce karşılanmasını boyun eğmek olarak görüyor ve içime sindiremiyorum.

Toplantı sırasında kimsenin değinmemesi içime dokundu ve içim içimi yedi. Toplantı sonrası ayaküstü konuştuğumuz sinemacılara gönül koyduğumu söyledim. Sadece bir arkadaş, Altın Portakal’da yaşananın sansür olmadığını, yasaklama olduğunu ileri sürdü ve kavram kargaşası yaratmanın kimseye yararı dokunmayacağını söyledi.
TDK sözlüğüne göre, sansür: denetlemek, yasaklama ise engellemek anlamına geliyor. Bu anlamıyla belki de bir kez daha kavramları konuşmamız gerekiyor.
Ancak olanlar oldu ve egemen erk kazandı, sinemamız kaybetti ve belki de en önemlisi, Altın Portakal gibi bir festivalin sonu geldi. Yazık.














