Korkut Akın
Bayram tatillerinin bir iyi yanı var; özellikle 9 güne çıkarılmışsa, İstanbul gerçekten boşalıyor ve nefes alabilecek bir ferahlık yaşanıyor “Bizans eskisi” kentte. Hele de bu yılki gibi bahara denk gelmişse, beton yığını arasında kalakalmış yeşilin coştuğu bu günleri gerçekten değerlendirmek gerekir. “Ne duruyorsun be, at kendini denize…” dediği gibi şairin, atın kendinizi sokaklara. Hem sakinliğin hem baharın hem de sanatın kendine özgü güzelliğini bir arada yaşayın; tatilin ardından yine karmaşa, yine koşturmaca, yine sıkıntı, stres saracak zaten.
İlk olarak yeni mekânları anlatmalıyım… Bulgur Palas ile Haliç Tersanesi üzerine yazmıştım, “eski yazılar”dan bulunabilir. Artistanbul Feshane, Müze Gazhane, Yedikule Gazhanesi, Cendere Sanat Müzesi, Metrohan, Casa Botter İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kazandırdıklarından… Çok güzel, çok gerekli, çoktan da çok önemli merkezler… Yeni açılan Çubuklu Siloları’nı (hem Boğaz havası almak hem de dijital sanatın yaşamımıza girişini kutlamak/karşılamak amacıyla) gezdim. Gerçekten çok başarılı… Muhakkak ki, daha da iyi olacaktır, biraz deneyim kazanıp da insanları çektiğinde, inanıyorum. Ancak İBB’nin, nedense bir türlü beceremediği, belki de kabul etmediği bir büyük eksiklikle dolaşıyorsunuz tüm mekânlarını… Hiçbirinde ne bir bülten ne bir broşür ne de bir tanıtım var. Birileri evine götürecek, çevresindekilere verecek/gösterecek, onlar da gelip gezecek… ama bir küçük belge yok alabilecekleri. Silolar ne zaman, ne için kurulmuş, ne kadar hizmet vermiş, niye kapatılmış, Belediye üstlenmeseydi oraya ne yapılacaktı veya hangi ranta kurban edilecekti (bu, aynı zamanda propaganda malzemesi anlayana) bilmek istiyor insan. Şimdi bu yazıda da değinebilseydim çok iyi olurdu; görevli genç arkadaşlar da bir şey diyemediler. Bu, orayı restore edip sanat alanına çevirmek kadar (hatta belki daha da fazla) önemli, tabii bana göre.
Bir doktor izliyor…
Galata’nın herkes tarafından bilinen, Bankalar Caddesi, artık değişiyor, hem eski havasını koklamak hem de değişimin izlerini sürmek için gidilebilecek (tatil olduğu için araç trafiği de alabildiğine seyrektir, bu bir şans aslında) yerlerden. Art Nouveau tarzında, hemen her saat birilerinin anı fotoğrafı çek(tir)tiği Kamondo Merdivenlerinden çıkınca, hemen sağda, yıllarca ibadete açık, ama son yıllarda sanat merkezine dönüşmüş Terziler Sinagogu, Schneidertempel Sanat Merkezi’nde ağırlıklı karikatür, ama hemen her seferinde yaşamın içinde, yepyeni anlamlar yüklü sergiler oluyor. Mehmet Altuğ, karikatür, fotoğraf ve resim çalışmaları ve kazandığı ödüllerle bilinen bir hekim. Hekimlerin genel yapısında mı, aldıkları eğitimde mi var, bilemem, ama hep izlenimci sanat yapıyorlar ve izlediklerini aktarıyorlar bizlere… Gözlediklerini de diyebilirim, aslında. Altuğ, bu kez resimleriyle selamlıyor bizleri… Klasik, eski zaman tabloları gibi, hani şu “tam kartpostallık” denilenlerden… Anlaşılmıştır, değil mi, manzara ağırlıklı resimler yapıyor ressamımız. Kentin o boğucu havasından sıyrılmayı sağlayan çerçeveler yeni umutlar yeşertiyor. Sanatçının sergilenen çalışmalarında ışık ve renk etkisi insanı çarpıyor. Benim duvarımda da olsa dedirten resimler, insanı o evrene sokuyor ve yepyeni düş(ünce)ler yaşatıyor. Doğrudan duygulara sesleniyor ve bunda da çok başarılı… İzlenimlerim sergisi 27 Nisan’a kadar açık…
Tan Oral, Gülsüm Elsever ve sanatçıyla birlikte hazırladığı sergide, en hoşuma giden şeylerden biri de sıra gözetilmemesi… Tablonun ışık ve renk dengesine, birbirine uyumuna dikkat edilmiş asılırken. Hoş da olmuş.
Neler var, neler var daha…
Pandemi, seçimler, deprem ve sel felaketlerinin ardından, “Mart’ın sonu bahar” sloganına tam denk gelen bayram sevinci ancak sanatla taçlanabilir… Kurumsal (İstanbul Modern, Pera Müzesi, Meşher, Arter, Pilevneli, Bozlu, Resim Heykel Müzesi, AKM vb.) ve özel galeriler (İstiklal Caddesinde, Tophane’de, Nişantaşı’nda, Çukurcuma’da, Moda’da vb.) sizleri bekliyor. İFSAK’ta fotoğrafa doymak, İstanbul Sinema Müzesinde Devrim Erbil’in daha önce görücüye çıkmamış dijital çalışmalarını da içeren sergisini gezmek büyük keyif kuşkusuz.
Sanat sağaltır
Adil Okay’ın bitmek bilmeyen çalışma azmi bilinen bir gerçek. Hapishanelerden “Görülmüştür” damgalı şiirler, mektuplar, öyküleri görselleştirdiği, fotoğrafları yorumlattığı çalışmalardan tanıyoruz onu.
Antakya Sanat Kolektifi ile İstanbul’da, Hatay Dayanışma Derneği 06-27 Nisan 2024 tarihleri arasında, “Öyle Bir Yere Geldik Ki… Hiçbir Sokağın Adı Yok” başlıklı deprem gerçeğine parmak basan fotoğraf sergisi… unutmaya, unutturulmaya karşı bir tavır.
Yaşadım diyebilmek için sanattan, kitaptan uzak kalmayın…

















