Kırmızılı kadının peşinden giden olmalı(yız).

HomeManşet Yazarlar

Kırmızılı kadının peşinden giden olmalı(yız).

Korkut Akın

“Bir elmanın iki yarısı” dedikleri var ya, tam da dünya bana göre. Baksanıza her şey karşılıklı… İyi kötü, az çok, güzel çirkin, düzgün yamuk… fazla az, şişman zayıf, uzatılabilir kuşkusuz.

Bir de eşkıya aşkiya var. Eşkıyayı biliyorsunuz, her ne kadar varsıldan alıp yoksula veriyorsa da işin içine silah külah girince pek içime sinmiyor. Namlı eşkıyalar var, İnce Memed en belirgin örnek hemen aklıma gelen.

Bir de aşkiyalar var, dünyaya hem iyi güzel, narin ve nazenin bakan… Aşkla bakan, iyilik isteyen, güzellik isteyen. Haklısınız az, ama var. Var değil mi? O zaman onları çoğaltmak lazım. Var mısınız çoğaltmaya…

Dünyanın en önemli, en kısa aşkını yaşayan aşkiyanın öyküsünü anlatmak isterim sizlere…

Fransız İhtilalinde, hani şu, devrim kendi çocuklarını yiyor denilen dönemde… Yargıçlar hemen herkesin giyotinle idamına karar veriyormuş. (Aradan 250 yıl geçti, bizde hâlâ ağızları sulandırıyor idam sözcüğü, o günlere dönmek isteyenlerce.) Azalmak ne kelime, ne kadar çok idam edilirse edilsin artıyormuş muhalifler. (Demek ki pek bir yararı yok idam hükmünün…) Hem zaten iktidar da sürekli değiştiğinden muhalif kim, yandaş kim pek belli değilmiş.

İdama götürülenler kırmızı elbise giydirilip demir kafesli arabalarla, halka gösterile gösterile götürülüyormuş idama.

Bir gün, adı geçen demir kafesli arabada, bir kadın dimdik başı yukarıda, hatta az biraz da küçümseyerek bakıyormuş kırmızılar içinde götürülürken… biri, öykümüzün kahramanı, kadınla göz göze gelmiş. Bir an, sadece bir an. İşte o an âşık olmuş adam. Kadın gururlu, şöyle bir bakıvermiş sadece. Belki de o gururlu bakışa, duruşa vurulmuş adam.

(Ne ayıp değil mi, adlarını unuttum. Çetin Altan anlatırken adlarını hatta unvanlarını bile söylemişti… keşke not alsaydım. Demek ki kalemi kağıdı ayırmamak gerekir yanımızdan.)

Neyse…

Adam, kalabalığı yara yara koşmuş arabanın peşinden, bir yandan da bağırıyormuş, “Durun! Durun!” Görevlileri aşamamış bir türlü. Halkın bağırış çağırışları arasında, adamın sesi ulaşmamış cellatlara. Gerçi ulaşsaydı pek bir şey değişir miydi, bilinmez. (Sahi, bizde de kulaklar sağır, gözler kör değil mi, söz idama gelince…)

… ve kadının boynunu vurmuş giyotin. Gözlerinin önünde.

Çok acı. Adam ne yapacağını bilemez halde… Bağırıp çağırmaya, küfretmeye başlamış. Ortalığı dağıtmış, insanlara sataşmış. İstiyormuş ki, kendisini de hemen oracıkta idam etsinler, kanları karışsın birbirine, elleri değmediyse de… Dünyada kavuşamamışlar ama öbür dünyaya birlikte gitsinler istemiş.

Tabii ki kurallar, yasalar var. Önce yargılanman gerekir, suçlu bulunursan idam edilirsin demişler. (Bizde öyle olmuyor, savcılar, yargıçlar değiştiriliveriyor yerli yersiz, gerekli gereksiz. Sizler iyi biliyorsunuz; ama bu bizde olan bir şey değil. Beraat edenler bile aynı mahkeme tarafından ve tabii, hukuk ayaklar altına alınarak mahkûm ediliyor, ayniyle vaki.)

Adam süklüm püklüm razı olmuş kaderine… Olacak bu ya, koşullar değişmiş, idam cezası vermez olmuş mahkemeler. Deli divane olmuş adam, kırmızı elbiseleri uçuşan o kadına kavuşamazsa diye…

Sonu önemli mi sizce? Bence değil. Dünyanın en kısa aşkının hikâyesini okudunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Emre Ergamalı

Atları da vururlar, diyeyim..🖌👍