Tokat Yöresinden Bir Türk(ü)

HomeManşet Yazarlar

Tokat Yöresinden Bir Türk(ü)

Fatma İrier’e…

 

Yıl 1993, Bingöl Karlıova’da küçük Philips radyomdan BBC Türkçe haberlerden kendi yaşadığımız yeri ve ülkeyi dinliyorduk, yorgun bir köy damında. Yaş mı; yirmi dört, bugün de yitirmedim o ideallerimi, dün gibiyim, dün söylenen o türkü gibi.

Haberin birinde şöyle diyordu spiker, yani radyodaki konuşmacı kadın, yirmi üç yıldır aranan terörist Teslim Töre ve örgüt arkadaşları İstanbul’da yakalandı.  Töre’nin tek başına olmadığını sanırım bir ya da iki gün sonraydı Erzurum Mahallebaşı’nda aldığım Hürriyet’in manşetinden okudum. Kimler yoktu ki, Türkiye Komünist Emek Partisi / TKEP merkez komitesi tümden alınmıştı, en çok da Erbakan diye bildiğim Ergün Adaklı ağabeyim ve bugün aramızda eksilen bir türkü Fatma İrier ablamız ve sonra diğer merkez komite üyeleri… Gazeteler o günde bugünkü gibi gayet istikrarlı şekilde bu çizgilerini sürdürüyorlardı, yazarları değişti de yazıları ve yazgıları değişmedi malum basınımızın! Unutamıyorum kötülük dolu o manşetleri!

Teslim yoldaştan Fatma’ya nasıl gelinir bilmiyorum, nerden gidilir onu da bilmiyorum ama sanırım Tokat yollarından gitmek en doğrusu, taşlı Tokat yollarından, değil mi Sidenur! Belki de Malatya’daki Sultan Suyu’nun o ince sesinden aramalı bu türkü(yü.)

Türkü Türk’ten geliyor, onun dışlanmışlığına karşı bir sözlü karşı koyuştur. İşte bu sabah Tokat yöresinden bir Türk(ü) ayrıldı aramızda derken türkülerin yollarında ayağımıza batan o dikenlerin acısını, geçmişini, anısını, ağrısını, ki ağrı da bir coğrafyadır, bunu en iyi Fatma bilir, bir Türk olarak bir Kürdün “ağrı”sını.

Ağrıya gitmek de Ağrıya gidememek kadar ideolojik bir duruştur aslında.  İnsanın kendi kaderini tayin etmesi kadar dürüstçe bir duruştur, işte Fatma bu duruşun en güzel yerindeydi; Teslim gibi, Erbakan gibi, bu arada Erbakan demişken arasın onu bazı eski kuşaklar, ona sorsunlar bu son zamanlarda yetmişli yılları tartışırken, kitap yazarken de, dua ederken de. Erbakan (Ergün Aadaklı) benim dua yoldaşım…

Şimdi, Sidenur diyeceğim, isminin bütün harflerini yıllar önce alan ama her harfini devrimden ve devrimcilerden alan; Sinan Cemgil’den, Deniz’den sonra sınır boyu Urfa’da kan revan olan Avni’den alan Sidenur, annen Fatma Ablamız bir türkü değil midir, Tokat’taki o taşlı yollar ile Malatya’daki toprak yolların türküsü değil midir? Ya da dün, daha dün İran’da saçlarını kesip kesip İslam Faşizmine karşı ateş yapan kadınların türküsü değil midir, hııı sen söyle güzel sesli sanatçımız Sidenur.

Belki biz yokken bile Sidenur, annenin ve babanın saçlarında karlar kırılıyordu, şimdi de biz bu saçları kırılanların poyrazını biçmiyor muyuz, gömleğimizden kalbimize doğru kırılan o düğmelere inat.

Şimdi bu taziye mesajını yazıyorum ama türkülerin katledildiği bu coğrafyadayım, yanında olamayacağım, mezarlara, başkalarının mezarlarına bakamayacağız, önümde iliklediğim bu kirli gömleğimin ekmeğini eğilip alamayacağım ama yüreğim seninle Sidenur. Hiç kimse el vurup yare’ni incitmeyecek, senin gamlı yaslı gönlüne eğiliyorum, bir Türk(ü) gibi…

“Gelen Babamdır” türküsünü tamamlayacaksın, “giden de annemdi” dizesini ekleyerek.

12 Eylüllü o köpek kadar karanlık olan o yıllardan bugün de köpek kadar karanlık olan bu günlere uzanan anıların Filistinli Fatma’sı, Suriyeli Fatma’sı, Kürdistanlı Fatma’sı bugün senin toprağa gidişin, çeşminin toprakla buluşması yani… Çeşmi’ndeki siyah toprakta eriyecek, yarın olacak, bu topraklara ve senin gözlerine kar yağacak; anılarına, acılarına, “ağrı”larına kar düşecek. Belki Teslim’in yazdığı bir makaleyi okuyup yeniden ona eleştiriler getireceksin, kim bilir. Ben burada şiirler yazacağım belki de, Sidenur yeniden seslendireceği bir türküyü dokuyacak bir kumaşa; unutulan taşlı yollarda, Tokat’ta, Malatya’da, kayayı delen bir incir ağacının altında…

Güle güle Fatma Ablam, selam eyle Teslim’e, aşkın ve ölümün hasreti ile; herkes iyidir de, merak etmesin, “su akar yatağını bulur.”

Mazlum Çetinkaya

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments